islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7354
EURO
55,1566
ALTIN
6.759,47
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

KARDEŞ KARDEŞE DÜŞÜYORSA, MİRAS MI BÜYÜDÜ; DÜNYA MI?

KARDEŞ KARDEŞE DÜŞÜYORSA, MİRAS MI BÜYÜDÜ; DÜNYA MI?
A+
A-

KARDEŞ KARDEŞE DÜŞÜYORSA, MİRAS MI BÜYÜDÜ; DÜNYA MI?

Mal Sahibi Kim, Mülk Sahibi Kim?

Bir anne-baba düşünün…

Yıllarca evlatlarını büyütüyor.

Aynı sofraya oturtuyor, aynı evin içinde kardeşliği öğretiyor, hastalandıklarında başlarında bekliyor, düştüklerinde kaldırıyor.

Sonra bir gün…

Anne veya baba vefat ediyor.

Ve geride bıraktığı birkaç parça mal, yıllarca aynı sofrayı paylaşmış kardeşleri birbirine düşürüyor.

Bir ev…

Bir tarla…

Birkaç dükkân…

Bir miktar para…

Ve bazen küçücük bir miras için koskoca kardeşlikler parçalanıyor.

Dün birbirinin canı olan insanlar, bugün mahkeme kapılarında birbirlerine karşı saf tutuyor.

Peki ne değişti?

Mal mı çoğaldı, kardeşlik mi azaldı?

Aslında mesele sadece miras değil.

Mesele, insanın dünyaya nereden baktığıdır.

MAL SAHİBİ KİM?

İnsanoğlu bazen sahip olduğu şeyleri gerçekten kendisinin zannediyor.

“Benim evim…”

“Benim tarlam…”

“Benim param…”

“Benim dükkânım…”

“Benim mirasım…”

Oysa Kur’an insanın bu “benim” duygusunu sarsan çok daha büyük bir hakikati önümüze koyuyor:

“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.”

Biz bu dünyaya gelirken elimiz boş geliyoruz.

Giderken de elimiz boş gidiyoruz.

Arada bize verilen şeylere ise emanet diyoruz.

İşte bütün mesele burada başlıyor.

Çünkü insan emaneti mülk zannettiği anda, ona sahip olmakla yetinmiyor; onun uğruna kardeşini bile karşısına alabiliyor.

Oysa Kur’an’ın öğrettiği hakikat şudur:

Mülkün gerçek sahibi Allah’tır.

Biz ise ancak emanetçiyiz.

“MAL DA YALAN, MÜLK DE YALAN…”

Dilin aşina olduğu bir söz vardır:

“Mal da yalan, mülk de yalan; var biraz da sen oyalan.”

Bu söz, dünya malının geçiciliğini anlatan güçlü bir hatırlatmadır.

Çünkü bugün üzerinde hak iddia ettiğimiz evin, yarın kapısından cenazemiz çıkabilir.

Bugün “benim” dediğimiz tarlada, yarın başkasının ayak izleri dolaşabilir.

Bugün bölüşemediğimiz serveti, yarın arkamızdan gelenler bölüşebilir.

Hatta daha acısı…

Bizim birbirimize düşerek alamadığımız malı, başkaları bizim arkamızdan kavgasız gürültüsüz paylaşabilir.

İşte insanın düşünmesi gereken yer tam da burasıdır.

KUR’AN MİRASI BİZE BIRAKMADI; BİZE TARİF ETTİ

Kur’an-ı Kerim, miras meselesini insanların keyfine bırakmamıştır.

Nisâ Suresi’nin 11. ve 12. ayetlerinde miras paylaşımına ilişkin hükümler ayrıntılı biçimde ortaya konur.

Kız ve erkek çocukların, anne-babanın ve eşlerin mirastaki hakları açıklanır.

Nisâ Suresi 176. ayette de mirasla ilgili başka bir durum ayrıca açıklanır.

Yani Kur’an bize yalnızca:

“Kardeşlerinizi sevin.”

demiyor.

Aynı zamanda:

“Mallarınızı nasıl paylaşacağınızı da Allah’ın koyduğu ölçülere göre belirleyin.”

diyor.

Burada çok önemli bir nokta var:

Miras meselesi, sadece aile içi bir anlaşmazlık değildir.

Allah’ın belirlediği bir hakkın sahibine teslim edilip edilmemesi meselesidir.

Bu nedenle mirasta bir başkasının hakkını yemek, “Aile içinde hallederiz.” denilerek geçiştirilebilecek basit bir mesele değildir.

Çünkü ortada kul hakkı vardır.

KARDEŞİNİN HAKKINI YEMEK, KENDİ ÇOCUĞUNA HELAL Mİ?

Bazen miras kavgası öyle bir noktaya gelir ki insanın dili tutulur.

“Ben daha çok emek verdim.”

“Ben anne-babama baktım.”

“Ben bu evde kaldım.”

“Ben yıllarca bu tarlayı işledim.”

“Benim daha fazla hakkım var.”

Bunların bazıları gerçekten dikkate alınması gereken meseleler olabilir.

Ama hak ile haksızlığın birbirine karıştırıldığı yerde şu soru sorulmalıdır:

Allah’ın belirlediği hakkın üzerine kendi hesabımızı koymaya hakkımız var mı?

Bir insanın hakkı gerçekten varsa, hakkı verilsin.

Ama yoksa…

Kardeşinin payını kendi çocuklarına aktarmak, bunu “aile malı” diyerek meşrulaştırmak, hak sahibini susturmak veya baskı altına almak…

Bunlar Müslümanın kolayca geçebileceği meseleler değildir.

Çünkü mirasın sahibi biz değiliz.

Hakkın sahibi Allah’tır.

BİR EV, BİR TARLA, BİRKAÇ ALTIN…

Bazen insanın imtihanı çok büyük paralarla gelmez.

Birkaç dönüm arazi…

Bir ev…

Bir araba…

Birkaç bilezik…

Bir banka hesabı…

Fakat küçücük bir dünya malı, insanın kalbindeki büyük bir problemi ortaya çıkarabilir.

Çünkü insanın gerçek zenginliği sahip olduklarının çokluğu değil, sahip olduklarının karşısında kalbinin ne hale geldiğidir.

Resûlullah ﷺ, dünya malının insan üzerindeki çekiciliğine dikkat çekmiş ve dünyanın tatlı ve çekici olduğunu, Allah’ın insanları yeryüzünde birbirlerinin yerine geçirerek nasıl davranacaklarını imtihan ettiğini bildirmiştir.

Demek ki mesele malın varlığı değil.

Malın kalbe girmesidir.

Mal elinde olabilir.

Ama kalbine girdiğinde insanın kardeşini bile unutturabilir.

İMAN EKSİKLİĞİ Mİ?

Peki kardeşler arasında çıkan miras kavgalarının temelinde iman eksikliği mi vardır?

Bazen evet.

Ama meseleyi yalnızca “imanı zayıf” diyerek açıklamak eksik kalır.

Çünkü burada başka bir problem daha vardır:

Hayata Kur’an ve sünnet perspektifinden bakamamak.

İnsan ölümü unutuyorsa…

Hesabı unutuyorsa…

Kul hakkını unutuyorsa…

Malın emanetten ibaret olduğunu unutuyorsa…

Allah’ın koyduğu miras hükümlerini kendi arzusunun önüne koyamıyorsa…

O zaman mesele yalnızca bilgi eksikliği değil, dünya tasavvurunun bozulmasıdır.

Kur’an bize dünyanın bir oyun, eğlence, süs, övünme ve mal-mülk yarışından ibaret hale gelmemesi gerektiğini hatırlatır.

Çünkü dünya geçicidir.

Asıl kalıcı olan ise Allah katındadır.

KARDEŞİNİ TANIMAZ HALE GELEN İNSAN…

İnsanı en çok yaralayan şey bazen malın paylaşılmaması değildir.

Kardeşliğin paylaşılmamasıdır.

Aynı anne-babanın çocukları…

Aynı evde büyümüşler…

Aynı sofradan yemek yemişler…

Belki aynı yatağın üzerinde çocukluklarını geçirmişler…

Birbirlerinin hastalığını, sevincini, korkusunu bilmişler…

Sonra bir miras meselesi çıkıyor.

Ve kardeş kardeşe:

“Sen kimsin?”

diyebiliyor.

İşte asıl kayıp burada başlıyor.

Çünkü bazen insan bir ev kaybetmiyor.

Kardeşini kaybediyor.

Bir tarla kaybetmiyor.

Ailesini kaybediyor.

Birkaç yüz bin lira fazla almak için ömür boyu sürecek bir kardeşliği kaybediyor.

Ve insanın kendisine sorması gerekiyor:

Ben gerçekten kazandım mı?

MİRASIN EN BÜYÜK KAYBEDENİ BAZEN MİRASÇININ KENDİSİDİR

Düşünün…

Kardeşinizin hakkını aldınız.

Evin büyük kısmı sizin oldu.

Tarlanın tamamına yakınını üzerinize geçirdiniz.

Paranın çoğunu aldınız.

Peki sonra?

O kardeşinizin yüzüne bakabilecek misiniz?

Çocuklarınızın önünde bunun hesabını verebilecek misiniz?

Ve daha önemlisi:

Allah’ın huzurunda bunun hesabını verebilecek misiniz?

İşte insanın burada durması gerekir.

Çünkü Allah Resûlü ﷺ, miras hukukundaki payların sahiplerine verilmesi gerektiğini bildirmiştir.

Bu, aslında çok açık bir uyarıdır:

Hakkı hak sahibine ver.

BİR DE ANNELER-BABALAR VAR…

Miras kavgasının bir başka tarafında da anne ve babalar var.

Bazen anne-baba hayattayken çocukları arasında adaletsiz tasarruflar yapılıyor.

Bir çocuğa daha fazla…

Diğerine daha az…

Birine ev…

Diğerine hiçbir şey…

Sonra yıllar geçiyor ve kardeşler arasında kırgınlıklar büyüyor.

Burada da adalet duygusu kaybedilmemelidir.

