islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0645
EURO
52,9777
ALTIN
6.652,97
BIST
14.329,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
18°C
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

Neden İsrail’de Atatürk Anıtı Var da II. Abdülhamid’in Adı Bile Yok?

Neden İsrail’de Atatürk Anıtı Var da II. Abdülhamid’in Adı Bile Yok?
30/08/2025 09:13
A+
A-

Neden İsrail’de Atatürk Anıtı Var da II. Abdülhamid’in Adı Bile Yok?

İsrail’in bazı şehirlerinde “Atatürk Ormanı” gibi anıtlar ve büstler bulunuyor. Örneğin, Yehud’daki bir büstün üzerinde şu ibare yer alıyor:
“İsrail halkı sana ebediyyen minnettar kalacaktır.”

Bu durum, şu soruyu akla getiriyor: Neden II. Abdülhamid’in adı anılmıyor da Atatürk’ün adı övgüyle hatırlanıyor? Niçin Filistin’i altın karşılığında satmayı reddeden, Osmanlı’nın son dönemlerindeki ümmetçi politikalarıyla bilinen Abdülhamid unutuluyor da, hilafeti kaldıran ve seküler reformlar yapan Mustafa Kemal Atatürk minnetle anılıyor?

Tarihsel belgeler gösteriyor ki, 1901’de (1897’de Basel Kongresi sonrası girişimlerle başlayan süreçte) Theodor Herzl, II. Abdülhamid’le görüşmek için çaba sarf etti. Osmanlı borçlarını ödeme ve mali yardım vaat etti. Abdülhamid’in yanıtı ise şöyleydi:
“Bu topraklar bana değil, milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu savaşarak ve kanıyla kazanmıştır. Bizden ancak kanla koparılabilir.”

Bu reddediş, Siyonistlerin planlarını geciktirdi ve Abdülhamid Hânı Siyonizm açısından bir engel olarak konumlandırdı. Bu nedenle, bugün İsrail’de onun adına herhangi bir anıt bulunmuyor (zaten bulunması da çok saçma olurdu); o, Osmanlı egemenliğini koruyan bir figür olarak algılanıyor.

Peki Mustafa Kemal Atatürk?

Hilafeti 1924’te kaldırdı. Yâni ümmetin başını kopardı.

Böylece,

Ümmet bir çobansız sürüye döndü.

Her millet kendi ulus-devletine hapsedildi, sınırlarla parçalandı.

Düşmanlarımız, İslâm dünyasını bölüp yönetmek için en büyük fırsatı yakaladı.

İslâm dünyasında milliyetçilik, sekülerleşme ve parçalanma hızlandı.

Böylece 1924’te Ankara’da alınan bu karar,
Şam, Bağdat, Beyrut, Kudüs, Amman, Sana, Trablus, Kahire, Lefkoşa, Tiran, Üsküp, Priştine, Saraybosna, Sofya, Kuveyt, Cezayir ve pek çok yerde derin bir yetimlik duygusu doğurdu. Artık ümmetin “başı” yoktu; tek tek organları vardı ama onları birleştirecek kalp ve beyin susturulmuştu.

İslam Hukukunu kaldırıp, Avrupa’dan esinlenen (örneğin İsviçre ve İtalyan modelleri) sivil kanunları getirdi.

Şapka Kanunu (1925) gibi reformlarla Batılılaşmayı zorunlu kıldı. Bu süreçte, bazı bölgelerde protestolar çıktı ve sert bir şekilde bastırıldı. Örneğin Rize’de, şapka kanuna karşı ayaklanmalarda idamlar yaşandı. Evet, günümüzde yahudilerin taktığı şapkayı giymeyi reddedenlere devlet eliyle kurşun sıkıldı.

Hilafetin kaldırılması, sadece Türkiye için değil, tüm Müslüman dünyası için önemli bir kırılma noktasıydı; Osmanlı’nın son kalıntılarını ortadan kaldırdı.

İşte bu bağlamda, İsrail’in hafızasında Atatürk’ün adı minnetle anılıyor. Ayrıca Atatürk’ün kurduğu yeni Türkiye’nin 1949’da İsrail’i tanıyan ilk ülkelerden biri olması da bunun cabasıydı.

Ancak mesele sadece İsrail’ideki anıtlardan ibaret değil. Bugün İsrail’in Gazze’deki eylemleriyle, dün Türkiye’deki reform sırasındaki baskılar arasında bazı paralellikler bulunuyor: Her ikisi de kimlik ve inanç çatışmalarını içeriyor.

Gazze’de bombalarla siviller hatta çocuklar öldürülüyor…
Rize’de Şapka Kanunu protestolarında devlet müdahalesi sonucu onlarca Müslüman öldürüldü. (Ne İlginçtir ki, bugün aynı şapkayı yahudiler dini inancı gereği takıyor.)
Zulmün biçimleri değişse de, özünde kimlikleri dönüştürme çabası yatıyor: Müslüman kimliğini Batı adetleriyle uyumlu hale getirme veya dikdatörlükle bastırma.

Gazze’deki çığlıklar ile Rize’deki feryatlar, benzer bir acıyı yansıtıyor:

Biri dış güçlerin zulmünden,

Diğeri iç reform baskılarından…

Dün Rize’nin gençleri inançları uğruna hayatını kaybetti; bugün Gazze’nin çocukları benzer nedenlerle katlediliyor. Her ikisinde de sadakat ve direniş temaları öne çıkıyor.

Ve Tarih bize şunu gösteriyor:

II. Abdülhamid, Osmanlı’yı ve Filistin’i koruma çabasıyla hatırlanıyor; ancak Siyonist tarihyazımında engel olarak görülüyor.

Atatürk, modernleşme ve Siyonistlerin hâlihazırda taktığı şapka uğruna halkını inançlarından koparıp darağaçlarında sallandıran bir figür olarak anılıyor; bu da Siyonist İsrail’de olumlu bir imaj oluşturuyor.

Bir milletin hafızasında kimin adının yaşatıldığı, tarihsel bağlam ve ilişkilerin bir yansımasıdır.

Unutma:

Gazze’nin mağdurları şahittir.

Rize’nin reform kurbanları şahittir.

Zulmün ömrü kısadır. Mazlumların duaları her zaman daha güçlüdür. Tarih, kimlerin neyi savunduğunu unutmaz. Bugün hesabı sorulmasa da yarın âhirette mutlaka bunların hesabı sorulur. Bugün bize düşen tarihten ders alıp büyük oyunu görmek ve İsrail’in ekmeğine yağ sürmemektir.

Ya Rabbi!
Dininden taviz vermeyen kullarını hidayetinde sabit kıl, zalimlerin tuzaklarını kendi boyunlarına dolandır.
Bize basiretle bakan, tarihten ders alan, oyunu gören, dininden taviz vermeyen bir yürek ver.
Ümmeti yeniden vahdet sancağı altında topla, hilafetin gölgesinde birleştir, zilleti üzerimizden kaldır.
Mazlumların dualarını kabul et; zalimlerin saltanatını yerle bir et.
Kalplerimizi dininde sabit kıl, ayaklarımızı hak yolunda sebat ettir.

Ey Âlemlerin Rabbi!
Bize izzetle yaşamayı, gerekirse şehadetle ölmeyi nasip et.
Dualarımızı kabul buyur!

Âmin!

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

Yorumlar
  1. Mahir dedi ki:

    yolsuz ve yozlaşmış Osmanlının neden yahudi tefecilere bu kadar borçlandığı,işlettiği vapurun bilet fiyatını bile kendisi tayin edemeyecek derece de kaputülasyonlar eliyle nasıl aciz duruma düştüğü hiç bahis konusu değil..,Osmanlı yıkılınca yemen,filistin ve diğerlerinin yetim kalmaları bir kuruntu olmasın ? gene de yetim arayacaksak uzağa gitmeye gerek yok..eğer yolunuz düşerse,Aydın-söke ye,bir ara komşulukta yaptığım, “Habeşli zencilere” sorsun yetimliği..Osmanlının yıkılmasına onların ettiği beddualar bile yetmiştir..zulüm ile abâd olunmaz ve kimse müstesna değildir

    1. Kadir Bekil dedi ki:

      Velev ki söylediğin her şey doğru olsun: Osmanlı borçlandı, kapitülasyonlarla bunaldı, idari zaaflar yaşandı. Peki sonra ne oldu? Asıl mesele burada.

      Düşmana benzemek nedir, nasıl anlaşılır? İşi tek cümlede özetleyeyim: Topu-tüfeği değil; zihniyeti, alfabeyi, kıyafeti, takvimi, hukukunu içeri sokmaktır. İstila budur. Ve biz bunu “inkılap” adıyla kendimiz yaptık.

      İngiliz ya da Yunan ülkeyi işgal etseydi ne yapardı?

