Sosyal Düzenin İşleyişinde Ahlakın Rolü

Sosyal değerleri; ölçü aldığı inanç, ahlak ve gelenekle bir toplumun hayatını düzenleyici ve yol gösterici kurallar olarak ifade edebiliriz. Aslında, bir toplumun hayatını sistemleştirmede sosyal değerlerin varlığı, insanlara büyük bir rahatlık ve kolaylık sağlamaktadır. Sosyal değerleri oluşmamış ve hayata aktarılmamış toplumlar, düzensizlik ve sıkıntı içinde neyi nasıl yapacaklarını bilmeden yaşamakta ve çeşitli ideolojilerin etkisi altına girmektedirler.

İdeolojiler de, belli görüşleri topluma dikte ettirdikleri için, sosyal yapıları düzenli ve mantıklı bir şekilde dizayn edememektedirler. Yani, sosyal olmayan bir metot takip etmektedirler.

Sosyal haklar, inanılan değerlere göre yaşayan bir toplumun kural, örf ve normlarıyla insani ve medeni bir hayata ait iyi niyet ve davranışları ortaya koymayı hedefler. Her  toplumsal ahlak, dini ahlak olarak kabul edilemez. Çünkü toplumsal ahlakın temelinde toplum üstü bir otorite ve kurallar topluluğu yoktur. Özellikle batı’daki sosyal ahlakın din ve ahlaki değerlerle bir ilgisi yoktur.  Toplum üstü bir otoritenin varlığı, insanın kendini belli esaslara uydurmak için önemli bir müeyyide gücü sağlamaktadır. 

Ahlakın sadece vicdani bir mesele olmadığını belirtmek durumundayım. Ahlak, ancak tutum ve davranışların hayati düzenleme seviyesine ulaşmasıyla kendisini gösterebilir. Bu haliyle, ahlakın sosyal yaptırım ve düzenleyiciliği ve dolayısıyla geçerliliği ortaya çıkmış olur. Aslında, böyle bir özelliğe sahip olmayan kurallar topluluğunu ahlaki bir faktör olarak ifade etmek hatalı olur.

Olayı Müslüman Türk toplumuna indirgediğimizde,  geçmiş tarihi süreç içinde çok güçlü ve pratiğe aktarılmış dini temele sahip bir ahlak sisteminin varlığına şahit oluyoruz.  Ancak Batılılaşma ve daha sonra modernleşme ile birlikte, ahlak değerlerimizle ilgili bazı tereddütler ortaya çıkmıştır. Bu durum aslında yabancı düşünce ve ideolojilerin etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu etki, Meşrutiyet ile birlikte bazı güç odakları tarafından toplum üzerinde kurulan baskının sonucu olarak gerçekleşmiştir.

İslam ahlaki ile hayatını sürdüren toplumlar, siyasi ve ekonomik ideolojilerin kontrol edebileceği iradesiz yığınlar olmadığı için, dejenere edilerek kolayca bozulmadığından, bu durum sömürgeci güçlerin tüketim ekonomilerine tabi olmayı zorlaştırıyordu.

Fakat son otuz senedir Türkiye’de başta medyanın etkisi ve yönetici grupların duyarsızlığı veya yabancılaşması sebebiyle toplumun ahlak değerleri yıpratılmış ve ona alternatif  olarak ahlak dışı, sorumsuz tutum ve davranışların gelişeceği ortamlar hazırlanmıştır. Böyle bir gidişin, insanların yaşama düzenlerini ve sosyal ilişkilerini nasıl bozucu ve yıkıcı etkilere yol açtığı ise düşünülmemiştir.

Türkiye’de ahlaki bir çözülmenin varlığı çok açık bir biçimde gözlenmektedir. Ahlaki çözülme iki temel başlık halinde açıklanabilir:

1. Ahlaki değerlerin anlayış olarak zayıflaması,

2. Ahlakın,  davranışlar üzerindeki etkisinin ciddi şekilde azalmasıdır.

Ahlaki değerlerin davranışlar üzerindeki etkisinin azalması, insanların ahlaki kurallları reddetmemekle beraber, kuralları hayata aktarmada bir gevşeme ve kayıtsızlığın kendisini göstermesi olarak açıklanabilir.

İnsan böyle bir durumda, kural dışılığa doğru zorlayan bazı itici güçler altında kalmakla birlikte, genelde kurallar çerçevesinde hareket eder.

Ahlaki bilgi  ve felsefenin kuvvetli olmadığı, insan ve toplumu kuşatamadığı dönemlerde böyle bir çözülme sosyal yapıda kendisini hissettirmektedir. Fert ve toplumların eğitimleri güçlendirildiğinde ve ahlaki yaşama arzu ve çabaları etkin hale geldiğinde genelde bu çözülme hali son bulmakta ve müsbet bir yönelik başlamaktadır.

Böyle bir durumda, kendi medeniyet değerlerini kavrayan ve onları hayata aktarmayı sürdüren insanlar, toplumda yeni bir dirilişin ve yaşayışın önderleri olarak rol oynayabilirler.

Prof. Dr. Sami ŞENER

Sosyal Düzenin İşleyişinde Ahlakın Rolü” te bir düşünce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir