islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
23°C

KEMALİSTLERE MEVLİT OKUTMAK MÜFTÜYE Mİ KALMIŞ?

KEMALİSTLERE MEVLİT OKUTMAK MÜFTÜYE Mİ KALMIŞ?
11/11/2025 09:19
A+
A-

KEMALİSTLERE MEVLİT OKUTMAK MÜFTÜYE Mİ KALMIŞ?

Her 30 Ağustos, 10 Kasım ve 29 Ekimde kemalist laiklerin sara nöbetleri tutuyor. “Bu günlerde hutbelerde Mustafa Kemal’in adı neden anılmıyor?” diye koro oluştururlar. Hatta “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını bugünlerde Cuma hutbesinde anmayan Diyanet İşleri Başkanı’na hakkımı helal etmiyorum. Siz de etmeyin”, “Atatürk olmasaydı siz olmazdınız, camileriniz kapatılır, ezan duymaz, namazlarınızı kılamazdınız…” diye kendinden geçenler de çıkar. Sanki Atatürk, ezanları 18 sene susturmamış, camileri satmamış, depo ve ahır yaptırmamış, Fethin sembolü Ayasofya’yı müzeye çevirmemiş gibi…

Kaldı ki Mustafa Kemal, 5 Mart 1924 tarihinde yayınladığı 316 sayılı kararnâme ile Cuma hutbelerinde kendi adı da dâhil hiç kimsenin adı zikredilmeden sadece “Millet ve cumhuriyetin selamet ve saadetine” dua edilmesini emretmiştir. Kararnâme şu şekildedir:

“Badema (bundan sonra) hutbelerde isim zikredilmeksizin “millet ve cumhuriyetin selamet ve saadetine” dua edilmesi takarrur etmiş (karara bağlanmış) ve bu kararın bilcümle vilayetlere tebliği dâhiliye vekâletine (İçişleri Bakanlığına) havale edilmiştir.”

Kararnâme,  iki gün sonra Türkiye’nin her tarafında uygulanmaya başlandı. Kararnâmede Başbakan İsmet Paşa ve 10 Bakanın da  imzası vardı.

Demek ki, bir asırdır Mustafa Kemal  veya diğer  komutanların isimlerinin hutbelerde zikredilmemesinin sebebi, Atatürk’ün bizzat yayınladığı bu kararnâmedir. Kemalistler, 5816 sayılı koruma kanununa sırtını dayayıp olayı provoke ediyorlar. Bu provokasyonlar da sadece bugüne ait değil. Mesela:

1960 askeri darbesini yapanlar, vaizlerin 27 Mayıs darbesini övmeleri için Diyanete baskı uyguluyorlardı. Diyanet de müftülüklere ve vaizlere talimat üzerine talimat yağdırmıştı. O günün Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu bu baskılara dayanamadı ve  istifasını müteakip 13 gün sonra vefat etti.

Görüldüğü üzere camilerde imama, “Hutbeyi  neden şöyle okumadın?” sorusu, ancak korku imparatorlarının hâkim olduğu darbe iklimlerinde sorulabilmektedir.

Bu 10 Kasımda da İzmit Valisi –adını bile burada zikretmeye değer bulmadığım– eski Türkiye özlemcisi yalaka bir omurgasız, Müftülüğe talimat vererek Atatürk’e mevlit okunmasını ferman buyurmuş. Bizim İl Müftüsü de el pençe divan pozisyonunda kavuk sallayarak emre âmâde olmuştur. “Vali Bey! Ben Müftüysem şunları söyleyen adam için Mevlid okutmam:

Evet, Karabekir! Arap oğlunun yavelerini/saçmalıklarını Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye çevirteceğim ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler…” (Kazım Karabekir Anlatıyor, Uğur Mumcu, 19 Haziran 1990, Cumhuriyet Gazetesi).

Tarih bize şunu öğretir. Bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. (Atatürk’ün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan).

Arapların dini Türkleri mahvetti. Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir Arap milleti siyasetine müncer oluyordu. (Medeni bilgiler ve Atatürk’ün El Yazmaları. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365)

            “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar.(Andrew Mango, Atatürk, s 447).

Evet, işte böyle diyen bir kişinin arkasından ben mevlit okutamam, Kur’an tilavet ettiremem, hayır duası yaptıramam. Çünkü benim Rabbim Kur’an’da; “Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler.” (9/Tevbe:84) buyurmaktadır. Bundan dolayı bunu benden isteyemezsin” diyememiş.

Deseydi Allah’ın dinine sahip çıkarak yardım etmiş olacaktı. Allah da; “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.” (47/Muhammed:7) ve “Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenirse, O kendisine yeter.” (65/Talak:2-3) ayetleri gereğince Allah ona sahip çıkacak ve yardım edecekti. Ama rızkı Allah’ın tekeffül ettiğini pas geçerek koltuğunu kaybetme korkusuyla ona yapıştı ve görevde kalma uğruna değerlerini tepti. Sanki bu ayetler sadece cemaate anlatılmak için nazil olmuştu. Müftüler, vâizler, hocalar bu ayetleri vaazlarında malzeme olarak kullansınlar, cemaate yaşamaları için anlatsınlar, başkasına versinler talkını, kendileri yutsunlar salkımı diye gönderilmişti.  

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu; “Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız, hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmanın bir anlamı yok” demişti. Makamı cennet olsun. Fırıldak olmak demek; her rüzgâra göre şekil almak, duruma göre maske değiştirmek, nerede menfaat görünüyorsa oraya dönmek demektir.

