
MANZUM KUR’AN MEALLERİ
İlahiyat fakültelerinin ilgili bilim dallarınca belli aralıklarla ve farklı mekanlarda Kur’an Mealleri Sempozyumlarının yapıldığı ve bu sempozyumlarda genellikle meallerdeki anlama ve ifade yanlışlıkları üzerinde durulduğu görülüyor. Mensur tarzında yazılan bu meallerdeki hataların ve yanlış anlamaların bilimsel bir bakış açısıyla ele alınıp değerlendirilmesi ve eleştirilmesi, tefsir ilminde önemli bir aşamaya gelindiğini ya da geçildiğini gösteriyor. Zira tarihi süreç içinde hep tefsirlerin eleştirildiği ve değerlendirildiği dikkate alındığında, sıranın meallere gelmiş olması bunu ifade ediyor. Bu da haliyle bilim adına önemli ve sevindirici bir gelişmeyi gösteriyor.
En son Kur’an Mealleri Sempozyumu, Muş Alparslan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı tarafından yapıldı. Bu sempozyumu “Zoom” üzerinden takip ettim ve değerlendirme oturumunda da sempozyum ile ilgili görüş ve düşüncelerimi paylaştım. Paylaştığım görüşlerim arasında bu sempozyumlarda konuların hep mensur tarzında yazılmış meallere yönelik olduğunu, ama manzum meallerin hiç ele alınmadığını ifade ederek bu konunun da değerlendirilmesinin gerekli, hatta zorunlu olduğunu söylemiştim. Daha sonra yüzeysel de olsa bu konuya, eğilme ihtiyacı hissettim ve ilk olarak bana imzalayarak gönderme lütfunda bulunan Prof. Dr. Mahmut Kaya’nın “Kur’an’ın İlhamıyla” isimli mealini okumaya başladım. Bunu takiben de Prof. Dr. Nusret Çam’ın, “Şiir Diliyle Kur’anıkerim Meâli” ne bir göz attım. Nusret Bey de 2002 yılında bu mealini bana imzalayarak takdim etmişti. O zaman bu mealin ön sözünü ve belli surelerini de okumuştum.
Yaptığım kısa bir araştırma sonucunda gördüm ki bu konuya da ciddî olarak eğilmek gerekiyor. Tefsircilerin yanında özellikle de İslâmî Türk edebiyatçılarının ve şairlerin bu konuya eğilmelerinde de yarar bulunuyor. Zira manzum meallerin, anlama ile ilgili sorunlarının yanında şiirle de ilgili bazı sorunlarının olduğu anlaşılıyor. Bunların başında da daha fazla anlam kayması ve başkalaşması yer alıyor.
Kur’an’ın şiir diliyle tercüme edilmesi, her ne kadar onun estetik yönünü ortaya çıkartma ve onu bu yönüyle okurlarına ulaştırma amacını taşısa da tercüme tekniği ve yöntemleri açısından sakıncalı yönlerini de dikkate almak icap ediyor. Bununla birlikte iyi bir yöntem ve sağlam bilimsel hassasiyetle yapılmış manzum tercümelerin, Kur’an’ın sanat yönünü görünür kılması ve okuyucuda estetik bir etki bırakması açısından faydalı olduğu görüşünü de gözden ırak tutmamak gerekiyor. Nitekim manzum meallerde dilin estetik yönünün öne çıkartıldığı ve okuyucusunun duygu dünyasına hitap edilerek onlara ayetlerin verdiği mesajların zihinlerinde daha çok canlandırılmasına vesile olduğu görülüyor. Zira manzum Kur’an çevirilerde anlamların, ritmik ve akıcı bir şekilde ele alındığı ve teşbih, istiare, mecaz gibi sanatlarla zenginleştirildiği de müşahede ediliyor. Bu da Kur’an’ın estetik yönün anlaşılmasına kısmen de olsa bir katkı sunuyor.
Manzum Kur’an çevirilerin en dikkat çekici örneğinin de 17. Yüzyılda yaşayan Na‘ifî’nin “Tercüme-i Kelâmullah” isimli eseri olduğu ve Na‘ifî’den sonra da manzum Kur’an meallerin yazılmaya devam edildiği biliniyor. Nitekim A. Vehbi Ecer, yazdığı bir makalede bu konuyu ele almakta; manzum Kur’an , sure ve ayet çevirisi yapanlar hakkında kısa ve özet bilgiler vermektedir. Bu tür meal yazanlar arasında Enver Tuncalp, Bedri Noyan, Adil Ali Atalay, Adnan Sümen, Behçet Kemal Çağlar, Rıza Çiloğlu ve Nusret Çam’ın adını zikretmektedir.[1]
Günümüzde tam manzum Kur’an meali yazanlardan birisi, Türk ve İslam Sanatları Tarihi” öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nusret Çam; diğeri de İslâm Felsefesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Mahmut Kaya’dır. Her iki ilim adamının aynı zamanda şiirle de meşgul olması, onları böyle bir meal yazmaya sevk ettiği anlaşılıyor. Nitekim Nusret Çam, mealinin ön sözünde bu konuya dikkat çekerek şunları yazıyor: “Bir dilci, bir edebiyatçı, bir kozmolog, bir astronom, bir botanikçi, kendi ilgi alanı çerçevesinde ve bilgi dağarcığı nispetinde Kur’an’ın ilgili ayetlerini nasıl ki daha iyi anlayıp etrafına bunları daha öz ve doyurucu bir şekilde anlatabilirse, bir sanatçının, estetikçinin, sanat tarihçisinin ve şâirin de bu İlâhî Kelâm’dan alacağı fevkalâde orijinal izlenimlerin, yansımaların olacağını ve bunların farklı bir üslupta takdim edeceğini daha fazla izaha bilmem lüzum var mıdır ?” [2]
Nusret Çam’ın yaptığı manzum çeviri, “Şiir Diliyle Kur’anıkerim Meâli” adını taşıyor. Onun bu mealinden Fatiha suresini örnek olarak sunmak istiyorum
“İçten övgüler alemlerin Rabb’ı Allah içindir, Allah için.
