All for Joomla The Word of Web Design

Gerçek Filozof, Tefekkürün Manevî Kaynaklarını Kullanandır

Fehmi Koru: Filozofumuz Yok

 “Ülkemizin en önemli sorunlarından biri: Düşünce üretememek… Bunun sıkıntısı siyasette de hissediliyor…” başlığını taşıyan 10 Mayıs 2019 tarihli yazısında Fehmi Koru, “filozofumuz yok” derken, filozof kavramına şöyle bir tanım getirmektedir: “Belli konular üzerinde yoğunlaşmış ve kendine özel -ya da özgün- fikirlere sahip hale gelmiş, bunları bir disiplin içerisinde ifade eden kişi.” Filozof çıkartmamanın sebeplerin arasında Fehmi Koru, şu tespiti yapmaktadır: “Farklı görüşlere sahip olanların -yani sürüden ayrılanların- o görüşlerini kendilerine saklaması isteniyor, ufacık da olsa fark belirtisi en hafifi ‘ihanet’ olan sözcüklerle karşılanıyor.”

Gerçek Filozof, Tefekkürün Manevî Kaynaklarını Kullanandır

Filozof, felsefe ile ilgilen mütefekkirdir yani düşünür. Eskiler bu ilim dalına İlm-i Hikmet derdi. Felsefe, Yunanca “Philo-sophia” kelimesinin Arapça’da aldığı şeklidir. “Filo”, Sevgi ve “Sofia” da Hikmet anlamındadır. Böylece felsefe, “Hikmet Sevgisi” veya “Bilgelik Sevgisi” anlamına gelmektedir. Felsefe, “Hikmet İlmi” olarak “İlimlerin İlmi” veya “İlimlerin İzahı” olarak da tanımlanmıştır. Felsefe, varlık, bilim, olgu ve hadiselerin, deney, müşahede, akıl, düşünce ve tefekkür yoluyla araştırılmasını gâye edinen bir disiplindir. Mütefekkir, kâinatın tasviri, açıklanması ve yorumlanmasında bütün kavramlara ulaşma çabası içinde olur. Bir başka yaklaşımla filozof, varlığı ve onun anlamını, eleştirel bir yaklaşımla araştıran ve vardığı neticeleri sistemli bir biçimde ortaya koyan irfan sahibi bir bilgedir.

Filozoflara Göre Felsefe Nedir?

Farklı inanç ve dünya görüşlerine göre felsefenin tanımına da değişik anlamlar yüklemek mümkündür. Mesela Pitagoras’a göre felsefe, “Başlangıcı; ilim sevgisi, ortası; insanın gücü kadarıyla varlıkların mâhiyetini bilip tanıması, sonu da ilme uygun bir şekilde konuşup yaşamaktır.” Platon, “Görülmesi mümkün olmayanın bir ilim” der. Descartes ise “Felsefe sözünden hikmeti (bilgelik) incelemek anlaşılır. Bilgelikten de, insanın bilebildiği kadar, bütün şeylerin tam bilgisi anlaşılır.” der.

Müslüman filozoflar ise, genel hatlarıyla felsefeyi İslâm perspektifinden ele alarak (İslâm Felsefesi), “felsefe, eşyanın mâhiyetini ve hakikatini bilmek, varlığın sebebini açıklama gayreti ve insanın kendini bilip tanımasıdır.” diye tanımlar. Bu bağlamda El-Kindi, “Felsefe insanın kendisini tanımasıdır. Felsefe sanatların sanatı, hikmetlerin hikmetidir. Felsefe, insanın gücü yettiği sürece külli-edebî şeylerin hakikatini, mâhiyetini ve sebebini bilmektir.” der. Farabi, “Var olmaları bakımından varlıkların bilinmesi…”  ve Muhyiddin el-Arabi de “Nesnelerin hakikatlerini oldukları gibi bilmek ve onların varoluşları ile hüviyetleri konusunda hüküm vermek sûretiyle, insan ruhunun olgunlaşmasıdır.” der.

Bir Toplum Neden Filozof Çıkartamaz?

Bir ülkenin eğitim sisteminde bütün bilgi alanlarına, derin bir araştırma, tefekkür ve teorik-rasyonalist-ampirik-idealist-realist düşünce ve yöntemlerle ulaşmaya gayret eden, böylece de bilimi mümkün kılan, bilime gerekli olan aklî kavramları ve prensipleri hazırlayan bir üst bilim konumunda olan felsefeye ilgi yoksa orada filozof yetişmeyeceği gibi o toplumdan ârif de çıkmaz. Eğitim sistemimizde inanç ve düşünce ekseninde merak uyandıran ilginç konulara yer veriyor muyuz? Mesela çocuk ve gençlerimize şu soruları yöneltiyor muyuz?

