islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,2705
EURO
55,2972
ALTIN
6.644,78
BIST
12.265,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
25°C
Pazartesi Az Bulutlu
24°C
Salı Hafif Yağmurlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
18°C

MÜSLÜMANSA ÂDİLDİR

MÜSLÜMANSA ÂDİLDİR
10/10/2026 09:45
A+
A-

MÜSLÜMANSA ÂDİLDİR

Bir şeyi olması gereken; layık olduğu yere koymaktır. Ulûhiyet ve Rububiyeti Allah Teâlâ’ya tahsis etmek, ubudiyeti/kulluğu insana has kılmak, Yüce Allah’tan başkasına ibadet ve mutlak itaat etmemek, O’na hiçbir varlığı şirk koşmamak adalettir.[1] İtikatta, amelde ve ahlakta orta yolu tutmak; tevhid üzerine olmaktır.[2] Mücerret rey yerine Kur’an ve sünnetin hükmüne göre karar vermektir.[3] Adalet, başta din alanı olmak üzere hayatta her türlü aşırılıktan uzak durmaktır. Bu çerçevede Hz. Peygamber şu uyarıyı yapmıştır: “Sakın dinde aşırılığa düşmeyin. Çünkü sizden önceki ümmetler dinlerinde aşırılığa düştükleri için helak oldular.” [4] Dine eklemeler yapmak veya var olanları dinin özünden çıkarmak, dinde aşırı gitmektir [5] ve adaletten sapmadır. Mesela, geçmiş ümmetlerden Hz. İsa’dan sonra gelenler imanda, ibadette, yemede, içmede, giyinmede ve evlenmede yeni bir hayat tarzı ihdas ettiler. Daha sonra da İsa (a.)’ın getirdiği İslâm’ı inkâr ederek Yahudileştiler, Hıristiyanlaştılar ve idarecilerinin dinlerine girdiler.[6] İslâm’ın içerisinde de böyle bir hayat tarzı oluşturmak isteyen kimseleri haber alan Resulullah (s.a.v.); “Ben namaz da kılarım, uyurum da oruç da tutarım, iftar da ederim; et de yerim. Ne oluyor bazı kişilere ki evlenmeyi yasaklıyorlar. Güzel yemek yemeyi ve koku sürmeyi, uyumayı, dünyanın güzelliklerini tatmayı (kendilerine) haram kılıyorlar. Ben size ruhbanlığı emretmiyorum…” [7] buyurmuştur. Bu uyarısıyla peygamberimiz dindeki aşırılığın keyfiyetine değinmiş ve yapılan eylemin tevhitten bir sapma olacağına vurgu yapmıştır. Bütün bu klasik tanımlardan yola çıkarak âdil insan olmayı; adalet sıfatıyla donanmayı şöyle tanımlayabiliriz: Tevhidi düşünen, farzları yerine getiren, dinin buyurduğu şeylere sıkıca yapışan, haramlardan sakınan, davranışlarında gerçeği araştıran, dinini ve kişiliğini zedeleyici söz ve davranışlardan kaçınan Müslüman şahsiyettir.[8] Müslüman şahsiyet ifadesiyle, küfürde direnen, ilahi emirleri hiçe sayan, çağdaş fikir akımlarını dinleştiren, vahyi hukuka kaynak kabul etmeyen, haramlarla iştigal eden ve mekruhlarda ısrar eden kimselerin âdil olamayacağını kastettik. Bu anlamda kâfirden adalet beklenmez, zira küfrün bizzat kendisi zulümdür. Zalimden âdil olmaz. Onların konjonktüre göre hareket etmeleri adalet telakki edilmemelidir. İnsanın adalet vasfı tevhidi bilinci ve davranışlarıyla doğru orantılıdır. Tevhidi düşünüp vahye bütünlük çerçevesinde iman etmeyenlerin adaleti olmaz. Bu bilgileri iyi anlarsak uluslararası güç odaklarından ve kâfirlerden adalet beklememeyi de kavramış oluruz. Çünkü siyasal hâkimiyetini dünya ölçeğinde kaybeden Müslümanlar son yüz yılda batılılardan ve onların kurumlarından adalet beklemek gibi bir yanlışa düştüler. Bu beyhude bekleyişin yerine dünya siyasetinde belirleyici olmayı başarsalar ve adaleti içten dışa doğru insanlığın gündemine taşıyabilselerdi daha iyi olurdu.

Adaletin diğer anlamları ise şunlardır:

1 – Doğruluk, eşitlik, denklik, aşırılıktan uzak ve dengeli olmak, her şeye hakkını vermek.

