
Komedyen Deniz Göktaş hakkında “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla başlatılan soruşturmaya gazeteci Ruşen Çakır’ın gösterdiği tepki, kamuoyunda yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Çakır’ın, soruşturmayı “ifade özgürlüğüne müdahale” olarak değerlendirmesi ve Türkiye’de din konusunda eskiden daha rahat konuşulabildiğini söylemesi, özellikle Müslüman kesimlerden sert eleştiriler aldı.
Çakır, yaptığı değerlendirmede Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlandığını ileri sürdü. Deniz Göktaş’ın gösterisini izlediğini belirterek Kur’an-ı Kerim’e veya İslam’a yönelik hakaret ya da alay görmediğini savundu. Ancak bu yaklaşım, milyonlarca Müslümanın kutsal kabul ettiği değerlere yönelik ifadeleri sıradanlaştırdığı gerekçesiyle tepki çekti.
Eleştirilerin odağındaki nokta, ifade özgürlüğünün sınırlarının bilinçli şekilde genişletilmeye çalışıldığı iddiası oldu. Hukuk devletlerinde ifade özgürlüğü temel bir hak olsa da hiçbir ülkede sınırsız değildir. Irkçılık, nefret söylemi, şiddete teşvik ve kişilik haklarına saldırı nasıl hukuk tarafından sınırlandırılıyorsa, toplumun kutsal değerlerini aşağılayan söylemler de hukuki ve toplumsal tartışmanın konusu olmaktadır.
Bu nedenle birçok kişi, Kur’an-ı Kerim’i hedef alan ifadeleri “mizah” veya “eleştiri” kisvesi altında meşrulaştırmanın toplumsal barışı zedeleyeceğini savunuyor. Eleştirilere göre mesele bir komedyenin soruşturulması değil, milyonlarca insanın inancının değersizleştirilmesine karşı hukuk düzeninin nasıl tavır alacağıdır.
Çakır’ın açıklamalarına yöneltilen en güçlü eleştirilerden biri de “ifade özgürlüğü” kavramının tek taraflı yorumlandığı yönünde oldu. İnanç özgürlüğünün de en az ifade özgürlüğü kadar temel bir insan hakkı olduğu vurgulanırken, bir kesimin özgürlüğü adına başka bir kesimin en kutsal değerlerinin tahkir edilmesinin demokratik toplum anlayışıyla bağdaşmadığı ifade ediliyor.
Eleştirilere göre, Kur’an-ı Kerim’i veya İslam’ı aşağılayıcı ifadeler karşısında “hakaret göremedim” demek, milyonlarca Müslümanın hissiyatını yok saymak anlamına geliyor. Bu yaklaşımın toplumdaki kutuplaşmayı azaltmak yerine derinleştirdiği değerlendiriliyor.
Kamuoyunda dile getirilen bir başka eleştiri ise çifte standart iddiası oldu. Aynı çevrelerin farklı kimliklere, etnik gruplara veya başka inançlara yönelik aşağılayıcı ifadeler karşısında çok daha sert tepki gösterdiği hatırlatılıyor. Buna karşın konu İslam ve Kur’an-ı Kerim olduğunda “mizah”, “sanat” veya “ifade özgürlüğü” söylemlerinin öne çıkarılmasının tutarlı olmadığı savunuluyor.
Eleştirilerde, gerçek özgürlüğün başkalarının kutsallarına saygı göstermeyi de gerektirdiği belirtilirken, ifade özgürlüğünün hiçbir zaman hakaret etme veya aşağılamayı meşrulaştıran sınırsız bir hak olarak yorumlanamayacağı vurgulanıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma devam ederken, dosyanın hukuki sonucu yargı tarafından belirlenecek. Ancak yaşanan tartışma, Türkiye’de ifade özgürlüğü ile dini değerlere saygı arasındaki sınırın yeniden yoğun şekilde tartışılmasına neden olmuş durumda.
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube