
Hayata İslami çizgide bakmadığımız için olayları görünür nihai sebeplerine bağlarız; arka planında daha derin sebepler olabileceği konusunda tedebbür etmeyiz, yani olayların arka planını düşünmeyiz. Oysaki tedebbür Kur’ân’ın buyruğudur. (Sâd 29)
Kur’ân bize Hz. Musa – Bilge kişi misalinde gerekli yönlendirmeyi yapmaktadır.
Hatırlatalım:
Hz. Musa’nın, Rabbimizin katından özel bilgilerle donatılmış ve bu bilgiler çizgisinde davranan bilge kişi ile birlikteliğinde, bu bilge kişi bindikleri gemiye zarar verir, karşılaştıkları henüz ergenliğe ermemiş masum genç bir çocuğu öldürür. Halkının yiyecek ihtiyaçlarını karşılamadığı bir şehirde ise yıkılmakta olan bir duvarı onarır.
Zahire bakarak değerlendirme yapan Hz. Musa, insan doğasına ve şeriat ölçülerine aykırı görülen ilk iki olaya karşı çıkar. Üçüncü olayda ise sergilenen erdemli davranışı gereksiz veya abartılı bulur.
Bilge kişi, görünen sebeplere takıldığı için şiddetle karşı çıkan Hz. Musa’ya, İlahi Vahiy bildirisine dayalı olarak gerçek nedenleri açıklar. (Bkz. Kehf 66-82)
Bu olay bize hiç şüphesiz, “yeryüzünde cereyan eden olayların bazılarının görünen sebepleri dışında bir nedene dayanabileceği hakikatine” dikkatlerimizi çekmek için anlatılmıştır.
Menderes, 27 Mayıs ihtilali sonrasında, sonucu başından belli bir yargılama neticesinde idam edildi. Merhum mümin olarak can verdiyse şehid/şahid olduğunda şüphe yoktur. İdamı, onun hatalarının kefareti ve hakkında bir rahmet olmuştur. Allah rahmet eylesin.
TBMM’de 5816 sayılı yasaya hukuk ve demokrasi adına karşı çıkılır ama kabulü için Menderes özel bir gayret gösterir. Aynı gayret, Anıtkabir’in inşası için de gösterilir. Dönemine göre Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni çok çok aşan bir harcama yapılarak yarı tapılır bir şirk mekânı oluşturulur.
Tedebbür edebilen bazı irfan ehline göre Menderes manen cezaya müstahaktı. Cezanın uygulaması ihtilalcilere verildi. Zalimleri adalet kamçısı olarak kullanmak da Allah’ın kanunudur. (En’âm 129) Bu durum pek tabii ki zalimleri masum kılmaz.
Ben Osmanlı’nın yıkılışını ve İslam’ı dışlayan kanlı devrimleri böyle değerlendirmeye başladım. Osmanlı cezayı hak etmişti. Batıcılık, Osmanlı’nın son dönemlerinde İslam’a ve bin yıllık kültürümüze tercih edilince ceza, Osmanlı’nın yetiştirdiği, Batı’dan yön, onay ve güç alan İslam karşıtı seküler Batıcılar eliyle uygulandı.
1965-1975’li yıllarda hocamız/şeyhimiz merhum Abdurrahman Şeref Güzel Yazıcı’nın salı gecesi hatm-i hâce sohbetlerine katılırdım. Bir akşam sohbet Menderes’in idamına gelince hocamız şöyle bir açıklama yaptı:
“Gerçeklere nüfuz edebilen hakikat ehli, Menderes’in idamını, 5816 sayılı kanunun Temmuz 1951’de çıkarılışına ve yıllarca sürüncemede bırakılmış Anıtkabir inşaatının süratle ele alınıp Kasım 1953’te bitirilmesine bağlar.”
Söz ve mana olarak Allah’ın Kitabı olduğuna inandığımız Kur’ân-ı Kerîm hayat rehberimiz olduğuna göre, biz de onun tedebbür emri doğrultusunda düşünmeliyiz. Düşünmeliyiz ki basit ayrıntılara takılmaksızın geleceğimizle alakalı daha sağlıklı kararlar alabilelim. Mesela ülke olarak yaşadığımız sosyal ve ekonomik problemlerin kişisel yetersizliklerden çok, bir asır önce İslam karşıtı Batıcı kanlı devrimlerle temelleri atılan ve halen yaşatılan ilke ve inkılaplardan kaynaklandığı bilgisine ve irfanına erebilelim.
Hocam, yazıda Menderes’in idamını Anıtkabir ve 5816 sayılı kanunla ilişkilendiriyorsunuz. Ancak Menderes’in Arapça ezanın yeniden serbest bırakılmasını sağlaması gibi Müslümanlar açısından çok önemli görülen hizmetini neden hiç değerlendirmiyorsunuz? Eğer bazı icraatlarının manevi bir karşılığı olduğu düşünülüyorsa, bu büyük hizmetin manevi karşılığının da hesaba katılması gerekmez mi?
Ayrıca herkes olaylara baktığı yere göre farklı bir anlam yükleyebilir. Siz 5816 sayılı kanunun penceresinden bakarak böyle bir manevi sebep-sonuç ilişkisi kurarsanız, bir ateist de aynı mantıkla “Menderes ezanı yeniden Arapçaya döndürdüğü için Allah tarafından cezalandırıldı” diyebilir. Bu nedenle böyle kesin bir manevi sebep-sonuç kurmak yerine, farklı ihtimalleri de hesaba katmak daha hakkaniyetli olmaz mı?
Hocam cok önemli ledün ilmine değinmiştir. Her olayın çok değişik sebep ve sonuçları olabilir. Allahu alem