Ey Vali ve Müftü! Yaptıklarımızdan ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan; söylediklerimizden ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizden hesaba çekileceğimizi bilmiyor değilsiniz. Ama bilmek ayrı yaşamak ayrıdır. Yaşanmayan bilgi ilim değil malumat yığınıdır, sineye yüktür. Cuma suresinin 5’inci ayetini iyi bilirsin Müftüm! Bilgi hamalı olmasan da 1960’ların Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu hoca gibi onurlu bir duruş sergilesen olmaz mıydı? Allah’ın yanında bir hatırın olduğu gibi tarih yazardın ve Müslümanlar da seni bağrına basardı. Kemalistlere yaranmak için bu takla atışa gerek var mıydı? Ne yaparsan yap onları memnun edemezsin. Ebu Müslim Horasanî’nin o altın sözünü hafızalarımızda tekrar tazeleyelim istersen:

Onlar,  zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de,  yıkılmaları mukadder oldu.”

Efendiler! Yoksa eski Türkiye’ye mi dönüyoruz? Ak Parti içindeki AKP’liler partiyi ele geçirdiler de onların dediği mi oluyor? Kendimize gelelim. Kemalizm bir dindir. Bunu artık sağır sultanlar da biliyor. Onların kıblesi de Çankaya’dır. Kemalettin Kamu: “Ne mucize ne efsun/Ne örümcek ne yosun/Bize Çankaya yeter/Kâbe Arab’ın olsun” demişti. Behçet Kemal Çağlar da: “Atatürk Ekber!/Atatürk Ekber!/Ancak O var Atatürk!/Evliya odur/peygamber odur/sanatkâr Atatürk” diye başlayan ezan yazmıştı.

Kemalistlere de diyoruz ki, çekin şu murdar ellerinizi camilerimizden. Anıtkabir’e hoparlör sistemi kurun, İlahiyat camiasından olup da sonra zındıklar taifesinde hizalanmış olan hocalardan Cemil Kılıç, Mustafa Öztürk, Mustafa İslamoğlu, İsrafil Balcı, İhsan Eliaçık gibilerini çağırın Vedat Nedim TÖR’ün “Dinimiz” adlı eserinde Behçet Kemal Çağlar’ın, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ine nazire yazdığı şu alternatif mevlidi 10 Kasımlarda veya diğer kutsal günlerinizde okutun:

“Hak Teâlâ çün yarattı Türk’ü ilk

Dedi, ‘Üç kıta da olsun ona mülk.’

Mustafa nurunu alnına koydu,

‘Bil! Kemal’in nurudur, ol nur!’ dedi.”

Geçti böyle nice ay, nice sene,

Vakt erişti bin sekiz yüz seksene

Ger dilesiz, bulasız oddan necat,

Mustafa-yı ba-Kemal’e essalat!”

Ol Zübeyde, Mustafa’nın ânesi

Ol sedeften doğdu ol dürdânesi!

Gün gelip oldu Rızâ’dan hâmile

Vakt erişti hafta ve eyyâm ile.

Geçti böyle, nice ay nice sene

Vakt erişti bin sekiz yüz seksene.

Merhaba ey baş halâskâr merhaba

Merhaba ey ulu serdâr merhaba!”

Te e m m ü l   o l u n a.

 

Musab Seyithan

Yazarımız ‘’Musab Seyithan’ın’’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA  ”Tıklayın”

Yorumlar
  1. AHMET YAŞAR ÇAKMAK dedi ki:

    Hocam teşekkürler.Rabbim feyzinizi müzdad eylesin ve KEM GÖZ’lerden korusun

  2. YASİN KARABIYIK dedi ki:

    Eksik bir bilgi var, Hükümetin “Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu.” hikmetli sözünü elbetteki doğrudur lakin söylenen sözün muhatabı da zamanıda bu hükümete uygun değildir. Aklı olan herkes bir kemalistin bir müslüman tarafından kazanılabileceğine yada dost olunacağına inanmaz, hükümetin yaptığı devletin tüm kurumlarında ve teamüllerinde hakim olan Kemalizm dinine müntesip putperestlerin şerrinden korunmaktır! Ayrıca idarede bulunanalrın bizden olan kimseyi kendilerinden uzaklaştırmak gibi bir gayreti ve çabası da yok! Tam tersine bu zamana kadar bizden gibi görünen kişilerin Kemalizm dininin ana karargahı CHPnin kurduğu masada yanyana oturmuşlukları var! Sizler ve bizler bu tarz uygulamalara kızıp desteğimizi çekersek meydan da, devlette, millette tekrar bu azgın azınlığın insafına kalacak, sizce hangisi daha hayırlıdır? İnceldiği yerden kopsun ne olacaksa olsun diyorsanız buyrun Ekrem İMAMOĞLU’nu Cumhurbaşkanı seçin yada sizi kendisinden uzaklaştırdığına inandığınız hükümetten desteğinizi çekerek seçilmesine vesile olun!

  3. Hayrettin dedi ki:

    Tahakküm altındaki din hakkında hüküm verenler her türlü kararı alır ve uygularlar. Gerçek mümin ve hakka iman edenler taguta ne der. Monolog bir laiklik uygulaması, bir taraf diğerini kontrol ve baskı altında tutar, diğeri mecburen teslim olursa bu durumlar normal olur.

  4. Mehmet KUTLUK dedi ki:

    Hutbede Atatürk ısrarı arttıkça vatandaş da sansürsüz tepki veriyor: Kafirin… https://www.risalehaber.com/hutbede-ataturk-israri-arttikca-vatandas-da-sansursuz-tepki-veriyor-kafirin-441790h.htm

    EZANİ MUHAMMEDİYİ
    TÜRKÇE OKUTTURAN KAFİRLERİN RUHUNA
    FATİHA OKUNMAZ.
    SAYGİ DURUSUNDA BULUNULMAZ ..