
Kutsal Topraklarda Sessiz Bir Tehlike
Mekke ve Medine; sadece birer coğrafi mekan değil, bizim imanımızın kalbinin attığı, pusulamızı her seferinde yeniden ayarladığımız yerlerdir.
Uzun yıllardır bu mübarek topraklara gelip giden bir kardeşiniz olarak zihnimde hep biriken meseleler vardı. Ancak özellikle son üç aydır Mekke’de bulunduğum süre zarfında, umrecilerimizden gelen sorular bu konuyu artık kaleme almamı mecbur kıldı.
Misafirlerimizin, “Falan firmada falan hocayı dinledik” demelerinin yanı sıra; “Televizyonda veya sosyal medyada çok ünlü olan şu hoca şöyle bir şey anlattı, bu doğru mu?” diye kafa karışıklığıyla yanıma gelmeleri, benden sahih bilgi talep etmeleri karşısında bu vebali daha derinden hissettim.
Tabii ki işini hakkıyla yapan, gece gündüz koşturan hocalarımızı tenzih ederim. Ama sahada gördüğümüz manzara maalesef çok üzücü. İşin içine dünya malı ve daha fazla kazanma hırsı girince; ne yazık ki dini, ilmi ve bu kutsal mekanları kendi popülerliği için birer “basamak” olarak kullananlar çıkıyor. Bu mübarek topraklar, maalesef bazılarının şahsi reklamı, takipçi sayısı ve daha fazla kazanç elde etme arzusu için birer araç haline getirilmeye çalışılıyor.
Bunun yanı sıra, sahada anlatılan hurafe ve bidatlerin arka planında sadece dünyevi çıkarlar değil; çoğu zaman derin bir cehalet ve “iyi niyet” maskesi altına sığınan bir bilinçsizlik de yatmıyor değil. Sırf mensup olduğu cemaate veya cemiyete insan kazanma gayesiyle ya da ekranlardaki o popülerliğini korumak adına, sahih kaynaklar yerine duyguları istismar eden anlatılara başvurulması, meseleyi ilmî bir zeminden koparıp kitlesel bir yarışa dönüştürüyor.
Aslında durum sandığımızdan daha derin. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz bize haber veriyor ya; şeytan insana yaklaşırken öyle boş durmuyor. Önden, arkadan, sağdan ve soldan… Yani dört bir koldan saldırıyor.
Âlimlerimiz bunu ne güzel anlatmış: Bazen dünyayı süsleyip önümüzden geliyor, bazen geçmişin yüküyle arkamızdan…
Ama en tehlikelisi “sağdan” yaklaşması. Yani bizi ibadet ederken kandırması… “Ne güzel yapıyorsun” diyerek içimize riya sokması… Bizi o kutsal iklimden koparacak boş işlerle oyalaması…
Bugün bu sağdan gelen vesvese; bazen elimizdeki telefon olup bizi Kâbe’den koparıyor, bazen de sahada veya ekranlarda duyduğumuz sahih olmayan, uydurma bir hikâye olup kalbimizi hakikatten uzaklaştırıyor.
Biz ibadet ettiğimizi sanırken, o bizi dört bir yanımızdan kuşatıp ruhumuzu boşaltmaya çalışıyor. En büyük tehlike de burada başlıyor.
Umrecimize Efendimiz’in (s.a.v.) o muazzam hayatını anlatmak yerine; aslı astarı olmayan hikâyelerle anlık duygusal yoğunluklar yaşatıyoruz. Ama o insan memleketine dönüp hayatın gerçeğiyle yüzleşince, o uydurma anlatıların boşluğunu hissediyor. Bu sefer ne oluyor? Ya dinden soğuyor, ya her şeye şüpheyle bakıyor, ya da İslam’ın orta yolundan sapıp uçlara savruluyor.
Sadece firmalar ve rehberler için değil, buraya gelen her bir kardeşimiz için de durum aynı derecede kritiktir. Ümmetin bağrı olan Mekke’de, Kâbe’nin dibinde ne yazık ki cep telefonları asıl maksadın önüne geçiyor. İnsanlar o ekranlara hapsolarak ibadetin ruhundan ve o mübarek mekanın feyzinden kopuyor. Ömür bir daha vefa eder mi, Allah bu imkânı bir daha nasip eder mi bilmeden; bu paha biçilemez fırsatları sadece telefonlarla meşgul olarak harcamak, Müslümanlar için çok büyük bir kayıptır.
Dostlar, bu sadece bir bilgi hatası değil; bu çok büyük bir mesuliyettir. Bize emanet edilen insanların gönül dünyasını asılsız şeylerle doldurmaya hiçbirimizin hakkı yok. Sırf “tribünlere oynamak” veya “ne güzel anlattı” dedirtmek için sahih kaynaklardan sapmayalım.
Çözüm aslında çok basit: Aslımıza dönmek. İslam’ın kendi gerçekleri zaten o kadar etkileyici ki, bizim dışarıdan bir süslemeye ihtiyacımız yok. Eğer samimiyetle sadece Allah’ın rızasını ararsak, Rabbimiz bu işin bereketini zaten kendiliğinden gönderecektir.
Bu satırları kaleme alırken tek muradım; zihnimde ve gönlümde biriken bu dertleri en doğru ve en saf kelimelerle ifade ederek, bu mübarek yolculuğun ruhuna halel gelmesine engel olabilmektir. Niyetimiz hayır, akıbetimiz hayır olsun. Rabbim bu küçük hatırlatmayı faydalı kılsın, hayırlara vesile etsin inşallah.
Mustafa Güven
20 Aralık 2025 / 30 Cemâziyelâhir 1447
Yazarın Notu:
Bu satırları; son üç aydır bizzat Mekke-i Mükerreme sahasında, Beytullah’ın gölgesinde müşahede ettiğim olaylar ve umrecilerimizden gelen dertli sorular üzerine, hissettiğim rahatsızlık ve vicdani sorumluluğun bir gereği olarak kaleme aldım.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Kaleminize sağlık Mustafa Bey, doğru hususlara temas etmişsiniz. Tamam bir hocanın veya rehberin bir konuyu güzel hitabetle ve duygulu anlatması güzel ama dediğiniz gibi uyduma şeylere de tenezzül etmeye gerek yok.
Ayrıca, dah önceden bilirsiniz Harem-I Şerif’te cep telefonu kullanmak yasaktı, fotoğraf bile çekemiyordunuz. O zamanlar çok şikayet ediyorduk bu kadarı da olmaz diye. Am serbest bırakılınca gördük ki maalesef sosyal medyada paylaşma merakı ibadetin önüne geçmiş durumda. Müslümanlar tavaf sırasında ya canlı yayın açıyor ya da yakınlarıyla görüntülü görüşme yapıp etrafı gösteriyorlar. İbadetin ruhu kaçıyor maalesef.