islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,7682
EURO
35,0901
ALTIN
2.459,44
BIST
10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Pazartesi Açık
30°C
Salı Az Bulutlu
30°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

TEMETTÜ KURBANININ MİNA/MEKKE’DE KESİLMESİ GEREĞİNİ KABUL EDENLERİN DELİLLERİİ VE BU DELİLLERE YAPILAN ELEŞTİRİLER(5)

TEMETTÜ KURBANININ MİNA/MEKKE’DE KESİLMESİ GEREĞİNİ KABUL EDENLERİN DELİLLERİİ VE BU DELİLLERE YAPILAN ELEŞTİRİLER(5)
10 Haziran 2024 10:05
A+
A-

1.DELİL: PEYGAMBERİMİZ MİNA’ DA KESMİŞTİR

Sevgili Peygamberimiz hacla ilgili tek örneğimiz olan veda haclarında kendisi için bir deveyi kıladeliyerek ( gerdanlık takarak ) ve de iş’ar yaparak Mekke’ye göndermiştir.

(İş’ar : Hedy atarak belirlenen devenin hörgücünün sağ tarafından çizikle kan akıtıp sonra da kanı deveye sürerek hedy hayvanı olduğunu bilinir kılmaktır. Kıladeleme Kurân’da zikredilir. İş’âr ise Kuran’da yer almaz.

Zilhicce’nin 10. kurban kesimi gününde O, sayıları yüzü bulan nafile hedyleri yanı sıra hac hedyini de eşleri için kestirdiği hedyi de Mina’da kesmiştir / kestirmiştir. (Buhari Hac ..6)

1.DELİLİN ELEŞTİRİSİ :

Peygamberimiz  hedy’ini Mina’da kestiği gibi bütün Mina’nın ve Mekke yollarının kurban kesim yeri olduğunu duyurmuş ve temettü hedyinin Mina’da kesilmesi gereğini örneklendirmiştir.

A-Sevgili Peygamberimizin Veda haclarında hac için kurbanlık hayvan belirleyip Mekke’ye gönderdiği ve hayvanını Mina’da kestiği ve de Mina’yı ve Mekke yollarını kesim yeri olarak belirlediği doğrudur. Ancak bu doğrular kullanılarak verilmek istenen sonuç doğru değil, doğrudan çok hata ihtimallidir.

Kur’ân’da Rabbimiz yukarıda açıklandığı üzere ifrad, temettü, kıran ayırımı yapmadan Hac kurbanı olan hedye yönlendirmiştir. Hz. Peygamber Kur’ân’ın bu buyruğunu örneklendirerek kurban kesmiştir.

Büyük İslam bilginleri Hz. Peygamberin hangi tür hac yaptıkları üzerinde ittifak edememişlerdir. İfrad yaptığını ileri sürenler kadar temettü yaptığını dile getirenler de vardır. Kıran yaptığı da kabul edilmektedir.

Bu da bize ayırım yapılmaksızın Hacda kurban kesilmesi gereğini kabule yönlendirmektedir.

Bu girişten sonra Peygamberimizin uygulamasına gelelim.

(Abdullah b. Mesud ve Abdullah b. Zubeyr gibi seçkin sahabîler ve onların çizgisindeki âlimlerimize göre Bakara suresinin 196. ayeti ihsarla (ihramlı iken düşman tarafından hacdan engellenenlerle) ilgilidir. Bir diğer anlatımla bizim hac aylarında önce umre sonra da hac yapmamız sebebiyle kesmemiz gerektiğine kaynak gösterdiğimiz 196. ayet, engellendikten sonra önce umre sonra hac yapabilen ihsara uğramış kişi ile  alakalıdır. Dolayısıyla hedy kesme zavinesinden bakıldığında İfrad’la Temettü ve Kıran arasında bir fark yoktur. Özetlenen anlayış sebebiyle Temettü ve de Kıran haccı yapanlar yükümlü ise ifrad haccı yapanlarımız da hacda hedy yani kurban kesmekle yükümlüdür.)

Hadis kaynaklarımız tedvin edilmesinden sonra alakalı hadisleri bir arada değerlendiren muhaddis alimlerimize göre Peygamberimiz umre ile haccı bir niyetle birleştirerek Kıran yapmıştır.

Ancak sonradan edindiği ( vahyî ) bilgilere göre Kıran uygulamasını doğru bulmadığını, kişilerin Mîkat dışından veya Mîkat sınırından kurbanlık hayvan getirmemelerini, ama önce umre yapıp, ihramdan çıktıktan sonra yeniden ihramlanarak hac yapmalarını emir buyurmuştur. ( Bu uygulama yalnızca sahabilere has değildir. )

Bu sebeple Hz. Peygamberin fiili uygulaması değil, bu uygulamasının zıddına emirleri bizi yönlendirmelidir.

Hz. Peygamber öteden beri yapılan uygulamayı vahyi uyarılar doğrultusunda İbrahimi çizgisine çekerek örneklendirmiştir. Bunun anlamı hac kurbanı olan hedyin Mîkat dışından getirilmesi veya Mekke’den satın alınması durumunda hedyin Mina’da kesilmesi gereğidir.

Hz. Peygamber hayatının diğer bütün alanlarında da olduğun gibi hacda da Kur’ân çizgisini sürdürmüştür. Veda haclarında hedyini Mina’da keserken, Hudeybiye’de engellendiğinde hedyini orada kesmiştir. Çünkü Kur’ân ihramlı iken avlanmanın gerektirdiği kurban cezasında Kâbe’yi ( Mina / Mekke’yi ) işaret ettiği gibi ihsar ( engellenme ) ve hastalık sebebiyle ihramdan çıkma heydlerinde işaret etmemiştir. Hac kurbanı olan Temettü kurbanında da bağlayıcı açık bir yönlendirme yoktur.

