islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C

O BİRİ KİM? SEN DEĞİLSEN KİM?

O BİRİ KİM? SEN DEĞİLSEN KİM?
A+
A-

O BİRİ KİM? SEN DEĞİLSEN KİM?

İftar saatiydi. Balkona çıktım.

Evimin karşısındaki büyük şehir parkında bir ateş yanıyordu. Küçük değildi. Öyle mangal dumanı gibi de durmuyordu. Bildiğin ateş…

Parkta genelde bekçi olur. “Görmüşlerdir,” dedim. “Birileri zaten haber vermiştir,” dedim.

Üzerinde durmadım.

Yarım saat geçti. Ateş hâlâ yanıyordu.

O an fark ettim ki yapılan deneylerdeki kalabalık psikolojisine aynen uymuştum.

Sorumluluğu görünmez bir kalabalığın omuzlarına bırakmıştım.

“Nasılsa biri aramıştır.”

O biri kimdi?

Ben değilsem kimdi?

Telefonu elime aldım. Parkın hemen yanındaki karakolu aradım. Adresi tarif ettim.

“Hemen yanınızdaki park,” dedim. Cevap netti: “Bizim alanımız değil, itfaiyeyi arayın.”

Bu defa itfaiyeyi aradım. “Emin misiniz? Bekçiler görürdü,” dendi.

Evet, görmeleri gerekirdi. Ama yanıyordu işte. Adres tekrar tekrar soruldu.

“Ona göre işlem yapılacak, hangi bölgeye giriyorsa,” dendi.

On dakika sonra itfaiye geldi. Ateş söndürüldü. Ekip hızlıydı. Müdahale yerindeydi.

Ama o ateş sönene kadar başka bir şeyle yüzleştim:

Sorumluluk ortada duruyordu.

Herkesin gözü önünde.

Ama kimse ilk hamleyi yapmak istemiyordu.

Önce ben “birileri arar” dedim.

Sonra devletin birkaç birimini arayıp onları adeta ikna etmek zorunda kaldım.

Birim çoktu, yetki çoktu, ama sorumluluğu ilk cümlede üstlenen yoktu.

İnsanoğlu gerçekten tuhaf. Bazen kimseye hesap vermek istemiyor.

Kural tanımak istemiyor. Akıl almak istemiyor.

Ama iş sorumluluk almaya gelince birden küçülüyor.

“Ya yanlışsa?”

“Ya benim görevim değilse?”

“Ya bir başkası daha uygunsa?”

Sanki görünmez bir yük var omuzlarında ve onu taşımamak için sürekli başka bir omuz arıyor.

Üstelik bunun bilimsel bir adı da var: Seyirci Etkisi.

1964’te yaşanan bir olaydan sonra psikoloji literatürüne girdi. Bir olaya ne kadar çok kişi tanık olursa, müdahale ihtimali o kadar düşüyor.

Herkes birbirine bakıyor ve sorumluluk dağılıyor.

Peki bu bencillik mi?

Yoksa özgüvensizlik mi?

Belki ikisi de.

Çünkü sorumluluk almak cesaret ister. “Bu benim işim” diyebilmek içsel bir sağlamlık ister.

Yanılma ihtimalini göze alabilmek ister.

O akşam parkta yanan ateş bana şunu düşündürdü:

Toplum dediğimiz şey, birilerinin

“Ben yaparım,”

“Ben müdahale ederim,”

“Ben üstlenirim” dediği anlarda ayakta kalıyor.

Haksızlık karşısında ayağa kalkanlar, yanlış gördüğünde susmayanlar, gerektiğinde kalabalığın önüne çıkanlar…

İşte bu insanlar sayesinde toplum dimdik duruyor.

Aslında mesele, onların var olup olmaması değil; hepimizin o kalabalığa dahil olup olmayacağı.

Mesela çocuklarımıza sürekli özgüven aşılamaya çalışıyoruz.

Ama onlara sorumluluk veriyor muyuz? Yanlış yapma ihtimaliyle birlikte bir işi gerçekten teslim ediyor muyuz? Belki de eksiğimiz özgüven değildir. Eksiğimiz, sorumluluk hissimizdir.

Çünkü konuşurken hepimiz çok güçlü bir toplumuz. Klavye başında hepimiz vatan askeri,

aile sohbetlerinde herkes ahlak bekçisi, veli toplantılarında herkes çocuk gelişim uzmanı.

Yanlış gördüğümüzde eleştirmekten çekinmeyiz. Eksikleri saymakta ustayız.

Kınamakta da oldukça cesuruz.

Ama iş “Ben ne yapabilirim?” sorusuna gelince bir sessizlik başlar.

Çünkü eleştirmek kolaydır. Sorumluluk almak ise risk ister.

Emek ister. Bazen yalnız kalmayı göze almak ister.

Çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı öğreniyor.

Biz sorumluluk aldığımızda, onlar da öğreniyor.

Biz seyirci kaldığımızda, onlar da seyirci olmayı öğreniyor.

Belki de çocuklara bırakabileceğimiz en güçlü miras özgüven değil.

Sorumluluk duygusudur; her adımda üstlendiğimiz, her tercihte omuzladığımız bir yük.

Bu yük, yalnızca bireysel bir cesaret değil, toplumun dayanıklılığını, geleceğin doğruluğunu ve kolektif vicdanımızı şekillendirir.

Çünkü bir toplum, sadece eleştirenlerle değil; gerektiğinde ayağa kalkıp “Ben buradayım” diyebilenlerle değişir.

Şeyma Demircan Namazcı

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.