2 – Bir işi yerli yerine koymak, hak sahibine hakkını vermek, hak ve hukuka uygunluk. Her şeyin olması gerektiği yerde bulunması, insaf. Adaletin önemiyle ilgili Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Ahlaksızlığı (zinayı, fuhşu ve fuhşa götüren yolları) çirkin şeyleri ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.[9]

3 – Dinen zararlı olan şeylerden kaçınmak suretiyle hak olan yolda dosdoğru bir biçimde devam etmek.

4 – Kanunları eşitlik ilkesine göre uygulama, herkesin kanun karşısında eşit tutulmasını sağlamak. Konuyla ilgili ayet şöyledir: “Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle karar vermenizi emreder…”[10]

5 – Dengeli bir kişilik ve ahlaka sahip olmak, aşırılıktan uzaklaşıp her şeye hakkını vermek.

6 – Allah’ın yaratmış olduğu evrende onun istekleri doğrultusunda hareket etmek. Hevaya ve tağutlara teslim olmamak.

7 – Haklıya hakkını verip suçluyu da işlediği suça denk bir ceza ile cezalandırmak.[11]

Yüce Allah’ın esmasından olan el-Adl, Rabbimizin her şeyi bir hikmete binaen yerli yerine koymasını, yaratma ve emir alanını zatına tahsis etmesini, tasarruf hakkının mutlak anlamda Kedinde olmasını, yarattığı varlıkları en kâmil biçimde terbiye etmesini, makro ve mikro âlem için her türlü kuralı hakça koymasını ve hiçbir varlığı başıboş ve amaçsız yaratmamasını ifade eder. Rabbimizin bu isminden her insanın gerekli payı alması gerekir. Alınan bu pay gereğince her varlığın hakkını vermek esastır. Konuyu biraz daha el-Adl ismi çerçevesinde açarsak şunları söyleyebiliriz: el-Adl; mutlak adalet sahibi, aşırılığa yönelmeyen. Her şeyi yerli yerince yaratan; bir şeyi konulması gereken yere koyan. Zulümden uzak olan ve hak sahiplerine haklarını veren demektir. Adl’in tersi zulümdür. Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Allah’a zulüm isnat etmek mutlak küfürdür. Allah Teâlâ hiçbir varlığa zerre kadar zulüm etmez. O, zalimin hasmıdır. Belki mühlet verir ama tutunca da iflah ettirmez.

İnsanlar tevhidi kabul edip hakikaten Müslüman olurlar, hayatlarına vahiyle anlam verirler, kendileri başta olmak üzere her hak sahibine haklarını teslim ederler, ibadetlerini sünnete uygun biçimde yaparlar, haramlardan kaçınıp mekruhlarda ısrar etmezler, hükmettikleri zaman Allah’ın ahkâmıyla karar verirler, mahkemelerde vahiyle hareket ederler, görev verirken emanete liyakatli kişileri bulurlar, tağutun kararlarından uzak dururlar ve beşeri ideolojileri inkâr ederlerse Allah Teâlâ’nın el-Adl isminden gerekli nasibi almış olurlar. Vahyin egemen olduğu siyasa ve yerler adalet yurdudur. Bu yaklaşıma göre, âdil siyasanın ve adalet yurdunun kurulması için çalışmak da kulun el-Adl isminden aldığı nasiple doğru orantılıdır. El-Adl isminden payını alan şuurlu bir Müslüman, kendini dünya sisteminin kurguladığı sağ-sol yapılanmasında heba etmez. Sağ-sol politik oyunun Müslümanlara bir yörünge tayin edilerek kontrol için kurgulandığını bilir. O her zaman “hepten” yanadır. Bardağın boş tarafından bakar ve asla kandırılamaz.

Dipnotlar

[1] Maturidi, Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed, Te’vilatu Ehli’s- Sünne, D.K.İ., Beyrut, 2005, c. VI, s. 559.

[2] Ebu’s Suud, Muhammed b. Muhammed, İrşad’u-l Akl’ı-s Selim, D.K.İ, Beyrut, 2010, c. V, s. 162.

[3] Şevkani, Muhammed b. Ali, Feth’u-l Kadir, Şam, 2009, s. 383.

[4] Nesai, Menasik, 24, Had.no:217, c. V, s. 268; İbni Mace,63, Had no:3029, c. II, s. 1008.

[5] Es-Safedî, Yusuf b. Hilal, Keşf’ü-l esrar, c. I, s. 567.

[6] Bagavî, Mealimu’t-Te’vil, Beyrut, trsz, s. 935.

[7] Vahidî, Esbab-ı Nüzul, Ebu’l Hasen Ali b. Ahmed, (tah: Eymen Salih), Kahire, 2003, s. 158; Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, c. III, s. 193.

[8] Dini Terimler Sözlüğü, M.E.B. Komisyon, 2009, Ankara, s. 5.

[9] Nahl 16/90.

[10] Nisa 4/58.

[11] Dini Terimler Sözlüğü, M.E.B. Komisyon, 2009, Ankara, s. 4.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.