Bu sebeple Hz. Peygamberin Mina’da kesim uygulaması Mina’da kesimi değil, hedy kurbanının Mekke’de kesilmesi durumunda Mina’da kesilmesini amirdir.

2.DELİL: KURANÎ BİR KAVRAM OLAN MEHİLL MİNA’YA / MEKKE’YE YÖNLENDİRMEKTEDİR

Kur’ânın Bakara suresinin 196. ayetinde ( düşman tarafından kuşatıldığı için ) engellenen kişinin , hedyi mehilline varmadıkça tıraş olup ihramdan çıkmaması emrolunmuştur. Mehill kelimesi ism-i mekân olarak mekan / yer manasını içerir. Bura da sözü edilen mekân da hac kurbanları kesim yeri olarak Mina / Mekke’dir. (Ibn-i Hazm Haccetiii) – Nebiyyi , I. Kayyum El – Cevzi, Zadül Meâd…)

Kurân’ın Hac sûresinin 32. ayetinde geçen ve hedy manasına da gelen şe’âiri yüceltme gereğine ve şe’âirde faydalar olduğu gerçeğine işaret edildikten sonra bu şe’âirin mehilinin Beyt-i atîk olan Kâbe olduğuna dikkat çekilmektedir. İhramlı iken hayvan avlamanın cezası olarak hayvan kesiminin tercih olunması durumunda ceza kurbanı olan hedyin Kur’ânda Kâbe’ye ulaşması şartı ileri sürülerek Kabe’yi temsilen Mina / Mekke’de kesilmesi gereğine işaret olunması Hacda kurbanın Kâbe çevresinde kesilmesi görüşümüzü doğrulamaktadır. ” Dolayısıyla Temettü hedyi ancak Mina ve Mekke’ ye açılan alanlarda ( ficac ) kesilebilir.

2.DELİLİN ELEŞTİRİLERİ :

Burada birbiriyle çelişkili iki eleştiri yaparak her iki şekliyle de hedyin Harem – Mikat delil olabileceğine dikkatleri çekeceğiz.

(A ) Temettü hedyinin Mina’da kesilmesi gereğini kabul edenlerin 2. Delili Kuranda zikredilen Mehili sözcüğünün Kuranî bir kavram olarak hedyin kesileceği yer anlamına Kâbe’ye ( Mina’ya ) işaret ettiği genel kabulüne dayanmaktadır.

Bu kabulden hareketle ” Mehill’in “Kâbe’yi ( Mina’yı ) işaret ettiğini benimsersek ihsar gibi bir zaruret halinde Hedyin kesim yerinin değişebileceği Harem dışında dolayısıyla Mikat sınırları dışında herhangi bir yerde kesilebileceğini de kabul etmiş oluruz.

Bilindiği gibi Sevgili Peygamberimiz Hicretin 6. yılında bini aşkın ashabı ile birlikte umre yapmak için yola çıkmış fakat Hudeybiye’de engellendiklerinden beraberlerinde getirdikleri kurbanlıkları ( Hedy ) orada kesmişlerdir.

Bu durum Kur’ân-i  Kerim’in Fetih suresin 25. ayetinde şöylece açıklanmaktadır :

( Düşmanlarınızı sizin elinizden almam onların hatırı için değildir. Çünkü ) onlar İslami iman esaslarını inkar edenlerdir. Sizi Mescid-i Haram’dan alı koyan ve kurbanlarınızın yerine ( Mahilline ) ulaşmasına engel olanlardır... ”

(Kurân’da ihramlı iken avlanmanın cezası olarak kesilecek hedyin “ Hedyen baliğel – Kâbeti “ (Maide 85) yani KÂbe’ye ulaşan hedy olması gereği açıklanır. Bazıları Hedyen baliğel – Kâbeti ifadesiyle ” en yeblüğe mehilleh ” “ hatta yeblüğel – hedyü mehilleh ” ve “ Sümme mehilluha ilel – beytil Atîk“ ifadeleri arasında ilgi kurmaktadır- ( Fetih 25 , Bakara 196 , Hac 33 ) Oysa ki Kâbe sözcüğü yalnızca avlanma cezasında yer almaktadır. İlişki kurulan ilk iki ayetteki “ hu” zamiri – Müennes olan Kâbe’ye değil – hedye râcidir. Üçüncü ayetteki ” ha ” zamiri ise şe’airullaha râcidir. Kaldı ki mehil sözcüğünün ileride açıklanacağı üzere Kâbe ile ilişkisi yoktur. Hedyin Kâbe’ye ulaşması ile hedyin helal olacağı / inip varacağı (kesileceği ) yer arasında alaka kurulamaz.)

Bu ayette çok açık şekilde Peygamberimizin ve de arkadaşlarının Mescid-i Haram’dan engellendikleri gibi hedylerinin mehilline varmalarının / da engellendiği açıklanmaktadır.

Eğer ” Mehilli “ Kâbe ( Mina ) ise ihsar mehilli Mina’dan Hudeybiye’ye döndürülmüştür. Bu da bize ihsar gibi bir zaruret halinde örneğin hedyin kıladelenemeyeceği , Eyyam-ı malumatta kesilemeyeceği , kesilebilse de yenilemeyeceği ve yedirilmeyeceğinin bilinmesi halinde kesim yerinin Mina dışına taşınabileceğinin delilini vermektedir.

Bunun pratikteki anlamı zaruret olarak değerlendirebilecek sebeplerle Temettü Hedyinin örneğin Türkiye’de kesilebileceği gerçeğidir.

(B) Mehili sözcüğü Kurânî bir kavram olmadığı gibi Kuranda kullanıldığı şekliyle Hedyin Mina’da / Mekke’de kesimine de işaret etmemektedir. İkinci babdan , kullanıldığı harf-i çerlere göre anlam kazanmakla birlikte başlıca helal olmak, bir yere konaklamak için inip yerleşmek manalarına gelen Helle fiilinden türeyen bu sözcük İsm-i zaman İsm-i mekan ve masdar mîmi olarak inilip yerleşilecek zaman, yer ve inip yerleşme manalarına ihtimallidir. Ancak inme / yerleşme kuşatma manasına manevi de olabilir. Kur’ân’da daha çok bu manada kullanılmaktadır.

Bakara suresi’nin 196. ayetinde hacdan engellenen kişinin ihramdan tıraş olup çıkması için kesmesi gereken hedyle ilgili olarak geçen bu kelime bazı İslam müctehidleri tarafından hedyin yerine varacağı zaman anlamına hacda kurban kesim günü ile irtibatlandırılmıştır. Ancak konu hac hedyi (kurbanı) olmayıp ihsar (engellenme) hedy’i olduğu için bu yaklaşım doğru kabul edilemez.

Bazı İslam bilginleri de kelimeyi hedyin inerek / gelerek yerleştiği yer anlamını alarak mekânla irtibatlandırmış ve mekânı delilsiz olarak Kâbe ve Kabe’yi temsilen Mina / Mekke ile açıklamıştır.

Daha önce değinildiği üzere ayet özel bir bağlam olan ihsarla ilgili olarak inmiş Peygamberimiz de mehilli kelimesini ihsarın (engellenmenin) olduğu yer manasını almış ve ihsar hedyini ihsarın gerçekleştiği yer olan Hudeybiye’de kesmiştir.

Mehillin zahirde Mina / Mekke ile bir alakası yoktur. Nitekim Şafiler de böyle anlamıştır.

Mehil sözcüğünün Bakara suresinin 196. ayetinde geçen kullanımında olduğu gibi Hac suresinin 33. ayetindeki kullanımında da iddia edilen Hedyi Kâbe’de ( Mina / Mekke’de ) kesme manası yoktur. Şimdi bu konuyu açıklayalım.

Önce Hac suresinin 32. ve 33. ayetlerinin tercümesini sunalım.

İşte bunlar Hacla ilgili olarak Allah’ın koyduğu hükümlerdir. Kim Allah’ın şe’âirine saygı gösterirse hiç şüphesiz bu şe’âire saygı kalplerin takvasındandır. Sizler için bu şe’âirde belirli süre için menfaatler vardır. Sonra da bu şe’âirin inişi Beytül-Atîke’dir.”

Ayette geçen “ Sümme Mehilluha ilel-Beytül-Atîk “ ifadesinden önce ifadenin yanlış yorumlanmasına sebep kılınan şe’âir sözcüğünü açıklayalım.

Sözlükte nişan, alamet ve sembol manalarına gelen şe’îre sözcüğünün çoğulu olan şe’âir Kur’ân müfessin* olan âlimlerimize göre genelde Allah’ın dini, Allah’ın emirleri / yasakları manasına geldiği gibi özelde Hac suresinin 32. ayetinde olduğu gibi Hac menasiki manasına da gelmektedir.

Buna göre tavaf , Arafat’ta Vakfe , Say, şeytan sembollerini taşlama olan Remy-i Cimar gibi hac görevlerinin bütünü şe’âiri oluşturur.

Kelime Kurân’da dört yerde geçmektedir. Maide suresinin 2. ayetinde Hac menasikine ( görevlerine ) saygısızlık edilmemesi bağlamında geçerken değindiğimiz Hac suresinin 32. ayetinde de Hac menasikine saygı bağlamında kullanılmaktadır.

Bakara suresinin 158. ayetinde Safa ile Merve’nin şe’âirden olduğu duyurulurken Hac suresinin 36. ayetinde genelde kurbanlık büyük baş hayvanların şe’âirden olduğu açıklanmaktadır.

Maide suresinin 2. ayetinde ki kullanımında hac kurbanı manasına hedy sözcüğü şe’âir üzerine atfedildiği için hedy’in şe’âir den olmadığı izlenimi ediniliyorsa da Hac suresinin 36. ayetinde hedye de teşmil edilebilecek “budn” un yani kurbanlık büyük baş hayvanların şe’âir den olduğunun açıklanması hedy’i de ie’âirden kabul etmemizi gerekli kılmaktadır. Yani hedy şe’âir değildir, şe’âirdendir.

Bu sebeple hedyi Hac suresinin 32. ayetinde geçen tazim edilecek şe’âir olarak değil ancak diğer hac görevleri gibi şe’âir den olarak değerlendirebiliriz. Dolayısıyla şe’âirin yalnızca hedy manasına alınıp “ sonra da şe’âirin ineceği yer Beyt-i Atîk’tir ” cümlesinden hac kurbanlarının Kâbe’de ve onu temsilen Mina / Mekke’de kesilmesi anlamının çıkarılması hatalıdır. Bağlamdan kopmaktır.

Şimdi değinilen ayetleri manalandıralım;

Hac suresinin 32. ayetinde Menasik-i hac olan şe’âiri yüceltmenin kalblerin takvasından kaynaklanabileceği açıklanmaktadır. Bu şeair de Hac suresinin 28. ayetinde şahid olunacağına işaret olunan faydalar türü dinî, siyasî, iktisadî, içtimaî ve ahlâki faydalar olacağı ve bu faydaların belirli süre devam edeceği beyan edilerek şöyle buyrulmaktadır.

Bu şe’âi de ( hac ibadetlerinde ) sizin için belirli sürelerde faydalar vardır.

Hac suresinin 33. ayetinin son bölümünde yer alan “ Sümme Mehillu1 İlel-Beytil-Afîk ” ifadesi ise aynı surenin 29. ve 30. ayetlerin de denildiği üzere hac menasikinin ( görevlerinin ) özüne ilişkindir.

Bu ayetlerde Allah’ın Hurumatı’na ( haramlarına / yasaklarına ) özellikle de refes, füsûkk ve cidal gibi ihram yasaklarına ve de Allah’a ortak koşmak gibi büyük İlâhi yasaklara saygı duyularak onlardan kaçınılmasının özellikle Allah katında hayırlara erdireceği açıklanmaktadır.

Bu açıklamanın akabinde İlahî yasaklar olan hurumatın ( özelde ihram yasaklarının ) evcil hayvanlarının kesilip yenilmesini kapsamadığı beyan olunmakta, Allah’a ortak koşmak türü putperestlikten ve kişiyi Allah’a ortak koşma kokuşmuşluğuna düşürecek sözlerden kaçınılması emredilmektedir. 31. ayette ise Allah’ı birleyen hakka yönelmiş hanîf kul olma gereğine vurgu yapılmaktadır.

Hac yasaklarına ( kaçınılarak ) saygı gösterilmesine değinildikten sonra da 32. ayette Hac görevleri olan şe’âirin yüceltilmesi lüzumuna işaret olunmaktadır.

Burada kendilerine saygı kalblerin takvasından kaynaklanacak ve faydalar ihtiva edecek hac menasikinin Allah’a yöneliş olan özüne dikkat çekilmekte , şe’âir olan menasikin manevi bir iniş olarak varacağı yer Allah’ın birliği ve rızasını temsil eden ilk mabed Kâbe olmalıdır mesajı verilmektedir.

(Şe’âirde sizin için menfaatler ( menafi ) vardır… “ anlamındaki Hac suresinin 33. ayetinde geçen menafi kelimesi Kurân’da hayvanlardan yararlanılması bağlamında kullanıldığı için ( Yasin 73 , Safir 80 ) olacak bir çok alimimiz bu kullanımdan çağrışım yaparak şe’âire hedy manasını verip menafii de kurbanlık hedy hayvanının sırtından ve sütünden yararlanmak , şeklinde anlamışlardır. Oysa ki 33. ayette geçen menafi kelimesinden 28. ayette geçen menafi ve Bakara suresinde (198) geçen ticari atılımlar anlaşılsaydı hem dil kurallarına hem de bağlama uygun davranılmış olurdu. Böylece şe’âire hac menasiki, menafie de hac menasikinde şahit olunacak menfaatler anlamı verilmiş olurdu.)

  1. ayet yanı sıra 33. ayette de Beytül-Atik olan Kâbe ye vurgu yapılması manidardır.

Eski ve ilk mabed yanı sıra Allah’a özgü kılınmış ilahi ev manasına Beytül- Atîk, kaçınılması emredilen şirkten korunmaya vurguyu içerdiği gibi şirkten korunmuş olarak Beyt’in Rabbine yönelmeye de teşviktir. Kurân’da Kabe anlamına Beyt sözcüğü kullanıldığı gibi Alemlerin Rabbi manasına Rabbe Hazel- Beyt terkibi kullanılmaktadır.

Şe’âire hedy manası verilip faydaları da hedy hayvanlarına binmek ve sütünden sağmak olarak anlamak ve sonra da hedy’i Kâbe yerine Mina’da / Mekke’de / kesmek şeklinde yorumlamak şe’âirin anlamına da ayetlerin bağlamına da uymayacağı açıktır.

Hac suresinin 34. ayetinde kesilecek hayvanların etleri ve kanlarının değil, kalblerin takvasının Allah’a ulaşacağının bildirilmesi öze ilişkin açıklamalarımızı pekiştirmektedir.

Yaptığımız açıklamalar ayetlerin özüne ve akışına uygun olduğu gibi Kur’ân’a da, Hz. Peygamberin Mehill sözcüğüne Kur’3an çizgisinde verdiği anlama da uygundur.

Peygamberimiz eşi Hz. Aişe’ye yanında yiyecek bir şey var mıdır, diye sormuş, Nüseybe isimli kadının kendisine verilen zekât malı koyundan bize hediye olarak gönderdiği etten bir parça var cevabını alınca da şöyle buyurmuştur;

“— İnneha Kad beleğet mehilleha. (Buharı Zekât 6i ( 2 /136) F. Bârı 3 / 418)

O etler şimdi ( bize halâl olarak ) yerini buldu, amacına ulaştı.”

Burada etlerinin yerini bulması manevi bir olgudur . Mekanî ve zamanî bir boyutu , Kabe’de kesilmesi ile hiç mi hiç ilişkisi yoktur.

Kur’ân’da inip yerleşmek manasına ikinci babdan kullanıldığı yerlerde ” helle yehillu ” fiili mekâna inip yerleşme manasına değil, manevi olarak inme ve kuşatma anlamında kullanılmaktadır. İki defa kullanıldığı Taha suresinin 81. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur;

Size verdiğimiz helal / temiz rızıklardan yiyin sakın bu rızıkiarda sınırı aşmayın. Yoksa gazabım size iner / sizi kuşatır. Gazabımın inip kuşattığı kişi ise helak çukurlarına yuvarlanıp gider.” (Taha 81, Diğer ayetler için Bak. Hud 39, Zümer 40)

Görülüyor ki inip yerleşme manevidir. Bu sebeple Kur’ânın kullanımında mehili sözcüğü de sanıldığı gibi fiziki mekân ve zaman boyutun da değildir.

Peygamberimiz mehili sözcüğüne Kur’ân doğrultusunda vardığı anlam da açıkladığımız gibidir.

Bütün bu açıklamalar bizi Temettü hedyinin Mina’da / Mekke’de kesilmesi gerektiğini ileri süren görüşlerin Kur’an’da ve Nebevî Sünnette bir temele oturtulamadığını göstermektedir. Gerçek de zaten budur.

En doğruları bilen yalnızca Allah’tır.

TEMETTÜ HEDY’İNİN HER YERDE KESİLECEĞİNE İŞARETLER /DELİLLER

TEMETTÜ HEDY’İ NEREDE KESİLECEKTİR?

Başlığa aldığımız sorunun cevabını ancak Kur’ân’da ve Kur’ân’la örtüşen Nebevî Sünnet’te bulabiliriz. Çünkü temettü hedy’i genel kabule göre Kur’ânî emirdir. Fiili sünnetin gereğidir.

İlk başvuru kaynağımız hiç şüphesiz Kurandır. Diğer hac menasiki gibi hedy de Kur’ân’da yer almaktadır.

Kur’ânı birinci derecede açıklama yetkisi ve görevi Hz. Peygamberindir. Özellikle hac menasikinde onun sözlü açıklamaları ve açıklayıcı uygulamalarına muhtacız.

Bunun içindir ki O, ’’ Hac menasikini benden alıp öğreniniz.” buyurarak bu ihtiyacımıza dikkatlerimizi çekmiştir.

Ancak burada gerçekçi bir tahlil yapmak durumundayız.

Salat ve selam üzerine olsun Peygamberimiz Veda Haccı olarak nitelenen bir hac yapmıştır. Onu izleyen sahabîler izleyebildiklerini, işitebildiklerini güçleri ölçüsünde aktarmışlardır. Bu da çelişkili rivayetlerin doğmasına sebep olmuştur.

Elimizdeki Sünnet kaynakları ana hatlarıyla Cabir bin Abdullah, Abdullah bin Ömer, Hz. Aişe ve Veda Haccına buluğa ermemiş bir çocuk olarak katılan İ. Abbas’ın rivayetlerine dayanmaktadır.

Veda Haccı ile ilgili ana metni oluşturan Cabir b. Abdullah rivayetinin, onun yaşlandığı ve gözlerini yitirdiği bir dönemde güzel bir tevafuk sonucu Hz. Hüseyin b. Ali’nin torunu Muhammed’e aktardığından hareketle rivayetlerin dağınık olduğu ve çelişkiler içerdiği gerçeği ile karşılaşırız.

Rivayetlerin bir kısmı çelişkili olduğu içindir ki mezhebler arasında ve mezhebler içinde  farklı ictihadlar yapılmış, bir kısım hükümler de Kur’ân’ın ilgili ayetlerinde ki lafızlardan çıkarılmıştır. Bu sebeple ” Temettü hedy’i nerede kesilecektir? ” sorusunun cevabı Kuran da ve Kur’ânla örtüşen Nebevî Sünnet’te aranacaktır.

BİRİNCİ DELİL: HEDY KURBANI ŞÜKÜRDÜR ŞÜKÜR HER YERDE KESİLİR

Temettü hedy’i aynı yılın hac ayları içinde i hacdan önce umre yapma nimetine şükürdür. Bir diğer kabule göre önce ihram\yaptıktan sonra hac için niyetleninceye kadar ihram yasaklarından arınmış olma nimetine şükürdür.

Bu şükür görevi Kuran’da Eyyam-ı malûmat olarak belirlenen günlerle yani zamanla ilgilidir.

Şükürde asıl olan yapılmasıdır. Şerîat açık ve kesin bir zaman ve mekân belirlememişse her zaman ve her yerde yapılabilir.

Örneğin; malın şükrü olan zekât, bedenin şükrü olan oruç ve hatta yararlandığımız hayvanlar nimetine şükür olan Udhiye her yerde yapılabildiği gibi Temettü hedy’i kesimi olan şükür görevi de her yerde yapılabilir. Dolayısıyla Temettü hedyi her yerde ve Türk hacılar için Türkiye’de kesilebilir.

İKİNCİ DELİL: ASIL OLAN TAKVADIR

Kur’ânımızın açık beyanına göre Udhiye ve Hedy’de Allah’a ulaşacak olan onların etleri ve kanları değil takvadır.

Burada Allah’ın buyrukları çizgisinde Allah’ın rızasını arama olarak tarif edebileceğimiz takva Bakara suresinin 197. ayetinde işaret edildiği üzere haccın da amacıdır.

Yalnızca kesip yemek ve yedirmekle / faydalandırmakla değil Allah’ın rızasını hedeflemekle bu amaç gerçekleştirilebileceğine göre asıl olan kesimin yeri değildir.

Bu sebeple ihramh iken avlanmadan ötürü, o da sadaka ( yoksulu doyurma ) ve oruçla seçenekli kılınanın dışında, hedy’in Haremde kesilmesine ilişkin bir buyruk olmadığına göre Temettü hedy’i Harem / Mekke dışında örneğin Türkiye’de kesilebilir.

(Temettü hedyinin ceza hedyi olduğuna ilişkin Kur’ânî ve Nebevî bir delil yoktur. Umre ve umre hac arası yararlanma nimet olduğuna göre Temettü hedyi de şükür olur.)

ÜÇÜNCÜ DELİL: MİNA/MEKKE’DE KESİM İÇİN AÇIK BİR DELİL YOKTUR

Kur’3an ihramlı iken avlanmadan ötürü verdiği alternatif seçenekleri olan hedy kurbanı cezasını ” Kâbe’ye ulaşacak hedy ” olarak nitelediği ve Mikat sınırları içinde işlenen suçun Mikat sınırları içinde tecziyesi makul olacağı için mezkûr hedy’in Mina / Mekke’de icrası içtihada açık olmakla birlikte Kur’anî emir olarak kabul edilebilir.

Kur’ân diğer hedy türü olan ihsar hedy’inde böyle bir şart getirmemiştir. İslam bilginlerinin bir bölümü dil bilgisi açıklamaları yanı sıra Hz. Peygamberin Hudeybiye’de İhsar’a uğraması sebebiyle kestiği kurbanını orada bir diğer anlatımla Harem sınırları dışında kesmesinden hareketle ihsar kurbanının ihsarın gerçekleştiği yerde kesilebileceği görüşündedir. [1] Üstelik acz halinde ihsar kurbanı da düşer.

