Mirat Haber’den: Dünya ikincisiyiz

Mirat Haber Ajansı

Korona krizimizin birinci yılını geride bıraktık. Nüfus olarak ve gayrısafi milli hasıla olarak dünyada 17. olan ülkemiz, Perşembe günü vakalarda dünyada 2. sıraya tırmandı. Fransa ve Amerika bazı günler önümüze geçebilir ama 40 bini aşkın vakayla 80 binin üzerindeki Hindistan’ı izliyoruz. 

Bu bir övünç kaynağı değil. Hindistan 1 milyar 400 milyona yakın nüfusuyla Çin’in hemen gerisinde, halkın büyük bir bölümü sağlık hizmetlerinden, hatta tuvaletlerden bile mahrum. Bizim anladığımız manada hijyen kavramı yok. Toplum kastlara bölünmüş, en altta dokunulmazlar var. Böyle koşullardaki bizden kat kat büyük bir ülkenin ardında olmak, pratikte dünya vaka lideri olmak demektir.

Neden? Mirat Haber olarak uyardık. Haberlerimizle, yorumlarımızla, makalelerimizle, karikatürlerimizle, video filmlerimizle, sesli yayınlarımızla, bulmacalarımızla, her tür içeriğimizle uyardık. Ancak kötü gidişin önüne geçemedik. 

Uzmanlar, kurullar, kurumlar, bakanlar, kanaat önderleri bu sınavda başarılı olamadılar. Oysa kamusal önlemlerle dünyada başarı örnekleri var. Uzak Doğu’da bazı ülkelerde vaka yok gibi tek tük. Avrupa’da bile gidişatı durduranlar var. Almanya’da hastalananlar ağırlıkla Türk. Neden bizde patladı, ipin ucunu kaçırdık.

Birincisi yöneticilerimiz halkı teskin etmek için güzel haberler yayınlıyor, sonra bunlara kendileri de inanıyor. Daha geçen ay, gün aşırı “Türk mucizesi”, “ülkemizin başarısı” haberleri ajanslarımızca dağıtılmaktaydı. Milli Eğitim Bakanımız yaz aylarından bu yana, özel okulların harçları yatırılsın diye açtık, açacağız, açmalıyız, açıyoruz söylemiyle, belki özel okulları iflastan kurtardı ama hem halkı rehavete itti hem de belirli sınıflarda öğrencilerin virüsü arkadaşlarından alıp ailelerine bulaştırmasına neden oldu.

Virüsün yayılmasının ana kaynağı gençler. Hastalık belirti göstermeyen, farkında bile olmayan gençleri taşıyıcı olarak kullanıyor. Sokakta oynayan, okulda iç içe, café ve lokallerde üst üste, maske mesafe dinlemeyen çocuklarımız, daha hala kendilerine etki etmeyen bu salgında önlem alınmasına karşı. Morukların, hastalıklıların gebermesi beni neden ilgilendirsin zihniyetinden çıkaramadık. Oysa sistem çökerse, altyapı işlemezse, kesintiler olursa, kamyonlar kentleri beslemezse, ağır darbeyi kendileri yiyecek. Bunu gençlere anlatamadık. Aksine hastalık yok, her şey yalan diyen fırsatçılar bu mutsuz genç piyasasını kaptı.

Aşı, deli saçmasıydı, bunu defalarca yazdık. Aşı artışı pandemiyi azaltmadığı gibi sıçrattı. İki kez iğne vurulanlardan sadece yarısı, o da iki üç ay bağışıklığa sahip. Ama bu adeta ömür boyu garanti gibi görüldü ve salgının yayılmasında etkili oldu. Ayrıca bu konuda iddialı konuşanlar da rehavete neden oldu. Aşı pratikte zorunlu. Yapmazsan ekmeğini keseriz, vasıtaya bindirmeyiz, sistemden atarız diyorlar. 

HES kod ise tamamen bir insan hakları rezaleti. İnsanlar otobüse binemediğinden, hem devlet, hem belediye, hem belediyelere sızmış yabancılarca izleniyor. HES kodun bir faydası da yok. Semptomatik hasta zaten inleye öksüre belli.  Hastalığı taşıyanlar, öksürmeyen, şüphelenmeyen, kayıtlı olmayan, test yaptırmayan, resmi vakalardan 5-10 kat olan görünmez vakalar. Bunlar HES kodları sorunsuz olduğundan tıklım tıklım otobüslere binip, etraflarına bulaştırıyorlar. Devlet de biliyor ama belki iki PKK’lı, üç FETÖ’cü yakalarım bu sayede diye HES adına mahremiyeti ihlalde ısrarlı.

Kısaca, zaman ilerledikçe oklar yönetime dönüyor. Oysa başta iftihar ediyorduk, mükemmel düzenden intizamdan dolayı. Hâlâ da iftihar ediyoruz. Yönetimin kuşkusuz ekonomiyi, lokantacıyı, otelciyi de düşünmesi lazım. Ama bu pandemi en az 2020’ler boyunca sürecek, belki ötesine de devam edecek. Bunu daha bir yıl önce vurguladık. Bir mucizeyle biter, ama sonra yine başlar. Dolayısıyla devletin köklü dönüşüm düşünmesi lazım.

Ne yazık ki sorun şu: orijinal, hiç yaşanmamış konularda öneri getirmeye hazır değiliz. Devlet kadroları, uzmanlar, akademisyenler, seküleri-dindarı, sağcısı-solcusu, Batı tarafından tasarlanmış milli eğitim müfredatıyla,  Batı kültürel hegemonyası altında, Batıyatapar zihniyette yetiştiler. Bu nedenle Batı ne yapıyor bir kaç ay geriden takip ederek çözümler bulmaya çalışıyoruz. 

Okullar mı? Dur Avrupa açıklasın. Aşı mı? Bakalım ne yapacaklar. Tecrit mi? Onlar nasıl uyguluyorsa bir altı. 

Batıyatapar zihniyet bizi vakalarda iddialı bir lider takipçisi yaptı.

Çift kişilikli yapımızda elbette bir İslami zihniyet unsuru da bulunuyor. Onun bin yıllık etkisinin son demiyle, yaşlılara, düşkünlere, kimsesize, hatta sokak hayvanına bile şefkat, merhamet, hassasiyet, sevgi gösteriyoruz. Bu sayede, Batı’da huzurevlerine terk edilip ölen, aman be ihtiyar yaşadın yaşayacağın kadar diye kablosu çekilen onbinlere nisbeten ülkemizde ölüm oranları çok düşük.

Materyalist Batıya taparlık bizi yine rezil ederken, Müslümanlık bizi yine kurtarıyor. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here