islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazartesi Açık
25°C
Salı Açık
26°C
Çarşamba Açık
24°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
25°C

YİNE LGBT…

İstanbul sözleşmesini güya kaldırdık ama 6284 hala yürürlükte olunca İstanbul sözleşmesinden ayrıldığımızı beyan etmek pekte bir anlam taşımıyor…

YİNE  LGBT…
02.07.2021
A+
A-

Şaban Doğan

İstanbul sözleşmesini güya kaldırdık ama 6284 hala yürürlükte olunca İstanbul sözleşmesinden ayrıldığımızı beyan etmek pekte bir anlam taşımıyor…

Biz hala kadına şiddet adı altında erkeği ötekileştiren bir yapı kurmayı medeniyetin temel taşı olarak görmeye devam ediyoruz… Hatta mihenk taşı… Hâlbuki kendimize dönüp “feminist yaklaşımlar ile aile kurumunun temeline dinamit koyduğumuzun farkında mıyız?” diye tekrar tekrar sormamız gerekiyor.

Maalesef günümüz Müslüman’ı, değerlerini savunmada ve hayata geçirmede, LGBT adı altında ibneliği, lezbiyenliği ve bilumum ahlaksızlığı savunanlar kadar cesaretli değil…

Günümüzün vurdumduymaz Müslüman’ı, “Al abdesti kıl namazı, etliye sütlüye karışma” anlayışıyla dünya ve ahretini kazanacağını zannediyor. Tabi ki bunu Allah bilir…  Lakin şunu unutmayalım ve etliye sütlüye karışmayanlara hatırlatalım ki, “Cennet kolay değil, cehennem de lüzumsuz değil”

Namaz ibadeti Müslüman’ın hayatında birinci derecede çok önemli… Fakat sadece namaz kılarak dünya ve ahretini kurtardığını zanneden Müslüman kardeşlerimize de Allah’ın şu ayetini de hatırlatalım:

“Vay o namaz kılanların haline”

Defalarca yazdık ve söyledik ki, LGBT insanlığı cinsiyetsizleştirme projesidir. Gençliğimizi ve dolayısıyla da neslimizi cinsel özgürlük adı altında yok etme projesidir… Kadına şiddeti önleme adı altında erkeği ötekileştirerek, kutsal aile yapımızı dumura uğratma projesidir…

İşte bu projeye sahip çıkanlara ve gece gündüz her platformda ibneliği savunanlara, bir türlü gerekli cevabı veremiyor, sosyal medya mecralarında “İyiliği emredip, kötülükten men etme” vazifemizi yapmada yeteri kadar sesimizi çıkaramıyoruz.

Mesela Macaristan’da 18 yaşından küçükleri eşcinselliğe ve cinsiyet değişikliğine teşvik etmeyi yasaklayan yasa çıkınca, ses, ibnelikte başı çeken Hollanda’dan geliyor. Hollanda başbakanı Mark Rutte açıyor ağzını yumuyor gözünü… Veriyor, veriştiriyor Macaristan’a…  

Aslında durum bizde de farklı değil. Sanmayın ki biz İstanbul sözleşmesinden çekilince, “Cinsel tercih”, “Toplumsal cinsiyet”, “Cinsel deneyim” diyenler, üzerimizden elini eteğini çekti ve;

“Amaaan İstanbul sözleşmesinden çekilirseniz çekilin, ne haliniz varsa görün!” dediler.

Tabi ki de demediler!  Çünkü bu büyük bir proje ve bütün dünyayı kapsıyor. Her yönden tehlikeli gördükleri Türkiye’yi bu konuda başıboş bırakamazlar. Hele ki, başta ABD olmak üzere AB, Sunni İslam’ı kendilerine tehlike olarak görüyor ve görmeye devam ediyorsa, LGBT projesinin Türkiye’de kayıtsız şartsız devam etmesi gerekiyor. Özellikle Avrupa Birliğinin bu konuda ki kendilerine göre hassasiyeti, taşeronları vasıtasıyla aralıksız devam ediyor.