Çocuklar arasında haksızlığa yol açacak uygulamalardan kaçınmak gerekir.

Çünkü anne-babanın bıraktığı mirasın kardeşleri birbirine düşürmesi ne kadar acıysa, anne-babanın hayattayken yaptığı adaletsizliğin yıllar sonra kardeşleri birbirine düşürmesi de o kadar acıdır.

MİRAS KAVGASI BİR AİLE MESELESİ DEĞİL, TOPLUMSAL BİR YARADIR

Bugün miras yüzünden birbirine küsen kardeşler…

Mahkemelik olan aileler…

Yıllarca görüşmeyen amca-yeğenler…

Birbirinin cenazesine bile gitmeyen akrabalar…

Bunlar münferit hadiseler gibi görülebilir.

Ama aslında toplumun büyük bir yarasına işaret ediyor.

Çünkü aile çözülürse toplum da çözülür.

Kardeşlik duygusu zayıflarsa akrabalık zayıflar.

Akrabalık zayıflarsa toplumun dayanışma damarları kurur.

Ve sonunda insan, kendi kardeşine bile güvenemez hale gelir.

İşte bu yüzden miras meselesine sadece:

“Kim ne kadar alacak?”

diye bakamayız.

Asıl soru şudur:

“Biz malı paylaşırken kardeşliğimizi neden kaybediyoruz?”

ASIL MİRAS NEDİR?

Belki de burada başka bir mirası hatırlamamız gerekiyor.

Anne ve babalarımızdan bize kalan yalnızca evler, tarlalar, paralar ve dükkânlar değildir.

Bize bir isim kaldı.

Bir aile kaldı.

Bir dua kaldı.

Bir hatıra kaldı.

Bir kardeşlik kaldı.

Ve belki de en önemlisi:

Birbirimize emanet edildik.

Anne-babamızın mezarına gittiğimizde, orada bize ait hiçbir tapu senedi olmayacak.

Ne evimizi götürebileceğiz…

Ne tarlamızı…

Ne bankadaki paramızı…

Ne de mahkemede kazandığımız miras payımızı…

Orada sadece amellerimiz olacak.

Kur’an’ın bize hatırlattığı gerçek de budur:

“Her canlı ölümü tadacaktır.”

Dünya malı ise geride kalacaktır.

KAZANMAK İSTİYORSAN KARDEŞİNİ KAYBETME

Miras paylaşımında hak neyse verilsin.

Kur’an’ın koyduğu ölçü neyse ona uyulsun.

Hukuk ne diyorsa o uygulansın.

Gerçekten kimin hakkı varsa hakkı teslim edilsin.

Fakat bir insan hakkını ararken bile kardeşliğini öldürmek zorunda değildir.

Çünkü hakkını almak başka şeydir;

kin tutmak başka şey.

Adalet başka şeydir;

intikam başka şey.

Hakkını aramak başka şeydir;

karşı tarafın hakkını gasp etmek başka şey.

Müslümanın ölçüsü burada ortaya çıkar.

SON SÖZ: MAL KALIR, KARDEŞLİK GİDERSE…

Bir gün hepimiz öleceğiz.

Arkamızdan evimizde oturanlar olacak.

Tarlamızı sürenler olacak.

Paramızı harcayanlar olacak.

Belki adımızı bile hatırlamayanlar olacak.

Ama geriye bir şey kalacak:

Nasıl bir insan olduğumuz.

Kardeşimizin hakkını koruduysak…

Adaletli olduysak…

Anne-babamızdan kalan emaneti hakkıyla paylaştırdıysak…

Kimsenin hakkını yemediyseniz…

Dünya malını kardeşliğimizin önüne geçirmediysek…

İşte o zaman gerçekten kazanmış oluruz.

Ama birkaç metrekare toprak için kardeşimizi kaybettiysek…

Birkaç altın için gönül kırdıysak…

Bir ev için yıllarca sürecek küslükler bıraktıysak…

Ve bütün bunları yaparken Allah’ın huzuruna gideceğimizi unuttuysak…

O zaman elimizde çok şey kalmış gibi görünse de aslında çok büyük bir kayıp yaşamışızdır.

Çünkü:

Mal da yalan, mülk de yalan…

Asıl gerçek olan, insanın Rabbine götüreceği amellerdir.

Ve belki de insanın kendisine sorması gereken en ağır soru şudur:

“Ben bu dünyada mirastan ne kadar pay aldım?” değil…

“Bana emanet edilen kardeşliğin hakkını ne kadar korudum?”

Çünkü Allah’ın huzurunda mesele sadece:

“Ne kadar malın vardı?”

olmayacak.

Asıl meselelerden biri de:

“Sana verilen nimetlerle ne yaptın ve insanların hakkına nasıl davrandın?”

olacaktır.

İşte miras kavgasının bize bıraktığı en büyük ders budur:

Dünya malı kardeşten değerli hale geliyorsa, sorun malda değil; insanın mala yüklediği anlamdadır.

Ve Kur’an’ın bize öğrettiği hayat anlayışında;

mal emanet, mülk Allah’ın, insan ise imtihandadır.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.