islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,1773
EURO
55,4046
ALTIN
6.604,03
BIST
12.374,26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
22°C
Perşembe Çok Bulutlu
20°C
Cuma Açık
23°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C

ÜSTÜNLÜK MÜSLÜMANDA DEĞİL, İSLAM’DADIR

ÜSTÜNLÜK MÜSLÜMANDA DEĞİL, İSLAM’DADIR

ÜSTÜNLÜK MÜSLÜMANDA DEĞİL, İSLAM’DADIR

Allah Kur’an’da şöyle buyurur: “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 139)

Bu ayet çoğu zaman doğrudan Müslümanların başka insanlardan üstün olduğu şeklinde anlaşılır. Oysa burada üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ayrım vardır: Üstün olan Müslüman mı, yoksa Müslümanın sahip olduğu iman ve onun dayandığı hakikat mi?

Bence bu ayeti, “üstünlük İslam’dadır; Müslüman ise İslam’ı gerçekten taşıdığı ölçüde bu üstünlüğe ortak olur” şeklinde anlamak gerekir.

Çünkü bir insanın Müslüman olması ile İslam’ı yaşaması aynı şey değildir.

Ahmet Müslüman bir ailede doğar. Mehmet de öyle. İkisinin de nüfus kaydında dini İslam olabilir. Çevreleri onları Müslüman olarak tanıyabilir. Fakat ikisinin de Müslümanlığı aynı anlamı taşımayabilir. Çünkü insanın Müslüman bir ailede doğması çoğu zaman kendi seçimi değildir. İnsan, dünyaya geldiğinde hangi ailede, hangi toplumda ve hangi dinî çevrede yetişeceğini kendisi belirlemez.

O hâlde sırf Müslüman bir ailede doğmuş olmak, insanı kendiliğinden üstün kılar mı? Elbette hayır. Çünkü İslam bir miras olarak devralınabilir; fakat iman, ahlak ve sorumluluk miras yoluyla elde edilmiş sayılmaz. Bir insan Müslüman bir kimliği ailesinden alabilir; fakat İslam’ın ortaya koyduğu hakikati, ahlakı ve sorumluluğu kendi iradesiyle benimsemek zorundadır.

Tam da burada “İnanıyorsanız üstün olan sizsiniz” ayetinin anlamı önem kazanır.

Ayette üstünlüğün şartı “Müslüman bir aileden gelmek” değildir. “Müslüman olduğunu söylemek” de değildir. “İnanıyorsanız” denilmektedir. Demek ki üstünlüğü sağlayan şey bir isim değil, imandır. Fakat iman da yalnızca dil ile söylenen bir sözden ibaret değildir. “İnanıyorum” demekle iman hayatın içine girmiş olmaz. İman insanın bakışını, davranışını, ahlakını ve tercihlerini değiştirmiyorsa burada ciddi bir problem vardır. Bu yüzden dilsel olarak Müslüman olmak yetmez.

“Ben Müslümanım” demek, insanı otomatik olarak üstün kılan bir şifre değildir. Müslümanlık bir etiket değil, bir sorumluluktur. İslam insana yalnızca bir kimlik vermez; aynı zamanda nasıl yaşayacağını da söyler:

Adalet.
Doğruluk.
Emanet.
Merhamet.
Hakkaniyet.
Kul hakkından sakınmak.
Zulme karşı durmak.
Nefsi kontrol etmek.
İyiliği çoğaltmak.
Kötülüğü engellemek.

Bunlar İslam’ın insanda görmek istediği temel niteliklerdir.

Öyleyse bir insan “Müslümanım” dediği hâlde adaletsizlik yapıyor, emanete ihanet ediyor, insanları küçümsüyor, zulmediyor, yalan söylüyor ve başkasının hakkını çiğniyorsa, onun Müslüman kimliğini İslam’ın üstünlüğüyle özdeşleştirmek mümkün değildir.

İslam üstündür; çünkü ortaya koyduğu hakikat ve değerler üstündür. Müslüman ise bu üstünlüğü temsil ettiği ölçüde yükselir.

Burada çok önemli bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir. “Üstünlük Müslümanda değildir” demek, Müslümanın değersiz olduğu anlamına gelmez. Aksine Müslümanın değerini gerçek yerine koymaktır. Çünkü Müslümanın değeri, “Müslüman” kelimesinin kendisinden değil, İslam ile kurduğu gerçek ilişkiden doğar.