Kâb b. Ucre’de örneklenen baş rahatsızlığı sebebiyle hedy kesimi de Peygamberimiz tarafından Mina / Mekke içi şartı ileri sürülmeksizin alternatif gösterilmiştir.

Kurân ihsar kurbanının ( hedyinin ) ve hastalık sebebiyle ihramdan çıkmak için kesilecek kurbanın Mina / Mekke merkezinde kesilmesi bir diğer anlatımla “Kâbe’ye ulaştırılarak ” kesilmesi şartını getirmediği gibi Temettü hedyinde de böyle bir şart getirmemiştir.

Peygamberimizin Mikat dışında geleceklerin beraberlerinde kurbanlık hayvan getirmemeleri şeklindeki emri de düşünülürse Temettü hedy’inin her yerde ve bu arada Türkiye’de kesilebileceği hükmüne varılabilir.

( Hudeybiyenin bir bölümünün haremden olduğu gerekçesiyle Hz. Peygamberin ihsar hedyini harem sınırları içinde kestiği dolayısıyla ihsar hedyinin Harem’e / Mina’ya gönderilmesi görüşü makul değildir. Zira kendisi hacdan engellenen kişinin hedyinin de engelleneceği açıktır. Engellenilmese bile de hedyi Harem’ / Mina’ya ulaştırıp kesecek kişi nasıl bulunacaktır?)

DÖRDÜNCÜ DELİL: KOLAYLIK İLKESİNİN KULLANIMI KUR’AN’IN EMRİDİR

Temettü hedy’i Bakara suresinin 196.ayetiyle Kur’ân’ın yüklediği vacib bir görev olarak kabul edilirse kolaylık ilkesinin kullanılmasının da vacib bir görev olarak kabul edilmesi gerekir.

Çünkü Kuran ” Hedy’in kolaya gelenini “ ifadeleriyle bu görevi yüklemektedir. Kolaya gelen / kolay olan ifadesi genelde büyük veya küçükbaş hayvanlardan edinilebilir olan anlamında değerlendirilmiştir. Ancak Kur’ânın bu mucizevî ifadesi değinilen anlamın yanı sıra ve daha çok hedy’i edinme kolaylığına işaret etmektedir.

Üzerinde iyice düşünüldüğün de anlaşılacağı üzere hedyde kolaylık ilkesine O’nu edinmede daha çok muhtacız. Çünkü var olan hayvanlar arasında seçim tabii bir işlemdir.

Edinme kolaylığı zaviyesinden bakıldığında Temettü hedyinin kolayca edinilebildiği yerde dolayısıyla kolaylıkla edinilebilecek Türkiye’de kesilmesi makul ve de şerî görünmektedir.

BEŞİNCİ DELİL: ON GÜN ORUÇ SEÇENEĞİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Kurân Temettü hedyini emrettiği Bakara suresinin 196. ayetinde Eğer kişi bulamazsaşartını koyarak hedy kurbanının kolaylıkla edinilemediği yerde üç günü hacda yedi günü de hac dönüşün de olmak üzere tam on gün tutma görevini yüklemektedir.

Kur’ân on gün oruç seçeneğini yalnızca Mikat dışından gelen hacılara tanımaktadır. Mikat dışından gelenlerin hedyi gerektiren Temettü haccı yapmaları fakat Mikat dışından hayvan getirmemelerinin Hz. Peygamberin talimatı olduğunu burada bir daha hatırlatmış olalım.

( Hedy ) bulamayanlara yüklenen on günlük oruç görevinin büyük çoğunluğunu oluşturan yedi günü hacının geldiği Mikat dışı bölgede yanı yurdun da tutulacağına, çoğunluk da bütünü temsil edeceğine göre hedy’in alternatifi olan on gün oruç Mina / Mekke dışında tutulacaktır.

Kurân‘ın Bakara 196’da  kullandığı “ Zâlike ” sözcüğü on günlük oruç seçeneğine işaret ettiği gibi hedye ve hedyi gerektiren temettü haccına işaret etmektedir. Dolayısıyla oruç alternatifi gibi temettü haccı da Mikat dışından gelenlere özgü görülebilir. Nitekim böyle gören müctehidlerimiz de vardır.

Üstelik oruçtan aciz olunması durumunda bu orucun düşebileceği de gerçektir.

Buradan hareketle Mina’da / Mekke’de açık kesilme emri verilmeyen ve bulunamaması durumunda Mikat dışında tutulabilecek on gün oruç seçeneği sunulan hedyin Mikat dışında kesilebileceği yargısına varılabilir.

Bir diğer anlatımla yerine ikame edilecek on günlük oruç görevinin Mikat dışında tutulması için tanınan imkanın asla yani hedye tanınabileceği de düşünülebilir. Kaldı ki böyle bir imkân bize Mekke’de edinme zorunluluğuyla karşılaşabilecek hedyi örneğin Türkiye’de edinme kolaylığına da kavuşturabilir ve bize bulamadığımız için on gün oruç alternatifine yönelebileceğimiz aslî görev hedyi gerçekleştirmeye muktedir kılar. On gün oruca nisbetle hedy ise toplum için tercih edilmesi gerekendir.

ALTINCI DELİL : TEMETTÜ HEDVİNİN SADAKA SEÇENEĞİ

Yukarıda açıklandığı üzere biz Temettü hedyinin sadaka alternatifine açık olduğunu düşünüyoruz. Zira on günlük oruç “ bulamama ” şartıyla geçerlidir. Burada bulamama hedyi alacak paraya da şamildir.

Hedyin parasını bulamayan kişi sadaka seçeneğini de kullanamayacağı için tek alternatif kalan on gün oruç tutacaktır. Ama parası olup ta hedyi kolaylıkla alma , kesme , yeme – yedirme ve yararlandırma imkânını bulamayan kişinin sadaka verme gücü vardır. O , sadaka verebilir.

