
Modernleşme trajedisinde, Müslüman halkların yaşadığı en dramatik senaryo, siyasi ricalin muhafazakâr kimliği ile egemen ideolojinin eğitim politikasındaki derin farklılıktır. Görünen bu durum, gelişi güzel bir yapılanma değil, fertten topluma sosyolojik rızanın inşasını temin içindir. La-dinilik olan laiklik, Müslüman toplumlarda tarihsel ve toplumsal olarak dar bir elbise gibi bedenine uymazken, bu elbiseyi halka giymeyi kabul ettirmek, muhafazakâr ricalin boynuna asılmış bir görevdir.
Dindarlar Eliyle Tasfiye Edilen Din
Muhafazakâr ricalin vaziyet ettiği laik devlette laik eğitim, devlete muti ve makbul vatandaşların imalatını yapan modern bir fabrika görevini yerine getirir. Burada esas olan sistemin kendisidir. Alnı secdede, ağzı oruçlu, dili dualı olan yöneticilerin, eğitim sisteminin la-dini laik yapısını koruma hususundaki hassasiyetleri, sistemsel bir mecburiyettir. Çünkü kendisini ölümlü ilah olarak tanımlayan modern devlet, meşruiyetinin ilahi olan otoriteden değil, kendi ürettiği ulusal kutsallardan almak zorundadır. Egemen ideoloji, şeytani bir akılla hareket ederek, ilahi olanı dindar muhafazakâr yöneticiler eliyle, kendi dinini kamusal alandan tasfiye ettirir.
Allah’ın Otoritesinin Yerin Alan Dünyevi Otorite
İnsanlar fıtraten ilahi olsun ya da olmasın, ilahi ya da beşeri belli kutsallara saygı duyarlar. Laik eğitimin gayesi de, dinin tasfiye edildiği boş alanları üretilmiş ulusal kutsallar ile doldurmaktır. Nerdeyse bebek yaşta denilecek nesiller, laik eğitim tezgâhından geçirilerek, üretilmiş ulusal kutsallara boyun eğmesi öğretilir, sağlanır. Ta ki, heykellerin, büstlerin önünde, çocuklarımızı secde ettirecek kadar sapkınlaşabilir ki, buna veliler de itiraz etmezler. Zira yıllardır cari olan laik eğitim ile “rıza” sağlanmıştır.
Müslüman halkların bir iman esası olarak, “Allah’tan başka otoriteyi tanımama” kabulü, aslında dünyevi otoriteye bir sınır koyar. Laik eğitim bu ilahi kabulü, öğretim müfredatından çıkararak, yerine devletin ideolojisini “şerik kabul etmez ve sorgulanamaz mutlak” olarak koyar. Din dünyevi iktidarı denetlemek fonksiyonunu kaybeder ve devletin iznine tabii ritüellerle sınırlı, mabet duvarlarının içinde vicdan meselesi haline gelir.
Dönüşen Amentü Esasları
Laik eğitim, amentünün esaslarını da dönüştürür. Müslüman toplumların, dinin işaret ettiği doğrultuda kabul ettiği amentünün yerini, laik eğitimle, ulusal mitler, kurucu figürler, ölümlü önderler ve liderler alır. Bu yeni amentü, devlet bekasını her şeyin üstünde tutan seküler iman esaslarını içerir. Laik eğitim, fertlerin zihninde, kutsalların mahiyetinin değişmesini sağlar.
Laik eğitimin ürettiği ulusal kutsallar, insan fıtratına uyum sağlamadığı ve asla da sağlayamayacağı için, fertler belli bir süre sonra psikolojik ve ruhsal boşluğa düşer. Laik eğitimin şekillendirdiği modern insan, ilahi işaretlerin olmadığı vahada, kaçınılmaz olarak varoluşsal bir kriz yaşamaya başlar. Fıtrata aykırı olan eğitim sistemi bilgiyi bir hikmet olarak değil, sadece dünyevi hayatta işe yarayacak bir öğretim olarak sunar. Bu öğretinin kaçınılmaz sonucu olarak, ferdin ruhsal dünyası kendisini besleyecek gıdayı bulamaz ve kurumaya başlar.
Merkeze Oturan Ego
Laik eğitim fertleri ilahi sorumluluk bilincinden mahrum yetiştirir. Yaratana hesap verme bilincinden arındırılan nesillerin tutunacak dalları kalmadığı için, benliklerini – egolarını – dünyanın merkezine yerleştirir. Hesap verme bilincinden arındırılan nesliler merhamet, sevgi, uhuvvet, dayanışma, muhabbet, vefa vb. değerlerden de arınır. Bunların yerini dünyevi olan rekabet, başarı, kazanma, haz, hız vb. değerler alır.
Laik eğitimde beden, modern öğretimle doyurulur, ancak ruhsal bir açlık ortaya çıkar. Fertler psikolojik olarak savunmasızdır. Ölümü, acıyı, neden var olduğunu, dünyaya neden geldiğini açıklayamayan laik eğitim, tezgâhından geçirdiği insanı “hiçlik” çukuruna atar.
Makbul Vatandaşa Dönüşen İnsan
Laik eğitim ve laik terbiye, ilahi olanı dışlayıp, ürettiği seküler kutsallar ile insanı özgürleştireceğini iddia ederek, daha dar, anlamsız ve dünyevi bir kafese, daha doğrusu ulus devletin muti ve makbul vatandaşına dönüştürmüştür.
Laik eğitimle gelinen eşik, Müslüman toplumlar için sadece eğitim sorunu değildir. İmana sahip olma veya kaybetmek, fani dünyanın baki ahiretin yerine geçmesi demektir. Muhafazakâr demokrat siyasi ricalin eliyle işletilen ve güçlenen bu yapı, kendi inanç ve anlam dünyasını tasfiye etmek demektir. Fakat ne yazık ki, laik eğitim ve laik terbiye, muhafazakâr demokratların eliyle meşrulaştırılmakta, alabildiğine tahkim edilmektedir.