
İnsan, rızkının bazen daralması bazen de bollaşması suretiyle imtihan edilir. Yüce Allah, kâinattaki her şeyi dengeli yaratmıştır. Kıyamete kadar gelecek olan insan ve diğer canlıların rızkı dünyada mevcuttur. Dünyadaki fakirlik problemi Allah’ın yarattığı nimetlerin azlığından değildir. Sorun, dağıtımındaki dengesizlikten, adaletsizlikten ve tercih edilen insanlık ayıbı ideolojik yapılanmadan; emek dümeni kapitalizmi tercihten, zenginlerin arka bahçesinde “kemik yalamaya” razı olan liberal aparatlardan kaynaklanmaktadır. Dağıtımdaki asıl adaletsizlik, insanlık ayıbı olan kapitalizmin marifetidir. Bu ideolojik yapılanmayı hesaba çekmeksizin en ufak bir daralmada Allah’a nankörlük yapmak ve işi kaderle ilintilendirmek doğru bir davranış değildir.
Bilemediğimiz hikmetlere binaen rızkımızda daralma olursa bunun da bir imtihan olduğunu unutmayalım. Şu ayeti iyi kavrayalım: “Ama ne zaman ki (Allah verdiği nimetlerin bir kısmını geri alıp) rızkını daraltarak onu imtihan etse, (hemen ümitsizliğe, yılgınlığa kapılır verenin de, alanın da Allah olduğunu, bu imtihan dünyasında nimetlere şükrederek, sıkıntılara sabrederek Rabb’ine kulluğa devam ettiği takdirde çok daha büyük nimetlere kavuşacağını düşünmez de bunun ilâhî adaletsizlikten kaynaklandığını sanır ve büyük bir nankörlükle) “Rabb’im beni küçük düşürdü!” der.”[1]
Bilinmeli ki siyaset kurumunun adalet ve tevhidi kurallar üzerine bina edilmemesi dünyada dağıtımla ilgili ciddi bir sorunu; fakirlik problemini gündeme getirmiştir. Siyaset tevhidi temeller üzerine oturmadıkça da sömüren-sömürülen ilişkisi bitmeyecektir. Burada yapılan en önemli yanlış; dağıtımdaki adaletsizliği siyasetle ilişkilendiremeyen kimseler, kaderle ilinti kurmak suretiyle Allah’a isyanı tercih etmektedirler. Hâlbuki rızkı çok yönlü yaratan Allah’a isyan yerine şükredip isyanlarını adil olmayan işveren ve adil dağıtımı esas almayan emperyalist siyasi yapılanmaya yapmaları elzemdir. Bunu fark edemeyenler sömürülmeye ömür boyu razı olan zavallı kimselerdir. Akıldan çıkarılmaması gereken husus, Allah Teâlâ’nın herkes için yarattığı rızkı zalim siyasetin adalet üzerine bölüştürmemesidir. Din, böyle bir siyaset karşısında “Dilsiz şeytanlar olmamalarını” mü’minlerinden istemektedir. Böyle soylu bir teklifi yüklenmekten kaçınan kişilerin, asıl suçluya savaş açmak yerine Allah’a isyanı tercih etmeleri, Yüce Allah’ın anında ceza vermemesinden dolayı korkakların cesaretini artırmaktadır. Hâlbuki elinde ekmeği olmayan kişilerin dünya sisteminin sağ ve sol ucuna ucuz oy deposu olmak yerine onlara karşı sistematik ve örgütlü bir mücadele vermeleri gerekmez mi? Olması gerekeni yapmayan yoksullar kapitalizmin taktikleriyle dirençlerini kaybetmekteler ve ağaların dişlilerine kurban olmayı tercih etmektedirler.
Tevhidi ve adil bir siyasanın var olduğu bir ortamda semavi birtakım musibetlerle insanlar imtihan olurlarsa, yapılması gereken sabretmektir. Her türlü çıkış yollarını aramak suretiyle imtihanı başarmaya gayret etmektir. Şu ayet, zor durumlarda bizlere çıkış yolunu göstermekte ve teselli etmektedir: “Biz, sizleri biraz korku, açlık, mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksiltmekle imtihan ederiz. (Bütün bu olumsuzluklar karşısında isyan etmeyip) sabredenleri müjdele.”[2] Rızık bollaştığı zaman sevinç duyup daraldığı zaman Allah’tan yüz çevirmek ve “Uçurumun kenarında gibi Allah’a (pragmatik) kulluk yapmak”[3] müşrikçe ve münafıkça bir davranıştır. Hayatının standartları bozulan bazı kimseler, iman kalplerine yerleşmediği için en ufak bir daralma anında dine karşı cephe almışlardır. “Allah dilediğine rızkı daraltır, dilediğine genişletir…”[4] ama herkesi de imtihan eder. Rızkın bollaşması ve daralmasında insanın tercih faktörünü de unutmamak gerekir. Tercih faktörüne göre hayatta özne olan kişinin zalim siyasete teslim olmaması şarttır. Paranın ve kaynakların dümenini gavura teslim edip sonra da fakirlikten sızlanmanın bir anlamı yoktur.
Elinden gelen gayreti ve direnci göstermesine rağmen başına gelen semavî musibetlere sabretmeyen kimse kaybettiği gibi, elde ettikleriyle şımaran, kendini malın tanrısı sayan, israf ve savurganlığı hayat tarzı haline getiren, elde ettikleriyle firavunların saraylarına taş taşıyan; verili dünya sisteminin bekası için sermayesini kullanan, kazandıklarından yoksulların ihtiyacını gidermeyen, fakirlerin sosyal problemlerine çözüm olmayan zenginler de gerçek anlamda şükretmedikleri için kaybetmişlerdir.
[1] Fecr 89/26
[2] Bakara 2/155.
[3] Hac 22/11.
[4] Zümer 39/52.