
Siyaset, Bir İdeal mi, Yoksa İsyan hareketi mi?
Siyaset, insanlığın ilk dönemlerinden beri, bir yönetme felsefesi ve sanatı olarak karşımıza çıkmaktadır. Buradaki felsefe terimi, yönetimin nasıl, ne şekilde ve hangi kriterlere göre toplumun yönetimini içine almaktadır. Zaten, felsefenin sadece bilgi türü değil, aynı zamanda bir metot olduğu da görülmektedir. Buradaki niçin, neden, nasıl kelimeleri, işin felsefesini anlatmaktadır.
Bu açıklamaya göre, bir işin nasıl yapılması hususu, bir ideal olmuyor. İdeal, daha yüksek bir amaç olarak hayatımızda yer almaktadır. Siyasetin bir isyan olup olmadığı konusu da, siyaset teriminin manasının çok dışında, bir baskı ve zorlama hareketine işaret ediyor.
Her iki halde de, siyasetin asıl manasından ve hedefinden uzaklaştığını, insanın hayatının manası demek olan ideal anlayış ve kültürü değil de, onun bir araç haline getiren anlayışa imkan sağladığını görebilmekteyiz. Çünkü idealler, insanın ulaşmak istediği kültürel ve ahlaki bir seviyeyi, mutluluğu, huzuru ve birlikteliği sembolize eden bir duygu ve düşünüş sistemidir.
Siyaset, bugünkü haliyle, Batı’lı manasıyla hükümete ulaşmayı hedefleyen fakat, o amaca ulaşmak için, her türlü hareket, davranış ve düşünceyi meşru kılan tehlikeli bir araca dönüşmüştür. Bu durumda toplumlar, bir grup siyasetçi ve partiyi, kendi hayat amaçlarının dışında da olsa, körü körüne desteklemek zorunda kalmaktadırlar!.. Evet, Batıcı siyasi anlayış, her metodu meşru gören ve toplumu, belli bir kesime bağımlı ve bağlı hale getiren ve adına da “demokrasi” denilen, ne olduğu tartışmalı bir sisteme insanları mahkum etmiş durumdadır.
Siyasetin Tehlikeli Alanları:
Siyaset, bir yönüyle, parti sistemi içinde belli kişilere çok büyük yetkiler veren ve topluma ise, ancak bu parti mantığı içinde rol ve değer veren bir yapıya bürünmüştür. Burada medyanın rolü, propoganda ve parti bağlılığı doğrultusunda, tek hedefi, karşı siyasi görüşlerin zaafa uğratılmasıdır. Siyasi parti, kendi bağlılarını korumak, kollamak ve onlara imkan sağlayarak, kendini siyasette hakim duruma getirme çabası içerisinde, hiç de adil olmayan bir sistem içinde çalışmaktadır.
Demokratik sistemler, halka hesap vermeyi, sembolik bir hale getirdiği ve yüksek oy olan partiye, tüm yetkileri bahşettiği için, muhalefetin makul bir teklifi bile olsa, onu kabul etmeme gücünü vermiştir. Bu durum, bir yerde siyasi hareketliliği ve farklı politikaların oluşmasına imkan vermemekte ve halkı, yönetimi elinde bulunduran Parti’ye mahkum etmektedir.
Demokratik sistem, sadece partilere alternatif görüş getirme hakkı verdiğinden ve aynı zamanda halkın, ilim adamlarının ve sivil insiyatiflerin “fiilen dışlandığı” bir ortamda, partiler arasında kıyasıya ve ölçüsüzü bir mücadeleye imkan vermektedir!.. Bu mücadelenin de, kuralları neredeyse yok gibidir.
Son aylarda Türkiye’de muhalefet partisinin lideri, siyasi görüşlerini, bir “kitle ve başkaldırma” hareketi olarak sürdürerek, kendinin mağdur edildiğini söylemekte ve siyaseti illegal bir noktaya taşımaktadır!. Sebep olarak ise, kendine ait bazı belediye başkanlarının yolsuzluk ve rüşvet olaylarına karışmasının, iktidar tarafından üretilen birtakım dayanaksız iddialar olduğunu söylemektedir.
Fakat bu parti, iktidarın yönetimdeki eksikliklerini ve kendi yolsuzluklarını örtmek için, kendi partisinin mensuplarına bir komplo hazırladığını iddia etmektedir. Fakat bu iddiayı, siyasi gücünü, bir eylem gücünü döndürerek yapmaya çalışmaktadır. Sebep olarak, hukukun, siyasetin güdümünde olduğu için bu tarz bir tutum ortaya koyduğunu iddia etmektedir. Söylemleri, iktidara karşı hareketi bir “isyan mantığı” içinde yapıldığından, özellikle genç kesimde, ciddi bir nefret ve iktidar düşmanlığı oluşturmaktadır. Sosyal medya’nın, ne olduğu ve nereden beslendiği bilinmeyen mecralara sahip olarak, her türlü iddia ve yalana müsait bir yapı olarak rol oynadığı bilinmektedir. Böylece, neyin doğru, neyin yanlış olduğu da anlaşılamamakta, kitleler “karanlıkla savaş” etmek gibi garip bir kargaşanın içine çekilmektedirler.
Mevcut durum, ülkenin önemli meseleleri olan; gençliğin kültürsüzleşmesi, ailelerin dağılması, iktisadi hayatın çökmesi veya eğitimin etkisizleşmesini gibi konuları ele almak yerine; iktidar ve muhalefet çatışması ve ülkeyi yönetme hakkının tartışılması noktasında ve yönetimin meşruluğu konusuna getirilmektedir. Evet, bu gibi konular da, tartışılmalıdır. Fakat, bunlar sokak gösterileriyle halledilecek konular değildir!.
İslam hukukunda, toplumdaki çok önemli meselelerin, sadece hukukçular tarafından değil, halk oyu ile çözüme kavuşturulması gerektiği söylenmektedir. O halde, belediyelerde rüşvet, yolsuzluk, casusluk ne varsa, bunları parça parça topluma “yanlı medya” kanalları ile vermek yerine, Televizyonda davaların görülmesi yoluna gidilebilir. Çünkü, bu “kör döğüşü”nun sonunda, bütün toplum ciddi ve çok yönlü sıkıntıların içine girmektedir.
PROF.DR.SAMİ ŞENER
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
MİRATYOUTUBE