islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
16°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
20°C
Çarşamba Yağmurlu
12°C

KİTAB’A VARİS OLMAK

KİTAB’A VARİS OLMAK
06/03/2025 09:25
A+
A-

Kur’an’ı kerim ilginç bir şekilde “Kitab’a varis olmak”tan söz eder (35/Fatır, 32).

Peki, bu neyi ifade eder ve bugün Kitap sahibi müslümanlar, Kitab’a varis midirler?

Vahiy ile bize beyan edildiği üzere Kur’an-ı Kerim “Allah”ın kitabıdır (35/Fatır, 29), bize okunması emredilmiştir.. “Allah’ın Kitabı’nı okuma”nın iki anlamı var, bunlar da hayat boyu Kitapla irtibatlı olmak, diğeri hükümlerine göre hayatı düzenleyip öyle yaşamak.

Kitabı okumak hem manevi sevap kazandırır hem üzerinde tefekkür edilmesini sağlar. Kur’an’ı sürekli okuyan, Kitabı hayatının referans çerçevesi konumuna yükseltir. Ama bu da yetmez, okuduklarıyla amel eder yani gündelik hayatını, toplumsal ilişkilerini, politik ve ekonomik düzenini okuduğu Kitab’ın çizdiği yol haritasını temel alarak belirlemeye çalışır. Hira mağarasında Hz. Peygamber (s.a.)’e Cibril aleyhisselamın bildirdiği ilk emir “Oku” bunu ifade ediyordu, yani “Ey seçilen son Elçi, bundan böyle kitap olarak sana ne gelecekse hayatını bunun ışığında kur ve yaşa” diyordu.

Kitabı ihtiva ettiği bilgi, haber ve hükümlerine göre yaşamak hakkıyla okumanın ikinci şekli veya tabii sonucudur ki, Kur’an’la irtibatlı olmanın diğer iki tezahürü “namazı dosdoğru yani rükünlerine göre  huşu ile kılmak ve rızık olarak verilenlerden gizli ve açık infakta bulunmak” olarak belirtilmiştir. Başka bir deyişle namazı dosdoğru kılmayanlar ve hak sahiplerine infakta bulunmayanlar Kitabı hakkıyla okumuş ve hükümlerine göre yaşamış sayılmazlar.

Kitabı hakkıyla okuyup yaşayanlar zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. Yüce Allah adaletinin gereği olarak herkese kendi yaptığının karşılığını verir ama dilerse “kendi fazlından onlara artırır.” Bu insanların diğerlerinden farklı özellikleri, üstün meziyetleri vardır. Mesela ticaretle, alışverişle uğraştıkları halde, ticaret-alış veriş kalplerini Allah’ı zikretmekten, O’nun sevgisinden alıkoymaz. Sağlam bir gemi denizde yüzer, dibinde delik varsa su alır, batar. İnsanın kalbi gemi gibidir, dünya sevgisine kendini kaptırmasa her türden meşru faaliyeti yapar.

Kitabı hakkıyla okuyanlar namazlarını ihmal etmezler, yoksulların hakları olan zekât vermekten imtina etmezler, bunu yaparken riya ve gösterişten kaçınırlar, infaklarını gizli ve açık yaparlar (24/Nur, 37-38). Özetle övgüye değer mü’min profili iman ile amel, teori ile pratik arasında tutarlı ilişki kuran, kişiliği parçalanmamış, kalbi ile bedeni arasında çatışma yaşamayan kişidir.

Vahiy olan Kur’an, kendisinden önceki vahiyleri çeşitli peygamberlere vahyedilen sahife ve kitapları (vahiy olarak o kitaplarda kalan ve bize kadar intikal edenleri), doğrulamaktadır (Bkz. 3/Al-i İmran, 3-4). Verdiği her haber ve bilgi gerçektir, hakikatin ta kendisidir. Çünkü verilen bilgiler beşeri akılla, deney ve gözlemlerle elde edilmiş değildirler, kulaktan dolma kanaat ve izlenimleri ihtiva etmezler, bir takım mantıksal istinbat veya kestirimlere dayanmazlar, her şeyi hakkıyla bilen, haberi olan, gören (el Alim-el, Habîr-el, Basîr) Yüce Allah tarafından indirilenlerdir.

Fatır suresi 32. Ayeti, yüce Allah’ın Kitabı kullarından seçtiklerine miras kıldığından bahseder: “Sonra Kitab’ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık” ayetinde sözü edilen “Kitap”tan kastın Kur’an-ı Kerim; “kullarımızdan seçtiklerimiz”in de İslam ümmeti olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Kur’an’ın doğruladığı önceki kitaplar (Tevrat ve İncil) ve Kitap ehli topluluklar olduğunu söyleyenler de vardır (örneğin Süleyman Ateş. Ateş.)

Vakıa sûresindeki (56/7-11) tasniften de hareket edecek olursak, birinci grubun “Ashab-ı meş’eme” yani amel defterleri “sol yandan verilecek olanlar”; ikinci gruptakilerin de amel defteri “Ashab-ı meymene” yani amel defterleri “sağ yandan verilecek olanlar” olduğu söylenmiştir. Ancak Kurtubi’nin dediği gibi bu “müşkül bir ayet”tir.

Eğer birinci görüşü esas alacak olursak Müslümanların, ikinci görüşü kabul edecek olursak Kitap ehli Yahudi ve Hıristiyanların üç ana gruba ayrıldığını söyleyeceğiz. Bunlar da:

a) Kendi nefsine zulmedenler (Zalimun li-nefsihi),

b) Orta yolu takip edenler (Muktesidun),

c) Hayırlarda yarışanlar (Sabikun bi’l-hayrat).

Elbette kendi muradını en iyi bilen şanı Yüce Allah’tır ancak söz dizimi ve Kur’an’ın genel yaklaşımından kastedilenlerin Müslümanlar olduğu anlaşılıyor. (Bkz. 31/Lokman, 32.)

Müslümanlar, Allah tarafından seçilmişlerdir. Söz konusu seçilmişlik, Yahudilikte olduğu gibi herhangi bir ırka/etnik gruba mensubiyeti ifade etmez; kuru kuruya veya nominal olarak “Müslüman olduk” demekle de hakedilmez (49/Hucurat, 14). Müslümanlar, her etnik grup, ırk ve kavimden müteşekkildirler. Beyazı içine aldığı gibi, siyahı, kızılı ve sarı renklisi de; Arap’tan müteşekkil olduğu gibi, Türk’ten, Kürt’ten, Boşnak’tan, Çerkez’den, Malay’dan, Fars’tan ve Kazak’tan da müteşekkildir. Bütün bu ırk, etnik grup, dil ve bölge farkından gelme Müslümanlar, İslam ümmetini, evrensel/küresel inanç, düşünce, yaşama tarzı ve ideal birliğini meydana getirirler. Diğer bir husus kişinin Müslüman bir ailede doğması onun seçilmişliğinin garantisi ve belgesi değildir. Doğruluğun, ahlaki erdemlerin, adaletin ve takvanın esaslarına bağlı kalıp ilahi iradeye uygun yaşadığı sürece veya yaşayabildiği kadarıyla bu seçilmiş ümmetin ahlaki hiyerarşisinde yüksek mertebeye sahip olur.

Buna göre ilk gruba giren Müslümanlar, kuşkusuz “kâfir veya müşrik” değil, çünkü inkâr eden veya Allah’a şirk koşan Müslüman olmaktan çıkar. Bu durumda ilk gruptakilerin hakikatini, vahiy değerini kabul ettiği ve doğruluğuna inandığı halde Allah’ın ayetleriyle hükmetmeyen, hayatını bu hükümler çerçevesinde düzenlemeyenlerdir ki, bunlara “zalim veya fasık” denir. (Bkz. 5/Maide, 44,45 ve 47.)

Bunları zulüm ve istibdatlarından, sebebiyet verdikleri sömürü ve ahlaki yozlaşmalardan vazgeçirilmeleri için onlara karşı mücadele etmek gerekir. Bu gruptakilerin yol açtıkları zulüm, her ne kadar kendi nefislerine dönük bir sıfat olarak zikredilmişse de, sonuçları itibariyle topluma ve genel olarak İslam’a zarar vermektedir.

İkinci gruptakiler, “orta Müslümanlar”dır. Bunlara “ılımlı Müslüman” denmez; bunlar dinin emir ve yasaklarını teyid ettikleri halde gevşek yaşayan, ibadetleri, dini vecibeleri ihmal edenler; nasılsa bizi Allah affeder veya “kalbimiz temizdir” diyenler, sınavı tam olarak başaramayanlardır. Söz konusu “orta yol”u Bakara suresinde geçen (2/143) “vasat ümmet”ten apayrıdır. Vasat ümmet ifret ile tefrite kaçmayıp her iş ve tutumun dengesini gözeten yüksek bilinç sahibi inananlar topluluğudur. Burada sözü edilenler ise sahih bir bilinç kazanıp kendilerini kritik etmeleri, dinlerini ciddiye almaları, başkalarının hayat tarzını taklit etmekten vazgeçmeleri gereken kimselerdir.

Üçüncü grup seçkinlerdir. Ancak her üç grup Allah’ın rahmeti ve bağışlaması altındadırlar. Şu var ki, hem ahirette olacak sorgu ve fiillere karşılık takdir edilecek ceza, hem cennette verilecek ödüller üç grup arasında eşit olmayacaktır. Her bir grup dünyadaki tutum ve gayretine göre ahirette hak ettiğiyle karşılaşacaktır. Bu grupta yer alanların bir özelliği “hayırlarda yarışanlar”; dini vecibe ve hükümleri titizlikle yerine getirmeye gayret edenler, hak ve hukuka riayet edenler, insanların hayır ve faydasına çalışan seçkin mü’minler olmalarıdır.

Şimdi bize düşen bu anlatılanlar ışığında biz müslümanlar, bugün Kitaba varis kılılananlar mıyız, değil miyiz, sorusuna cevap aramaktır.

Ali Bulaç

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.