      Kamu alanında Tesettürü yasaklar mıydı? Hatta tesettürlü annenin oğlunu askere kabul edip yemin törenine annesinin girmesini yasaklar mıydı? Evet! Çünkü onların gözüne göre kadınların örtüsü, İslam’ın bayrağıdır. Onu indirince, milleti teslim aldığını sanır.

      Alfabeyi değiştirir miydi? Evet! Çünkü harfleri değiştirirsen, dedenin mezar taşını bile okuyamazsın! Kendi tarihine yabancılaşırsın. İşte asıl kölelik budur.

      Şapka giymeyeni asar mıydı? Evet! Çünkü o şapka bir kumaş parçası değil, Batı’nın sana giydirdiği deli gömleğiydi.

      Hilafeti kaldırır mıydı? Evet! Çünkü hilafet, ümmetin çatısıydı. Çatıyı çökerttin mi, ev zaten kendiliğinden dağılır.

      Kur’an eğitimini yasaklar mıydı? Evet! Çünkü Kur’an’sız bir millet, pusulasız bir gemiye döner. 1928’den sonra çocukların Kur’an öğrenmesi için gizli yerlerde ders yapılmasının sebebi buydu.

      Tekke ve zaviyeleri kapatır mıydı? Evet! Çünkü bunlar milletin imanını diri tutan son nefes borusuydu. Onu tıkarsan İslam ölür.

      Ayasofya’yı ibadete kapatıp müze yapar mıydı? Evet! Çünkü Ayasofya, İstanbul’un fetih sembolüydü; onu kapatmak, Fatih’in ruhunu zincire vurmaktır.

      Medreseleri yasaklar mıydı? Evet! Çünkü mabedi kapatırsan ibadet biter, mektebi kapatırsan ilim biter. Sonra da sana kendi reçetesini “çağdaş eğitim” diye yutturur.

      Osmanlı’yı karalayıp ders kitaplarında kötüler miydi? Evet! Çünkü tarihsiz millet, adresini kaybetmiş postacıya döner: Ne aradığını bilir, ama nereye gideceğini bilemez.

      Gençlere kendi kahramanlarını değil, Batı’nın putlarını ezberletir miydi? Evet! Çünkü gencin kalbine “Spartaküs”ü sokup “Seyit Onbaşı”yı, Kutü-l Amâre’yi unutturursan, işte o zaman milletin ruhunu öldürmüş olursun.

      Dillerini bozup “öz Türkçe” diye Latin alfabesiyle köksüzleştirir miydi? Evet! Çünkü Osmanlıcayı düşmanının Latin alfabesiyle değiştirirsen, sadece sözlüğü değil, zihni de formatlarsın.

      Mahkemelerde İslam hukukunu kaldırır mıydı? Evet! Çünkü adaletin kaynağı İslam’dı. Onu kaldırıp Batı kanununu koyarsan, hak yerini bulmaz; gavurun sistemi işler.

      Halkın zihninde dini itibarsızlaştırır mıydı? Evet! Çünkü imanını söndürmeden kimliğini söndüremezsin.

      Yeni yıl, piyango, içki, balo, dans, cuma yerine cumartesi-pazar tatili dayatır mıydı? Evet! Çünkü kültür işgali, sofrana girer, cebine girer, tatiline girer; sen farkına bile varmazsın.

      Müslümanları şapka giymedi diye darağaçlarına yollar mıydı? Evet! Çünkü korku olmadan kimseye “medeniyet” yutturulmaz.

      Şimdi soralım:
      Bütün bunları gerçekten İngiliz mi yaptı? Yunan mı yaptı?
      Yoksa biz kendi elimizle “inkılap” diye Batı’nın deli gömleğini sırtımıza mı geçirdik?

      Asıl işgal top tüfekle değil; zihniyetle, alfabe ile, kıyafetle, kültürle yapılır.
      Ve işte o işgal, en tehlikeli işgaldir.

      1. Akif dedi ki:

        Kadir Bey, “…… yapar mıydı?” diye sıraladığınız ve “evet” diye cevapladığınız maddelerin bir çoğunu düşman yapamazdı diye düşünüyorum.

  2. Çağatay dedi ki:

    Atatürkü kötülemek için yazılmış yalan uydurmaktan başka bi bok bildiginiz yok Atatürkün heykeli israilde birussebi muharebesinde ölen osmanlı askerleri anısına yapılmış bir anıttır