Hastalık veya baş arızası sebebiyle tıraş olup ihramdan çıkmak için siyam / sadaka / nüsuk ( hedy ) seçenekleri sunulurken kolaylaştırma ilkesini içeren Temettü hedyinde niye sadaka verme yoluna gidilememiş olsun. Zira bulamama kaydı sadaka verecek parayı da içine aldığından Kuran kalan tek alternatifi yani on gün orucu bize sunmaktadır.

Temettü hedyinde sadaka seçeneği de kabul edilirse Hedy verine Türkiye’de sadaka verilebilir. Hedy’de ısrar edilirse sadaka ve oruç seçenekli olan hedylerin Mikat dışında kesilebileceği gerçeğinden hareketle Türkiye’de de kesilebilir.

Burada İmam-ı Malikîn siyam ve sadaka alternatifi olan hedylerin Mikat dışında ( Mekke dışında ) kesilebileceği görüşünü hatırlatalım.

YEDİNCİ DELİL: KELÂİD’DE MİKAT DIŞINI ÇAĞRIŞTIRMAKTADIR

Kurân hac ibadeti olarak hedye yer verdiği Maide suresinin 2. ve 97. ayetlerinde hayvanın hedy olduğunu gösteren Kelâid‘ine de yer vermekte, hedy gibi onun kelâidine de saygısızlık edilmemesi emrini vermektedir.

Mufredi kılâde olan kelâid, hayvanın boynuna takılan nalın ve ip türü nişanlardır. Kılâde de asıl olan hayvanın hedy hayvanı olduğunu gösterir ve toplum tarafından nişan olarak algılanır türden bir nesne olmasıdır.

Biz Kurân çizgisinde kılâdenin hedy ölçüsüne yakın değerde bir görev olduğu inancındayız. Hz. Peygamberin hac hayvanını kıladelemesi de bunu teyid eder.

Yaşadığımız dönemde Mekke’de , değil kılâdesini kesilecek hayvanları dahi görmüyoruz, göremiyoruz.

Bu durumda kılâdeden vaz mı geçmeli yoksa onu yaşatma yollarını mı araştırmalıyız?

Kılâde aslında topluma barış mesajları veren hedyi toplum gündemine taşıyan ve hacc bilincinin yerleşmesine katkı sağlayan bir ibadettir.

Mikat dışından gelenler hedylerini getirmeyeceğine göre hedyler ancak hacının yurdunda kolayca kılâdelenebilir ve kılâde de amacını hacının yurdunda gerçekleştirebilir. Çünkü amaç görünmekle sağlanabilir.

Dolayısıyla hedyde kılâdeme görevi de Temettü hedyinin Mikat dışında örneğin Türkiye’de kesilebileceğini çağrıştırmaktadır. 

SEKİZİNCE DELİL: YEDİRME VE YARARLANDIRMA SAĞLANMADIKÇA KESİMLE HEDY GÖREVİ GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLMAZ

Hac suresinde başında illet namı bulunan muzari ile ve Bakara suresinde şart – ceza cümlesiyle yüklenen Hedy kesiminde , hedyin etlerinin yenmesi ve yedirilmesi Kurân’m emir kipleri kullanarak mükellef kıldığı görevdir. Yararlanılabilecek kısımların dağıttırılması ise Hz. Peygamberin emirleridir.

Hz. Peygamberin bizzat gerdanlık takarak ve iş’ar yaparak hazırlayıp elleriyle kestiği , yediği ve dağıtımı emrini verdiği ve denetlediği Hedy görevi onun çizgisini sürdürmek konumunda olan hacı tarafından gerçekleştirilememektedir. Yalnızca hedy ücreti ödenmekte , sonrası bilinmemektedir.

  1. Kesim yapıldı mı?
  2. Ne zaman yapıldı?
  3. Ne kadar bekletildi?
  4. Kimlere verildi?
  5. Ne kadarı telef edildi?

Kuranîn kolaylıkla edinme ilkesine aykırı olan ve yeme, yedirme – yararlandırmanın sağlanıp sağlanmadığı bilinmeyen bir görev yerine getirilmiş kabul edilemez.

Dolayısıyla aksine bir şerî emir olmadığı , iletişim imkanları geliştiği , hacının ailesinin gözetiminde kesilebileceği ve etleri ve sakatatı daha sonra bizzat kendisi tarafından alınıp yenilip – yedirilip tevzi edilebileceği için Temettü hedyinin hacının kendi bölgesinde Türk hacısı için Türkiye’de kesilmesi daha aklî ve şerîdir.

 

DOKUZUNCU DELİK : İBADET GÖREVİ VARSAYIMLARA BIRAKILAMAZ

Salat ve selam üzerine Sevgili Peygamberimizin emirleri gereğince Mîkat sınırları dışından gelenler :

  1. Kurbanlık hayvan getiremeyecekleri ,
  2. Kurbanı ( hedyi ) gerektiren Temettü haccı yapacakları ,
  3. Dönemimizde milyonu aşan Hedyi Mikat sınırları içinde bulup alma, kesme , etlerini yeme – yedirme ve yünleri , derileri ve sakatatlarını değerlendirme fertlerin güç sınırlarını aşacağı,
  4. Bütün bu görevler için kesim yapacak kadrolar oluşturulması , hayvan barınakları kurulması , soğuk hava depoları inşaası ve geniş çaplı nakliye ağı oluşturulması gerekeceği için hac yapacak kişinin bütün bu işleri üstlenecek ve kendisi tarafından denetlenebilecek organizasyonların mevcut olduğu varsayımından hareket etmesi gerekecektir.

