islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
9,5013
EURO
11,0481
ALTIN
548,60
BIST
1.519
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
16°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
17°C
Pazar Sağanak Yağışlı
18°C

Kafir ve müşrikin sınırlı bir ömürde işledikleri küfür ve şirkin cezası, nasıl sınırsız bir cehennem olur?

Kafir ve müşrikin sınırlı bir ömürde işledikleri küfür ve şirkin cezası, nasıl sınırsız bir cehennem olur?

Dr. Vehbi KARAKAŞ

SORU: Allah’ın varlığına inanmayan ve Allah’a ortak tanıyanlar ebedî olarak cehennemde kalacaklardır, dediniz; bunların bu dünyadaki ömürleri sınırlı, sınırlı bir ömürde işlenen günahın cezası nasıl sınırsız cehennem olur? Allah’ın adaleti ve merhameti buna nasıl izin vermektedir?

CEVAP:

İşlenen günah basit, sıradan bir günah değil. İşlenen günah günahların en büyüğü: Küfür ve şirk. Küfür yani Allah’ı inkâr, şirk yani Allah’a ortaklar tanıma günahı altı açıdan sonsuz bir cinayettir. 

1-Küfür üzerine ölen bir kâfir, bu dünyada ebedî bir ömür yaşayacak olsaydı, o sınırsız ömrünü her hal-u kârda küfür ile (Allah’ı inkâr ile) geçireceği şüphesizdi, niyeti öyleydi. Çünkü kafirin ruh cevheri bozulmuştur. O bozulmuş olan kalbin sonsuz cinayete kabiliyeti vardır. Binaenaleyh ebedî cezası, adalete aykırı değildir. 

2-O kâfirin isyanı ve inkârı, her ne kadar sınırlı bir zamanı işgal ediyor ise de kâinattaki sınırsız varlıkların Allah’ın birliğine dair yapmış oldukları sınırsız şehadetlerini yalanlamak olduğundan bu da sonsuz bir cinayet sayılmıştır. 

3-Küfür, yani Allah’ı inkâr, Allah’ın sayısız nimetlerine karşı bir küfran, bir nankörlük olduğundan, sınırsız bir cinayet olmaktadır. 

4-Küfür, sonsuz olan bir Allah’ın ezelî ve ebedî zâtını ve sonsuz sıfatlarını inkâr etmek olduğundan sonsuz bir cinayet olmuş, sonsuz cinayet de sonsuz azabı gerektirmiştir. 

5. İnsanın vicdanı sınırlı olsa da ebede bakıyor, içten içe ebedi istiyor. Sonsuzluk isteyen bu sesi susturduğu ve duymazlıktan geldiği için sonsuz cezaya müstehak görülmüştür. 

6. Zıtlar birbirlerine karşı olsa da birçok noktalarda benzerlik gösterirler. Binaenaleyh iman, ebedî lezzetleri meyve verdiği gibi, küfür de ahirette pek acıklı ve ebedî acıları netice verir.[1]

Gazalî de, kâfirlerin ebedî azapta kalmalarının sebebini Allah’u Teala’yı asla sevmemelerine, hatta ondan uzak kalmayı istemelerine bağlamıştır.[2] Yani sayısız iyilik ve ikramlarından dolayı ebedî aşk ve sevgiye layık olan bir Allah’ı sevmeyen ve ebediyyen O’na düşmanlık hissi besleyen bir insanı Allah, nasıl affetsin ve ne diye onlara rahmet nazariyle baksın? 

“Kısa bir zamandaki küfre karşılık sınırsız bir zaman cehennemde hapis nasıl adalet olur?” sualine İşârâtü’l-İ’caz adlı eserin müellifi, bir de matematiksel açıdan Ebedî cehennemin, adalet olduğunu isbat eder ve şöyle der: 

Sene 365 gün hesabıyla bir dakikada gerçekleştirilen katl (cinayet), yedi milyon sekizyüz seksen dörtbin (7,884.000) dakika hapsi gerektirmesi adaletin kanunudur. Bir dakika küfür (yani bir dakika Allah’ı inkâr ederek yaşamak) bin katl hükmünde olduğundan bir adam yirmi sene ömrünü küfürle geçirse ve küfürle ölse adaletin kanunuyla elli yedi tirilyon iki yüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin adalet kanunuyla hapse müstehak olmaktadır. Birbirinden son derece uzak iki sayının münasebet sırrı şudur: 

Katl ve küfür tahrip ve tecavüz olduğu için başkasına tesir yapar. Bir dakikada olup biten cinayet, zahirî adete göre en azından maktulün on beş sene hayatını söndürüyor. Onun yerine hapse giriyor. Bir dakikalık küfür ise: 

1-Allah’ın bin bir ismini inkâr ve o isimlerin cilveleri olan harika nakışlarını hafife almak, 

2-Kâinatın hukukuna tecavüz ve kemalatını inkâr,

3-Allah’ın birliğine dair sayısız ve sınırsız delilleri yalanlama ve şahitliklerini reddetmek… olduğundan kafiri bin seneden fazla esfel–i safiline, cehenneme atar. “Halidîne fîha ebedâ=Onlar o cehennemde ebediyyen kalacaklardır” ifadesinde hapseder.[3]  

