
Elinizde siyasi gücün anahtarı, kasalarınızda ekonomik kudret birikmiş olabilir. Lakin bu, ne bir “iktidar“ kurmanıza yeter ne de bir “medeniyet” inşa etmenize. Zira iktidarın asıl mayası, ne sandıktan çıkan oylardır ne de birikmiş sermaye. İktidar, daima, onu ruhuyla besleyecek bir FİKİR’in etrafında döner.
Sezai Karakoç’un o yıllanmış ve keskin tespiti, bugünün siyasi varlık ile kültürel yokluk arasındaki dramatik uçurumu anlamakta bir mihenk taşıdır: “İktidarı elde etmek zor değil; zor olan, onu bir fikir etrafında sürdürebilmektir.”
Bugün, elimizde tuttuğumuz o siyasi ve ekonomik güç, maalesef ki bir “fikir sistemine” dönüşmediği, toplumu çepeçevre saracak bir kültürel hegemonyaya evrilemediği için, büyük bir gölge iktidarın ağır yükü altındayız. Kitleleri dönüştürme gücünden mahrum, sadece yönetme ve idare etme aygıtına sıkışmış bir hükmetme biçimi.
Yıllarca “Mahalle” diye anılan, bir fikir ve aksiyon yatağı olması beklenen entelektüel ve siyasi çevre, nihayet arzuladığı devletleşme aşamasına ulaştı. Kapıları açtı, makamlara oturdu. Ancak bu zafer, aynı zamanda bir hüsranın da başlangıcı oldu. Güç, kültüre, sanata, felsefeye, estetiğe ve en önemlisi eleştirel düşünceye tahvil edilemedi.
Bu çevre, iktidarın mekânını ele geçirdi ama iktidarın ruhunu kuşanamadı.
Bugünün en büyük yanılgısı, köylülüğü coğrafi bir kategori sanmaktır. Oysa köylülük, bir tavırdır, bir zihniyet sığlığıdır.
Bir dağ köyünün yoksul ama meraklı, görgüsü derin insanı, modern şehrin cam kulelerinde oturan ama zihniyetini çoraklaştırmış o “yeni” insandan daha medenidir çoğu kez.
Mesele, nerede yaşadığın değil; yeni olana, farklı olana, “öteki”ne, yani sana benzemeyene nasıl bir pencereden baktığındır.
Bu zihniyetle kurulan modernlik, sadece bir taklit yığınıdır. Ne Batı’yı tam anlamıyla kavrayabilir ne de kendi otantik köklerinden yeniden doğuş hamlesi yapabilir.
Gerçek bir kalkınma ve kültürel iktidar için atılacak ilk adım, Mümtaz Turhan’ın da işaret ettiği gibi, zihniyetin radikal dönüşümüdür. Toplumu dönüştürecek o büyük enerji, siyasi partilerin programlarında değil, her bir bireyin zihninde gizlidir.
Bu dönüşüm, bir kalkınma hamlesinden çok, bir arınma ayinidir:
Kültürel iktidar, bir sonuç değil, zihniyet dönüşümünün doğal bir armağanıdır. Bu dönüşüm tamamlanmadıkça, siyasi iktidar, yalnızca geçici bir gölge, rüzgârda sallanan bir yaprak olarak kalmaya mahkûmdur.
Asıl mesele: Hangi Fikir, Hangi Ruh, Hangi Metot ile İktidar olacağız?
Selam ve dua ile..
Yunus EKŞİ
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN BU LİMKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”