
Dünya hayatı, Yüce Allah’ın kullarını imtihan etmek için yarattığı geçici bir imtihan yurdudur. İnsan, karşılaştığı nimetler ve musibetler karşısında kulluk şuurunu korumak ve ilahî emirlere uygun davranmakla yükümlüdür.
Kur’ân-ı Kerîm, insanın kimi zaman bollukla, kimi zaman darlıkla deneneceğini haber vermekte; bu hâllerin tek başına Allah’ın rızasının veya gazabının kesin bir göstergesi olmadığını bildirmektedir.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155)
Bu ilâhî beyan, karşılaşılan musibet ve mahrumiyetlerin çoğu zaman bir imtihan vesilesi olduğunu göstermektedir. Mümin, yaşadığı sıkıntıları değerlendirirken Allah Teâlâ’nın sonsuz hikmetini göz önünde bulundurmalı; O’nun her hükmünün hikmet üzere olduğuna inanmalıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir; sevdiğiniz bir şey de sizin için şer (kötü) olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216)
Bu sebeple, istenilen bir nimetin gecikmesi veya gerçekleşmemesi her zaman ilâhî gazabın işareti olarak değerlendirilmemelidir. Bazen kulun dünya ve ahireti için hayırlı olan, arzu ettiği şeyin verilmemesi veya ertelenmesidir. Peygamberlerin hayatları da bunun pek çok örneğiyle doludur. Hz. Eyyûb’un hastalığı, Hz. Yusuf’un hapsedilmesi, Hz. Yakub’un evlat hasreti ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) karşılaştığı sıkıntılar, onların Allah katındaki değerini azaltmamış; bilakis sabır, teslimiyet ve tevekküllerini ortaya koymuştur.
Buna karşılık, İslâmî kaynaklarda istidrâc olarak ifade edilen bir durum da bulunmaktadır. İstidrâc; kişinin günah ve isyanına rağmen dünya nimetlerinin artması, buna bağlı olarak gafletinin derinleşmesi ve tövbeden uzaklaşmasıdır. Böyle bir hâl, Allah’ın kulundan razı olduğunun değil, ona mühlet verdiğinin bir göstergesi olabilir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenlerle şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık. Bir de baktılar ki bütün ümitleri tükenivermiş.” (En’âm, 6/44)
Bir başka ayette ise şöyle buyrulmaktadır:
“Âyetlerimizi yalanlayanları, bilmeyecekleri bir yönden adım adım helâke sürükleyeceğiz.” (A’râf, 7/182)
Resûlullah (s.a.s.) da şu uyarıda bulunmuştur:
“Allah’ın, günah işleyen kula dünya nimetlerini vermeye devam ettiğini görürseniz, bilin ki bu istidrâçtır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
Bu sebeple mümin, sahip olduğu nimetleri Allah’ın rızasının kesin bir göstergesi olarak görmemeli; bunların bir emanet ve aynı zamanda bir imtihan vesilesi olduğunu unutmamalıdır. Aynı şekilde karşılaştığı sıkıntıları da ümitsizlik sebebi yapmamalı; sabır, dua ve tevekkülle Rabbine yönelmelidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de bildirildiği üzere mal, evlat, makam ve servet birer imtihan aracıdır. Tarihte Firavun, Kârûn ve benzeri kimselerin sahip oldukları imkânlar, onların Allah katındaki değerlerini göstermemiş; aksine inkâr ve azgınlıklarının artmasına vesile olmuştur. Buna karşılık birçok peygamber ve salih kul, hayatlarının önemli bir kısmını darlık ve sıkıntı içinde geçirmiş; buna rağmen Allah katında yüksek derecelere ulaşmışlardır.
Mümin için esas ölçü; dünya nimetlerinin çokluğu veya yokluğu değil, imanını muhafaza etmesi, ibadetlerini yerine getirmesi, haramlardan sakınması ve güzel ahlâk üzere yaşamasıdır. Nimetler karşısında şükretmek, musibetler karşısında sabretmek, hata işlendiğinde vakit kaybetmeden tevbe etmek ve her durumda Allah’a güvenmek, müminin temel vasıflarıdır.
Sonuç olarak mümin, hayatını değerlendirirken yalnızca dünyevî başarı ve imkânlara bakmamalıdır. Asıl başarı; Allah’ın rızasını kazanmak, istikamet üzere yaşamak ve imanla O’na kavuşabilmektir. Bunun için kişi hem nimetler karşısında kendisini hesaba çekmeli hem de musibetler karşısında sabır ve tevekkülünü korumalıdır.
Yüce Rabbimiz bizleri nimetler karşısında şükreden, musibetler karşısında sabreden, tevbeyi geciktirmeyen, istidrâçtan sakınan ve ömrünü O’nun rızasına uygun şekilde tamamlayan kullarından eylesin.
Âmin.
Ülke’nin yasaları batıl. Yazılı metin batıl. Kısas Allah’ın rahmeti değil mi? Yok bu ülkede kısas. Allah’ın rahmetine mi inan mıyorsun? Vakan ne? Neden Kısas’ın olmaması senin problemin degil? Ayetleri yalanlayan birçok yazılı metin var. Ayetlerin yalanlandığının farkında mı değilsin? put, dikili taş, fal okları, kumar ricsun. Hepsi var ve teşvikli. Çarkı felek olması seni neden rahatsız etmiyor? Allah Celle Celal; çarkı felek programını tv8 sunan sunucuya lanet eylesin. Allah Celle Celal; bu duruma gücü nispetinde mukavemet etmeyen müslim idarecinin hepsine (idare konumunda olan) iznine sığınırak Sana havale ediyorum Allah’ım. Hesap görücü Sensin Allah’ım. Allah Celle Celal; tayyib erdogana lanet eylesin. Allah Celle Celal; abdullah gül kişisine lanet eylesin. 2007’de oy için propaganda yapan hakk yok haksızlık var diye propaganda yapan bunu bilinçli yapan, hakem ihtiyacı var ama başka konularda hakk yok. Çocuğunun notunun düşük gelmesine kızan annenin şikayet etmesine aynı ropagandayı yapmayan idareci, devlet memuru ve bu işi bilincli yapan herkese lanet eylesin. Allah Celle Celal; propaganda aracı olarak zulmü hedef gösterip, yayınlayarak zulme karşı hareket edilmesini propagandasını yapan bilinçliye ellerini kurutsun, lanet eylesin Allah Celle Celal. kısas yok örneğin neden abdullah gül haksızlik var… diye propaganda yapanlar kısasın olmamasına propaganda yapmıyor olmasını Allah’a havale ediyorum. Hakk arıyormuş mu gibi ama hakk yok. şeytan gibi vesvese verip içine koyup boka batırıp çukura sokup sonra ben senden beriyim, boka batirdın??? tabi ayrı olacan şeytan olman sebebiyle batırdıklarından Allah kurtardıklarını, kurtaracaklarını Allah bilir. Hesap görücü olarak Allah yeter.