Kişisel bir ibadet olan üstelik oruç ve bize göre sadaka alternatifleri olan Hedy için varsayımlardan hareket edilemeyeceği bu sebeple kolaya gelecek hedye yönelmek ve aksine açık nassî bir emir olmadığı için hedyi Mikat sınırları dışında hacının yurdunda kesmek daha makul , daha verimli ve Kuranın getirdiği “ kolaya gelecek hedy “ ilkesine daha uygun şerî bir tasarruf olacaktır.

SONUÇ

Hayvanlar bizim için yaratılmış şükür gerektiren nimetlerdir. Rabbimize şükretmek için hacda hac görevi olarak kesilecek hayvanlara hedy denir. Hac ibadeti kurban kesmeyi gerektirir. Bakara suresinin 196. ayetinden delil getirilerek Hedy yönünden Temettü haccının vucubuna itiraz edilebilirse de nedbe hamledilebilir, ayrıcalığı kabul edilebilir. Hz. Peygamber veda haclarında kurban kesmiştir ancak İfrad mı , Temettü mü , Kıran mı yaptığı konusunda farklı kabuller vardır.

Temettü haccı için gereken hedyin bulunamaması durumunda on gün oruç tutulur. Ancak hedyin kendisinin bulunamaması fakat parasının bulunması durumunda on günlük oruçtan önce sadaka seçeneği öne alınabilir.

İhramlı iken avlanma cezası olarak kesilecek hedy dışında hac kurbanının KÂbe çevresinde ; Mina’da kesilmesine yönelik Kur’anî ve Nebevî bir emir / işaret yoktur. Hz. Peygamberin veda haclarında kurbanını Mina’da kesmesi , hacda kesilmesi durumunda Mina’da kesilmesi gereğine delildir. İhsar hedyinin engellemenin olduğu yerde , sadaka ve oruç seçenekli hedyleri de Mikat sınırları dışında kesilebileceği öteden beri kabul edilen görüşlerdir.

Temettü hedyi Mina’da kesilebileceği gibi Mikat sınırları dışında örneğin Türkiye’de kesilebilir. Şerî bir mani yoktur. Dokuz maddede özetlenen ve birbirlerini destekleyen ancak eleştirilebilir olan deliller / görüşler bunu göstermektedir. Özellikle Hz. Peygamberin Mikat sınırları dışından kurbanlık hayvan getirilmesini sözlü emirleri ile yasaklaması fakat kurbanı ( hedy ) gerektiren Temettü haccını öğütlemesi ve ayrıca Temettü hedyinin nedbe haml edilebileceği gerçeği, onun Mikat sınırları dışında kesilebileceğinin delilini vermektedir. Temettü hedyinin kolaya gelenden gerçekleştirilmesine ilişkin Kur’ânî ilke ve yaşadığımız dönemde dünyamızın her noktasıyla anında iletişim kurularak kesim günlerinin önceden bilinebilmesi de Mikat sınırları dışında kesimi doğrulamaktadır.

Serd edilen görüşlerimiz kabul edilmeyebilir. Ancak konunun ictihadlara kapalı olduğu görüşleri asla ileri sürülemez. Çalışmamızı bitirirken önemli bulduğumuz bir gerçeğe vurgu yapmak isteriz. Samimi dindarlık helâlleri haramlaştırmak değildir. Allah’ın unuttuğu için değil rahmet olması için önümüze açtığı ictihad alanlarını kapatmak İhlasın değil, cehaletin / tembelliğin tezahürüdür. Doğruları en iyi bilen Allah’tır.

(Taberi , Temettü hedyinin her yerde kesilebileceği görüşündedir. İmam Malik de oruç ve sadaka seçenekli hedylerin her yerde kesilebileceği ictihadındadır. İmam Ahmed ise vekalet yoluyla da olsa Harem’e gönderilemeyecek hedyin mümkün olan yerde kesilebileceğini kaildir. İmam Şafii ihsar hedyinin engellemenin olduğu yerde kesileceği reyindedir. Hicaz ve çevresinde yaşayan büyük müctehidlerimizin diğer hedy türleri gibi Temettü hedyi ile ilgili farklı ictihadlar oluşturmamaları ve onların kabullerinin aynen sürdürülmesi başta iletişim imkanlarından yoksunluğu olmak üzere tarihi şartlar sebebiyle olsa gerektir….

Bak.I. Rüşd Bidayetül Müctehid 1/305 , Vehbe Züheyli İslam Fıkhı Ansiklopedisi 4/159

ALİ RIZA DEMİRCAN

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

DİP NOTLAR

1-İş’ar : Hedy atarak belirlenen devenin hörgücünün sağ tarafından çizikle kan akıtıp sonra da kanı deveye sürerek hedy hayvanı olduğunu bilinir kılmaktır. Kıladeleme Kurân’da zikredilir. İş’âr ise Kuran’da yer almaz.

2-* Kurân’da ihramlı iken avlanmanın cezası olarak kesilecek hedyin “ Hedyen baliğel – Kâbeti “ (Maide 85) yani Kabe’ye ulaşan hedy olması gereği açıklanır. Bazıları Hedyen baliğel – Kâbeti ifadesiyle ” en yeblüğe mehilleh ” “ hatta yeblüğel – hedyü mehilleh ” ve “ Sümme mehilluha ilel – beytil Atîk“ ifadeleri arasında ilgi kurmaktadır- ( Fetih 25 , Bakara 196 , Hac 33 ) Oysa ki Kâbe sözcüğü yalnızca avlanma cezasında yer almaktadır.İlişki kurulan ilk iki ayetteki “ hu” zamiri – Müennes olan Kâbe’ye değil – hedye râcidir. Üçüncü ayetteki ” ha ” zamiri ise şe’airullaha râcidir. Kaldı ki mehil sözcüğünün ileride açıklanacağı üzere Kâbe ile ilişkisi yoktur. Hedyin Kâbe’ye ulaşması ile hedyin helal olacağı / inip varacağı (kesileceği ) yer arasında alaka kurulamaz.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.