Mektubatta da bu mesele şöyle tahlil edilir:

Gerçi kâfir az bir ömürde bir günah işlemiştir fakat, o günah içinde sonsuz bir cinayet vardır. Çünkü küfür, bütün kâinatı tahkir, kıymetlerini tenzil, kâinattaki her biri birer sanat harikası olan varlıkların Allah’ın birliğine dair yaptıkları şehadetlerini yalanlama ve mevcudat aynalarında cilveleri görünen Allah’ın isimlerini hafife almak demektir. Onun için kâinattaki varlıkların hakkını kâfirden almak üzere, mevcudatın sultanı olan Kahhar-ı Zülcelal’in kâfirleri ebedî cehenneme atması hak ve adaletin tâ kendisidir. Çünkü nihayetsiz cinayet, nihayetsiz azabı ister.[4]

Şairin:  

“Ateş benim yuyan yıkayan emziren annem 

Bir arınma kurnası olsa gerek cehennem” 

Dediği gibi Cehennem, aff-ı şahaneye mazhar olamamış müminlerin günahkârları için bir arınma kurnasıdır, bir temizlenme aracıdır. Ama kâfirler için bunu söylememiz mümkün değildir. Çünkü onların affa kabiliyetleri mümkün olmadığı gibi temizlenmeye de halleri müsait değildir. Allah’ın affetmediğini kimse affetmeye kalkmasın, Allah’ın merhamet etmediğine kimse merhamet etmeye tevessül etmesin. Zira, Allah’ın merhametinden fazla merhamet, merhamet değildir. 

Küfür (Allah’ı inkâr) cehennemin bir çekirdeğidir. Cehennem de onun meyvesidir. Küfür, cehenneme girmeye sebep olabileceği gibi cehennemin vücuduna ve icadına dahi sebeptir. 

Küçük bir izzeti, küçük bir gayreti, küçük bir celali bulunan küçük bir hâkime bir suçlu: “Sen beni cezalandıramazsın!” dese; herhalde o yerde bir hapishane olmasa da tek o suçlu için bir hapishane kurulur, o mücrim oraya atılır. 

Halbuki kâfir, inkârı ile ve küfrüyle kime baş kaldırıyor biliyor musunuz? İzzeti sonsuz, gayreti sonsuz, azameti sonsuz, kudreti sonsuz bir Zat’a baş kaldırıyor. Her şeye gücü yeten bir Allah’ı yalanlamış oluyor, ona acizlik isnad ediyor. “Sen beni cehennemle cezalandıramazsın” demekle hâşâ Allah’ı yalancılık ve acizlikle suçlamış oluyor. İzzetine şiddetle dokunuyor, gayretine dehşetli dokunduruyor. İsyanla celaline ilişiyor. Elbette, farz-ı muhal cehennemin varlığına hiçbir sebep bulunmasa dahi bu derece yalanlamayı, inkârı ve Allah’a acizlik yaftasını yapıştırmayı içeren bir inkâr günahı için cehennem yaratılır ve o kâfir onun içine atılır.[5]  

Akıl ve nakil özet olarak diyorlar ki: Kudreti, azameti, izzeti ve gayreti sonsuz bir Allah’ı inkâr etmek gibi bir cinayetin cezası da elbette sonsuz cehennem olacaktır.

Binlerce masumun hakkını çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüzlerce mazlum hayvanı parçalayan bir canavarı öldürmek adalet içinde mazlumlara bin rahmet değil midir? Bir de bunun tersini düşünelim. O zalimi affetmek ve canavarı serbest bırakmak yüzlerce biçareye binlerce merhametsizlik olmaz mı? 

İşte o zalim, cehennem hapsine ebediyyen mahkûm olan mutlak kâfirdir. Ki o kâfir inkârıyla kâinatta Allah’ı zikreden bütün masum varlıkların gururunu incitiyor, onların hukukuna tecavüz ediyor. Böyle bir zalime acıyıp affa layık görmek, kâinatta Allah aşkıyla inleyen, ağlayan ve çağlayan bütün masum varlıklara merhametsizlik olur. 

Onun için Allah, “Kendisini tanımayanları ve kendisine ortak koşanları asla bağışlamayacağını” ilan etmiştir.[6] Allah, böyle bir kâfiri cehenneme atmasa, haklarına tecavüz edilen sayısız davacılara sayısız merhametsizlikler olur. İşte o davacılar cehennemin var olmasını istedikleri gibi Allah’ın celalinin izzeti ve kemalinin azameti dahi cehennemin vücudunu isterler.[7] 


[1] İşârâtü’l-I’caz, 81-82.

[2] Gazalî, Kimyay-ı Saadet, 91.

[3] Lem’alar, 28. Lem’a, (Osmanlıca), 573

[4] Mektubat, 12. Mektup, 40.

[5] Sözler, 28. Söz, 503

[6] Bkz. Nisa, 4/48

[7] Şualar, 11. Şua, 2. Nükte, 193-194

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.