O rahmet, merhamet sahibidir, O, sultanıdır Kıyâmetin.
Yalnız sana taparız, yalnız senden yardım dileriz.
Yolumuzu doğru, dosdoğru eyle hepimizin.
Bir yol ki yolcularına hep nimet verdiğin,
Bir yol ki azmadığı, gazap görmediği hiç kimsenin”.[3]
Dikkat çeken diğer bir örnek de Alâk suresinde geçen “alâk” sözcüğü ile ilgilidir. O bu sözcüğün alâkadan geldiğini, dolayısıyla “ilgi ve sevgi” anlamını ifade ettiğini ve bu anlamın, diğer bir anlamı olan “döllenmiş yumurta” safhasından çok önce olduğunu söyler ve ilgili ayeti şöyle yorumlar:
“Çağır! Rabbinin adıyla, o ki(seni) yaratan.
Ve Yaratan insanı alâkadan, ilgiden, aşktan.”[4]
Mahmut Kaya ise yazdığı takdim yazısında şu açıklamada bulunur: “Kur’an-ı Kerîm Peygamber Efendimize yirmi üç yıl zarfında yazılı bir metin olarak değil, konuşma üslubuyla hitap tarzında indirildiği için taklidi imkânsız bir orijinaliteye sahiptir. Dolayısıyla Kur’ân, oturup masa başında yazılan herhangi bir kitap gibi değildir…” “Arap dilinin inceliklerine vakıf olanlar bilirler ki, lafız-mana arasındaki tutarlılık, bütünlük, derinlik, üslubundaki olağanüstü güzellik bakımından Kur’an-ı Kerîm örneği ortaya konulamayan mucize bir eserdir. Bu nedenle hitap tarzındaki netlik ve sadelik yanında insanın duygu ve düşüncesi ve onu sarıp sarmalaması, o mucizeden yansıyan ilahî feyzin bir tecellisidir.”[5]
Mahmut Kaya’nın bu manzum eserini, isminden de anlaşılacağı üzere ayetlerin lafzî anlamlarını ifade eden bir mealden ziyade ayetlerin kendisine verdiği mesajlardan aldığı ilhamla yazdığı anlaşılıyor. Mahmut Kaya da Fatiha suresini şöyle dile getiriyor:
“Her türlü hamd ü senâ yüce Allah’a özgü
Alemlerin Rabbidir, layık O’na her övgü
Rahmandır, kullarını esirger rahmetiyle
Rahimdir, mü’minleri bağışlar şefkatiyle
Ahirette hesap görecek hâkim O’dur
Ödülü ve cezayı verecek âdil O’dur
Kulluğu, ibadeti yalnız sana ederiz
Her türlü yardımı da ancak Senden dileriz
Lütfunla yönümüzü yönelt dosdoğru yola
Nimet verdiklerinin ilet gittiği yola
Gazabına uğrayan, yolundan sapanların
Durumuna düşürme sapkınlık yapanların”[6]
Mahmut Kaya, manzum mealindeki italik harflerle ilgili olarak takdim yazısında, “Bu çalışmayı hazırlarken olabildiğince metne sadık kalmaya gayret gösterdik. Bu sırada mısraı ve beyti tamamlamak veya kafiye tutturmak üzere meal dışı kelime ve cümleler kolayca fark edilebilmeleri için eğik(italik) olarak yazıldı. Meal dışı kelime ve cümlelerin ayetlerim mefhum ve mantukûna uygun olmasına bilhassa dikkat edildi” bilgisine de yer vermektedir.
Bu kısa bilgilerden de anlaşılacağı üzere mensur mealler kadar, manzum meallerin de ele alınarak sempozyum konularına dahil edilmesi ve değerlendirilmesi gerekiyor.
[1] A. Vehbi Ecer, Kur’ân-ı Kerim’in Manzum Tercüme Denemeler, Hikmet Yurdu, 2009, cilt: II, sayı: 3, (1936 – 2008) Prof. Dr. Zahit Aksu Anısına, s. 207-214.
[2] Nusret Çam, Şiir Diliyle Kur’anıkerim Meâli, Ankara 2002, Önsöz, I.
[3] Nusret Çam, Şiir Diliyle, s.?
[4] Çam, Şiir Diliyle, s.597.
[5] Mahmut Kaya, Kur’an’ın İlhamıyla, İstanbul 2025, s.4-5.
[6] Mahmut Kaya, Kur’an’ın İlhamıyla, s. 8.
Prof. Dr. Celal KIRCA
Yazarımız ‘’Celal Kırca’nın’’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”Tıklayın”