  • İnsan, niçin vardır?
  • Niçin yaşarız ve niçin ölürüz?
  • Neden korkarız?
  • Neden severiz?
  • Sevgi ve şefkat nedir?
  • Gönül, ruh ve nefis nedir?
  • Adalet nedir?
  • Merhamet ve adalet arasındaki ilişki nedir?
  • Hikmet ve hakikat, ne mânâ taşır?
  • Bilgi ve Hak nedir?
  • Mantık ne işe yarar?
  • Düşünmek ve doğru tefekkür etmek nasıl olur?
  • Ahlâk ile Hulk arasında manevî/fıtrî bir bağ var mıdır?

İşte eğitim sistemimiz, bu gibi sorulara yeterince yer vermediği için, yeni nesil, tefekkür yoluyla varlık ve olayların derinliklerine nüfuz etme ihtiyacı duymuyor ve gaflet çölünde şuursuz bir şekilde cirit atıyor. Neyi nasıl düşünüp, doğruyu nasıl yakalayabiliriz azmi gelişmediği için zihinlerde ne kâinatın gizemli sırlarını çözmeye, ne de varlığı olabildiğince bütünlüğü ve derinliği ile kavramaya yönelik bir ilgi var. Böyle bir sosyal yapıda dünyevileşmiş olan akademisyenlerimiz dahî hakikati öğrenme, bilme ve görme merakını yitirmiştir.

İlginç ve o kadar üzüntü verici olan da nedir biliyor musunuz? Kâinatta olup bitenlerin gerisindeki hakikatlere metafizik boyutuyla ulaşabilmenin manevî kaynaklarına (Kuran ve Sünnet) sahip olduğumuz halde bir türlü cihanşümul tek bir filozof dahî çıkartamıyoruz. Halbuki bizler kimsede olmayan bu manevî kaynaklar ekseninde tefekkür, tezekkür ve taakkul (kalben akletme istidadı) istidadımızı geliştirebilsek, hakikat arayışı içinde manen kıvranan gönüllere su serpmiş olurduk. İslâm hariç, monoteist dinler dâhil bütün inanç sistemleri iflas etmiştir.

Ne Yapmalıyız?

Evrensel merhamet yaklaşımıyla birlikte adaleti insanlar arasında hâkim kılacak yegâne din, İslâm’dır. Müslüman bilim insanları, bilimsel araştırmalarını bu şuurla başlamalı ve/fakat bilmenin sınırları ne kadar geniş tutulursa tutulsun, bilinen yapısı içinde insanın önündeki bütün problemleri çözmeye yetmeyeceğini de bilerek, pür aklın ötesinde ilham oluşturacak manevî kaynaklara müracaat etmeli ve istikamet üzere tefekkür etmelidir.

Zira insan ruhu, sadece rasyonel akıldan ibaret değildir. Dolayısıyla hikmet yolculuğuna çıkmak için, sezgi, vicdan, tefekkür, tezekkür şarttır. Unutmayalım: Bu dünya, hikmet boyutuyla “iradî tekâmül” imkânı veren bir imtihan âlemidir. Bu imkânı değerlendiren nasipli düşünürler, gayba (metafizik ötesi varlıklara ve hakikatlere) inanmaya başladığı andan itibaren imanın atmosferinde kendini bulur. Tefekkür iradîdir, ama iman bir nasip meselesidir. Ne var ki tefekkür yolculuğuna çıkmayan bir düşünür, bu imandan hiç nasibini alamaz.

O halde biz gayba iman etmiş Müslümanlar, kendi aramızdan diğer medeniyetlerden farklı olarak gaybın varlığını ispatlayabilen gerçek filozoflar çıkartabilmeliyiz. Gaybe iman olgunlaşmadan tefekkür ve tezekkür olmaz. Çünkü imansız tefekkürün yönü ve yolu, bir çıkmaz sokaktır. Dolayısıyla hakikati tam anlamıyla yansıtacak gerçek filozofların bâtıl inançlara sahip olan toplumlardan çıkması mümkün değildir. İman ekseninde tefekkür eden gerçek filozoflarımız yine bir gün bu ümmetin içinden çıkacaktır. Yeter ki bizler mütefekkir yetiştirecek maneviyat odaklı bir eğitim sistemine sahip olalım ve yetişecek irfan ehli filozoflarımızın düşüncelerine ve yol göstericiliğine hürmet edelim. Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir