
İnsanoğlu kendini beğendirme gibi, bir duygu ve özelliğe sahiptir.Bu durum, normal bir hissiyat ve arzudan kaynaklanır. Fakat bu duygu, bütün hayatı kapsayan noktaya geldiğinde, bir psikolojik hastalık halini alabilir.
Bir davranış, temeli olmayan bilgi ve anlayışlardan kaynaklanıyorsa, biz bu tür davranışlara normal dışı davranışlar diyoruz. Dolayısıyla normal olmayan davranışların bir diğer adı da, hastalıktır. Bu tür davranışlar, tıbbi olmayan fakat, iç dünyanın yanlış kurgulanmasındsn kaynaklı sosyal ve psikolojik nitelikli davranış bozukluğudur. Çünkü, yanlış yönlendirme ile gerçekleşen ve kişinin iradesini başka yöne yönlendiren ve böylece, onun normal tutumlarını engelleyen bir hastalıktır.
Burada beğenmeyle ilgili durumun sosyal ve psikolojik nitelikli dememin sebebi, kaynağının çoğunlukla sosyal çevreden almasındandır.Psikolojik tarafı ise, kişi üzerinde ortaya çıkan etkisinin varlığı sebebiyledir.
Bu kompleks, çeşitli sektörlerin kar amacı ile oluşturmaya çalıştıkları “sanal dünya”ya ait istek ve beklentilerin insanlar üzerindeki etkisinin sonucudur. Bu sektörler, başta moda, sanat ve eğlence sektörleridir. Bu tür çabalar, insanın kişilik ve tutumlarını etkileyen birçok faktörü, en çekici kişi, tanıtım ve görsel efektlerle insanlara sunup, hayatı ancak o nesne ve eşyaları kullanmak, o şekilde giyinmek ve yaşamak ile güzel ve çekici olunabilineceğini çok yönlü reklam, poster, hikaye ve programlarla zihinlere yerleştirmeye çalışmaktadır.
Olay bu seviyeye geldikten sonra, akıl devre dışı kalmakta ve sadece hissi davranışlar ortaya çıkmaktadır. Söylediğimiz sektörlerin çeşitli bileşenlerinin ortaya koyduğu davranış ve yaşayış tarzları, mutlaka “yapılması gereken” direktifler olarak kişinin şuuraltı’na yerleşmektedir. Burada, şuuraltı’nın birçok problemli konuya kaynak olduğunu söylemek durumundayım.
İnsan, akıl sahibi ve olayları düşünerek değerlendiren bir varlıktır. Bu konu, tarihin başlangıcından beri bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Fakat, bu durum günümüzde unutulmuşcasına, insanlar tarafından ilgi görmek ve kendilerinin daha iyi ve donanımlı olduklarını göstermek için, “akıl dışı” tutumlara, medya ve sanat, moda akımları adına şuursuzca yönelebilmektedirler.
Mesela; bir kişiye, kendinde olmayan bir özelliğe, onun sahip olduğunu söylediğimizde, kaç kişi “hayır, bu özellik bende yok” diyemiyor?.. Birçok kişi, kendisinde olmayan bir özelliğe hemen sahip çıkarak, sahte bir tavır içine girebiliyor.
Kendine beğenme durumu da, böyle bir mantık içinde gerçekleşiyor. İnsanları yönlendirmek için; “Şunu giyerseniz, bunu alırsanız, böyle bir yaşama tarzını benimserseniz..” ile başlayan, milyonlarca “sahte bilgi” ile insanları, “olmadıkları fakat olabilecekleri”!.. söylemine inandırarak, kendini beğendirme konusunu, “hayatın en önemli tutumu” haline getirmektedirler.
Aslında bu durum, kişinin kendi iradesi dışında, bazı etki odaklarının istediği yönde hareket etmesinden başka bir şey değildir ve kişinin, kendi özelliklerini bir manada kısıtlayıp, sahte tutum ve davranışlara yönlenmesidir.
Halbuki insan, aklı ve somut gerçekler ile olaylara bakıp, kendisi için iyi ve faydalı olanları seçebilme imkanına sahipken; bu şekilde, kurgulanmış ve tamamen kişilerin maddi imkanlarını sömürme ve onu bazı konulara alet etme üzerine kurulu sektörlerin tuzağına düşerek, yapmacık ve sahte tavır, ilişki ve tutumlara düşünmeden girmesine yol açmaktadır.
Olması gereken ise, kişinin kendisine ait bir kişilik ve ideallere sahip olarak, geleceğini, sanal ve sahte etkilerin dışında gerçekleştirmesi ve kendine güvenerek, yeni imkan ve fırsatlar oluşturabilmesidir. Çünkü insanın, akıl, duygu ve değerler ile kendini gerçekleştirecek imkanları bulunmaktadır. Fakat, maddeci ve seküler batı medeniyeti, insanı; kendi değerler sisteminden koparıp, eşya ve duygularıyla belli tutum ve davranışlara yönlendirip, onu gerçek dış bir dünyada kullanmaya çalışmaktadır.
Bu normal dışı gidişat, insanımızın ve özellikle gençlerimizin içinde bulundukları materyalist dünyanın iyi anlaşılmasıyla çözüme kavuşturulabilir. Bunun için de, internet ve cep telefonlarının, “bilgi ve davranış rehberi” olmaktan çıkarılması ve kendi kültürümüze ait yazılı ve sözlü kaynakların esas alınması gerekiyor. Çünkü onların bilgileri; başka dünyalarda hazırlanmış ve başka amaçlar için programlanmamış, bizim gerçeklerimiz etrafında oluşmuştur.
Prof. Dr. Sami Şener
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