Mesela Sakarya Üniversitesi Tıp fakültesi mezunlarına yapılan yemin töreninde, Hipokrat yeminine sonradan eklenen ve tartışma konusu olan “cinsiyet, etnik kimlik ve cinsel yönelim ayrımı yapılamayacağı” ifadesi kaldırılınca; üzerine vazife olmayan her işe maydanoz olmayı çok seven Türk Tabipler Birliği hemen hoplamaya başladı. LGBT lobilerine kayıtsız şartsız destek veren TTB, cinsel sapmaların insan vücuduna ve ruhuna verdiği tıbbi zararları tespit edip açıklayacağı yerde, yine ibneler lehine açıklamalarda bulundu…

Bir de tahmin edin bakalım ses nereden geldi? Tabi ki de CHP’den…

Ancak bu açıklamalara tepki koyan ve LGBT’nin, insanları cinsiyetsizleştirme projesi olduğuna vurgu yapan kimse çıkmadı ortaya. Bu konuda her daim hassasiyetini dile getiren AliRıza Demircan hocamız ve birkaç gazeteci haricinde LGBT aleyhinde açıklama yapan yok maalesef. Dolayısıyla Sakarya Üniversitesi Tıp fakültesinin yanında duran da yok…

Hal böyle iken bile bizim siyasilerden yine tık yok… 

Bu LGBT lobilerine destek vererek hizmette sınır tanımayanlar o kadar güzel organize olmuşlar ki, hatırlarsanız, Diyanet işleri başkanı minbere çıkıp “Cinsel sapıklık hakkında” lutilik ile alakalı ayetler okuyunca bile hazmedememişler  ve hemen sosyal medyada başkan hakkında linç kampanyasına girişmişlerdi….

Defalarca söyledik yine söyleyelim. Batının batık kültürünün, ne insan hakları konusunda ne de kadın hakları konusunda bize öğreteceği hiçbir değer yok. Bizim özümüze dönmemiz, kendi değerlerimizle nefes alıp vermemiz ve İslam medeniyetini tekrar kurmamız gerekiyor.

Her şeyi batıda ve batılı değerlerde(!) arayanlara, batılı bir kadın seyyahın sözlerinden örnek verelim.

İşte size, İngiliz Seyyah Lady Elizabeth Craven’in  İstanbul gezisinden sonra bu konuda neşretmiş olduğu mektuplarından küçük bir bölüm:

“Türklerin kadınlara olan muamelesi, bütün milletlere örnek olmalıdır. Ağır suç işleyen bir erkeğin idam edilmesi durumunda mal varlığına el konsa bile, kadınların mal varlığına ve mücevheratına dokunulmaz. Çocuklarına devlet sahip çıkar. Zamanın Avrupa’sında idam edilen erkeğin geride kalan bütün mallarıyla birlikte kadınların mücevheratına dahi el konulur, çoluk çocuğu sefalete itilirdi”

Batı batı diye bir yerlerini yırtanlara, batılı kadın bir seyyahtan küçük bir alıntı yapmak istedim. 

Selam, saygı ve muhabbetlerimle….

ETİKETLER:
Yorumlar

  1. Galip dedi ki:

    Hocam çok güzel izah etmişsiniz, kaleminize sağlık. Ancak bu konuda muhalefete, bir takım yerlere göndermeler yapmışsınız. İyi güzelde asıl sorumluluk sahiplerinin bu işte hiç mi günahları yok. Maalesef 20 yılda geldiğmiz yer orta da. Her yıl bir önceki yılı arar olduk. Artık her şeyi rakamlarla ifade ediyoruz. Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmakla övünüyoruz. Ama geldiğimiz nokta bize birden çok neslin heba edildiğini gösteriyor. Nasıl heba olmasın ki eğitim sistemimizle, basın ve yayın araçlarmızla, çevremizle v.s. sanki ifsat üzere kurgulanmışlar.