Bir insan İslam’ı bilinçli olarak seçer, iman eder, onun ilkelerini benimser, ibadetlerini yerine getirir ve ahlakını kuşanmaya çalışırsa, İslam’ın üstünlüğü onun şahsında görünür hâle gelir. İşte o zaman “üstün olan sizsiniz” ifadesi anlam kazanır.

Üstünlük, insanın cebine konmuş hazır bir ayrıcalık değildir. İmanın insanı dönüştürmesiyle ortaya çıkan bir sonuçtur. Bu nedenle Müslüman olmak ile Müslümanca yaşamak arasında bir mesafe vardır.

İlki bir kimlik olabilir.
İkincisi ise bir imtihandır.
İlki miras olabilir.
İkincisi seçimdir.
İlki dil ile ifade edilebilir.
İkincisi hayatla ispat edilir.

Belki de bugün Müslümanların kendilerine sormaları gereken soru “Ben Müslüman mıyım?” değil; asıl soru şudur: “İslam bende ne kadar var?” şeklinde olmalıdır.

Çünkü İslam’ın üstünlüğünü savunmak kolaydır. Asıl mesele, o üstünlüğün insanın karakterinde görünür hâle gelmesidir.

Bir Müslüman adaletli olduğu ölçüde İslam’ın adaletini temsil eder. Merhametli olduğu ölçüde İslam’ın rahmetini temsil eder. Emanete sadık kaldığı ölçüde İslam’ın ahlakını temsil eder. Hakkı gözettiği ölçüde İslam’ın hakikatini temsil eder.

Buna karşılık İslam’ın adını taşıyıp İslam’ın ahlakını taşımamak, İslam’ın üstünlüğünden değil, sadece bir kimlikten söz etmektir.

Kur’an’ın başka bir yerde üstünlüğün ölçüsünü “takva” ile ilişkilendirmesi de bunu gösterir:

“Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 13)

Burada da üstünlük soyda, millette, ailede veya etikette değildir. İnsan, İslam’ın ortaya koyduğu ölçülere ne kadar yaklaşırsa o kadar değer kazanır.

Dolayısıyla Müslüman bir ailede doğmuş olmak bir üstünlük belgesi değil, büyük bir emanet olabilir. Çünkü İslam’ı hazır bulmak başka şeydir; İslam’ı seçmek başka şey.

İslam’ı miras olarak almak mümkündür. Ama İslam’ın ahlakını miras almak mümkün değildir.

Onu yeniden seçmek, yeniden kuşanmak ve yeniden yaşamak gerekir.

İşte bu nedenle “İnanıyorsanız üstün olan sizsiniz” ayetini bir ırk, millet, topluluk veya kimlik üstünlüğü şeklinde değil, imanın insanı yükselten dönüştürücü gücü olarak okumak gerekir. Çünkü burada Müslümana verilen mesaj “Siz zaten üstünsünüz” değildir.

Mesaj şudur: Eğer gerçekten inanıyorsanız, imanınız sizi ayağa kaldırır.

Sizi korkudan kurtarır.
Sizi zillet duygusundan çıkarır.
Sizi ahlaken yükseltir.
Sizi adalete yöneltir.
Sizi sorumluluk sahibi kılar.
Sizi insanın karşısında değil, hakikatin yanında konumlandırır.

O hâlde üstünlük, Müslümanın doğuştan sahip olduğu bir ayrıcalık değildir.

İslam üstündür. İman insanı bu üstünlüğe yükseltir. Müslüman ise İslam’ı ne kadar seçer, yaşar ve temsil ederse o kadar yükselir.

Bu yüzden mesele “Müslümanlar üstün müdür?” sorusundan önce şu sorudur: Müslümanlar, kendilerini üstün kılan İslam’ı gerçekten taşıyorlar mı?

Belki de bugün yeniden başlamamız gereken yer tam burasıdır.

Prof. Dr. Yavuz Köktaş

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Nazmi Uçkan dedi ki:

    İslamı yaşamak deyince ne anlıyoruz………her müslümanın bulunduğu coğrafyada sorumluluk öncelikleri aynımıdır,mesela………mesela,küfre karşı muhalefet etmeyen bir iman sahibini,nafile namazlar,yıla yayılmış oruçlar,defalarca yapılan umre ve hac’lar kurtarabilirmi……….yada şöyle söyleyelim,küfre muhalefet etmeyen iman sahibini yükseltirmi?……….müslümanım dyenlerin ezici bir çoğunlukta olduğu coğrafyalarda batılın izin verdiği kadarıyla islamı yaşamaya talip olmak diye birşey,nasıl bir imanla ne kadar bağdaşır.