All for Joomla The Word of Web Design

İslâm, Dileklerin Kabulü İçin İstiğfar Tavsiye Ediyor

Müslümanlar da Dileklerinin Kabul Olması İçin Aya Yorgi Kilisesine Tırmandı

Büyükada’nın 204 metre ile en yüksek noktasında bulunan Yüce Tepe’deki Aya Yorgi Kilisesi’ne binlerce kişi akın etti. Hristiyan ziyaretçiler arasında bulunan Müslüman da dileklerinin kabul olması için, Azap Yokuşu’nu tırmandı, kiliseye mum dikti. Hristiyan inanışına göre, 23 Nisan ve 24 Eylül olmak üzere yılda iki gün, Azap Yokuşu’nu çıplak ayakla ve dallara bağlanan iple çıkılıp, kilisenin duvarına mum dikildikten sonra dilek tutulur. Dilekler kabul olduğu zaman tekrar kiliseye gelip kimileri şeker dağıtır, kimileri ise kiliseye yağ getirir. Suadiye de oturan Müberra Yükselir de, “Geçen sene tesadüfen geldim. Şeker dağıtıyorlardı, torunum da sınava girecekti ben de onun niyetine aldım. Dilek diledim ve kazandı. Şimdi şeker dağıtıyorum.” ifadelerini kullandı.

İslâm, Dileklerin Kabulü İçin İstiğfar Tavsiye Ediyor

Müslümanlar, maalesef kendi dinlerinin kıymetini yeterince bilmedikleri için, İslâmî akideye ters düşen özentilerin içine girebilmektedir. Halbuki Allah, Müslümanlara kâfirlere, müşriklere ve diğer inanç sistemlerine bağlı olan insanlara fikren muhalefet etmeyi yani onlara benzememe konusunda hassas olmalarını emretmiştir. Onların bâtıl inançlarına zihnî ve amelî yakınlık gösterenler, onlarla manevî boyutuyla dostluk kurmuş olmaktadır. C. Hak, böyle bir dostluğun makbul olmadığını bizlere açıkça ifade etmektedir:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostudurlar, birbirinin tarafını tutarlar. Sizden kim onları dost ve idareci edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez, onları hidayete erdirmez.” (Maide: 51).

Müminlerle beraber olmak ve mümince hareket etmek varken bir Müslüman, gayri-Müslimlerin gönül dünyasına girecek kadar dost olup onların inançlarını taklit edemez.

“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin. Bunu yaparak Allah Teâlâ’ya, kendi aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz”? (Nisa:144).

Evet, Hak unsurlarına sahip olmayan gayri-Müslimlerle sıkı fıkı olan bir Müslüman, ister istemez Allah ile manevî bağını koparmış olur (Al’i İmran: 221). Peygamberimizin (sav) açıklamalarına göre “Kim kime benzerse, oda onlardandır.” (Ebu Davut; Libas: 4). Bu bağlamda başka inanç gruplarının giydiklerini giyinmek, onların şarap ve bira gibi içtiklerini içmek, onların gittikleri yoldan gitmek ve bazı fiillerinde onları taklit etmek, onlara benzemek anlama gelir. Zahirî de olsa başka toplumlara ve inanç gruplarına benzeme, zamanla zihin, kalp, ruh ve(ya) inanç benzerliğine yol açabilmektedir. Bu da kişinin İslâm ümmetinden uzaklaşması ve kıyamet günü onlarla beraber haşrolunma anlamına gelmektedir.

Kaldı ki Müslümanlar, İslâm’ın dışında kalan insanlara göre başta maneviyat, ahiret gibi manevî unsurlar açısında çok daha fazla avantajlı bir durumdadır. Dolayısıyla başkalarını taklit etmeye hiç gerek yoktur.

İslâm, Tövbe Ettikten Sonra Dileklerin Kabulü İçin Dua Tavsiye Ediyor

Tövbe kelime olarak “dönmek” anlamına gelmektedir. Terim anlamı ise, dine göre çirkin görülen kötü tutum ve davranışlardan vazgeçip, dinin övdüğü güzel işlere yeniden dönmektir. Tövbeden sonra yapılan istiğfar ise, “estağfirullah” demekle yerine getirilmektedir. İstiğfar kelimesinin sözlük anlamı, bağışlanmayı dilemektir. Terim anlamı ise, yaptığı kötülüklerden pişman olup, Allah’tan sözlü olarak bağışlamasını dilemektir. Günahlardan vazgeçmeye yönelik manevî bir dönüş (tövbe), Kuran-ı Kerim’in de belirttiği üzere, içten gelen bir söz (istiğfar) ile desteklenmesi gerekmektedir.

“Rabbine hamd ederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret (bağışlanma) dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.” (Nasr: 3).

Dolayısıyla tövbe kalp ile istiğfar ise dil ile olmaktadır. Tövbe, kalbi manevî kirlikten temizlediği gibi istiğfar da amel defterdeki günahları silmektedir. Tövbe, bireysel günahlardan arınıp temiz bir hayata yeniden başlayabilmek için ilk basamaktır. Manevî yönden tam olarak rehabilite olmak isteyen günahkâr bir kişi, her halükârda hem tövbe, hem de istiğfarda bulunmalıdır. Onun için tövbe ve istiğfar, manevî rehabilitasyon sürecinde birbirlerini tamamlayan iki önemli unsurdur. Nitekim C. Hak, kitabında kendisinden şu şekilde bağışlanmasını talep etmektedir:

“Rabbinizden mağfiret (bağışlanma) dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde (nimetle) yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını (mükâfatını) versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Hud: 3).

İşte güzel bir hayat yaşamak isteyen bir Müslüman, her şeyden önce tövbe-istiğfar ettikten sonra elinden geldiği kadar bütün haramlardan uzaklaşmalı ve dileklerini dua ederek Allah’a arz etmelidir. Maneviyat büyüklerimiz, günah işlensin veya işlenmesin değişik belalardan uzak kalabilmek ve maddî sorunların üstesinden gelebilmek için her daim tövbe istiğfar etmemizi tavsiye etmiştir. Mesela istiğfarın hemen her derde deva olduğunu, manevî dünyamızı aydınlatan Hasan Basri’den öğrenebiliriz.

Hasan Basri’ye bir gün birisi gelir ve “şu kadar zaman oldu, çocuğumuz olmadı” der. O, “istiğfara devam et” der. Bir başkası gelir, geçim sıkıntısı çektiğini söyler. O, “istiğfara devam et” der. Bir başkası gelir, “ekinlerimize zararlı böcekler musallat oldu” der. O, “istiğfara devam et” der. Böyle belki on kişi, on değişik derdi ile Hasan Basri hazretlerine gelir ve ondan manevî destek ve dua talep ederler. Hasan Basri hazretleri ise onlardan her birine hep aynı tavsiyede bulunur: İstiğfar. Bu durum, orada hazır bulunan bir müridin dikkatini çekmiş ve demiş ki: “Efendim; Derdi ayrı on kimse geldi. Siz devayı hep aynı söylediniz. Bu bir delile istinat eder mi? Yoksa bu tavsiyeniz kendiliğinizden mi?”

Hasan Basri hazretleri şöyle der: “Esteizubillah; Kendimden bir şey söylemekten Allah’a sığınırım. Rabbimiz, Nuh Peygamber diliyle Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuyor mu?” deyip aşağıdaki âyeti okuduktan sonra “İşte delilim bu âyet-i kerimedir” der:

“(Hz. Nuh) ve dedim ki: Artık Rabbinizden mağfiret (bağışlanma) dilediğinizi söyleyin. Muhakkak ki O; Gaffar’dır (mağfiret edendir). (Bağışlanma dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nuh: 10-12).

Daha sonra bu dertli insanların hepsi belirli bir zaman sonra yine Hasan Basri hazretlerinin ziyaretine gelip, muratlarına kavuştuklarını müjdeler ve tavsiyesinden dolayı ona teşekkür eder. Netice itibariyle istiğfar, hem günahların affını sağlamakta, hem de Allah’ın izni ve lütfü ile bütün dertlere deva olmaktadır. Dolayısıyla değişik sıkıntılar içinde olup maddî ve manevî huzura kavuşmak isteyen Müslümanların ilk yapacağı şey, bâtıl inançları taklit etmekten vazgeçip bol bol istiğfar ve ihlasla dua etmek olmalıdır.

Prof. Dr. Ali SEYYAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir