
Bugün Türkiye’nin ekonomi sahnesinde izlediğimiz tiyatro, özünde bir yapısal çözüm arayışı değil; aynı finansal paradigmanın iki farklı aktör tarafından paylaşılamaması kavgasıdır. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın son dönemde ekranlara çıkıp büyük bir feryatla, “Hükümeti uyarıyorum, göreve çağırıyorum!” diyerek temerrüt (iflas) riski üzerinden korku iklimi pompalaması, ne yazık ki samimi bir kurtuluş reçetesi sunmuyor. Tam aksine, 13 yıl boyunca bu ülkenin ekonomisini yönetmiş bir ismin, mevcut krizden siyasi rant devşirme ve kendi geçmişini aklama çabasından öteye geçmiyor.
Sorulması gereken asıl soru şudur: Ali Babacan bugün Mehmet Şimşek’i ve hükümeti eleştirirken, aslında kendi döneminde uyguladığı ve bugünkü çöküşün taşlarını döşeyen politikalardan farklı ne vaat ediyor? Cevap nettir: Hiçbir şey.
Babacan, devletin iflas riskini anlatırken halkın en hassas noktalarına dokunmayı seçiyor; doğalgaz, petrol ve temel ham maddelerin ithal edilemeyeceğini, akaryakıt kuyruklarının başlayacağını ve günde 6 ila 10 saati bulacak elektrik kesintileriyle ülkenin kaosa sürükleneceğini iddia ediyor. Bu korkutucu senaryonun en büyük delili olarak da uçağın radarına benzettiği CDS (Kredi Risk Primi) oranlarını gösteriyor.
Buradaki kurnazlık tam olarak şurada başlıyor: Babacan, sanki bugün koltukta oturan Mehmet Şimşek kendi yol arkadaşı, mesai arkadaşı ve aynı ekonomik ekolün neferi değilmiş gibi davranıyor. Oysa bugün Mehmet Şimşek’in uygulamaya çalıştığı yüksek faiz, kemer sıkma ve uluslararası piyasalara şirin görünme politikaları, Babacan’ın “yapılması şart” dediği reçetenin ta kendisidir. Şimşek bugün Babacan’ın söylediklerini harfiyen yapmaktadır; ancak Babacan, bu gerçeği halktan saklayarak sanki ortada iki farklı çözüm yolu varmış illüzyonunu yaratmaktadır.
Ali Babacan’ın güvenilirlik zeminini sarsan en büyük gerçek, onun 2002-2015 yılları arasındaki bakanlık döneminin yapısal analizinde gizlidir. Babacan, kendi dönemindeki tek haneli enflasyon ve faiz başarılarını tamamen kendi “liyakatli kadrolarına” ve “kurumsal bağımsızlığa” bağlayarak övünüyor. Ancak büyük gerçeği, yani küresel konjonktürü milletten gizliyor.
Babacan döneminde dünya ekonomisi, özellikle 2008 küresel krizi sonrası ABD ve Avrupa merkez bankalarının bastığı karşılıksız paralarla adeta bir likidite bolluğu yaşıyordu. Türkiye’ye oluk oluk akan bu sıcak para, yerli ve milli bir üretim mucizesi yaratmadı. Aksine:
Dolayısıyla ne Ali Babacan ne de halefi Mehmet Şimşek faizci sisteme, borç-para döngüsüne itiraz etmektedir. Onların tek derdi, bu sömürü çarkının nasıl daha pürüzsüz döneceğidir. Millete sundukları vizyon, borçsuz ve bağımsız bir ekonomi modeli inşa etmek değil; “Borçlanma politikasını nasıl devam ettirebiliriz, küresel tefecilere faizi nasıl daha rahat ödeyebiliriz?” sorusuna makyajlı cevaplar üretmektir.
Ali Babacan’ın bugün hükümete yönelik çıkışları kökten yersizdir. Çünkü kendisi, köhneleşmiş kapitalist/ortodoks finans modelinin dışına çıkabilecek bir zihniyete sahip değildir. Bugün Şimşek’i eleştirmesinin asıl gerekçesi felsefi bir ayrılık değil; sadece “kurumsal bağımsızlık ve hukuk” gibi vitrin kavramları üzerinden, Şimşek’in bu küresel modeli eksik uyguladığı iddiasıdır.
Ortada bir sistem değişimi vaadi yoktur; sadece mevcut krizin yarattığı toplumsal öfkeden istifade ederek eski koltuğuna veya gücüne yeniden kavuşma arzusu vardır. Bu millet, faizin ve borçlanmanın adını “ekonomik istikrar” koyarak ülkeyi küresel finans baronlarına teslim edenlerin sahte kurtarıcı rollerini artık yutmamalıdır. Gerçek yapısal çözüm, borçlanma kapasitesini büyütmek değil, bu borç bağımlılığı sistemini kökten reddetmektir.
Site yönetimi herhalde sizin bu ahlaksızca tutumunuzu henüz görmedi. Yoksa bela okuyan birini siler atardı.
Resmini kimliğini koymaktan aciz sinsi Bir Karakterin bu yorumu yorum değil sadece kusmasıdır eleştiri değil sadece saldırmasıdır .
Belli ki çok isabetli tespitler olmuş .
Sayın Yazar Ali Babacan’ın gurup toplantılarında söylediklerini duymazdan gelmekte, medyaya söylediklerini ve açıklamalarını ise kasıtlı olarak gizlemekte, toptancı bir anlayışla kendisini faizci ilan etmektedir. Bu durum bühtandır. Ülkenin birlik beraberliğe muhtaç olduğu bir dönemde fitneciliktir. Ayıptır günahtır. Babacan her fırsatta enflasyonun faiz politikaları ile değil üretim ve vahşi israfın önlenmesi ile mümkün olacağını, vergi ve faiz arttırılarak ekonominin düzelmeyeceğini Mehmet Şimşek politikaları ile bu işin olmayacağını beyan etmektedir.