All for Joomla The Word of Web Design

KARATAY: KIRMIZI ETİ İSTEDİĞİNİZ KADAR TÜKETİN

İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay,Muğla’nın Bodrum ilçesinde düzenlenen kitap imzalama etkinliğinde, gazetecilere yaptığı açıklamada Kurban Bayramına ilişkin de açıklamalarda bulundu.

Karatay, “Bol bol kuyruk yağını kullanabilirsiniz. Kırmızı et, yağıyla beraber yendiğinde faydalı, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz.” ifadesini kullandı.



BESLENME KÜLTÜRÜMÜZ, MANEVÎ ŞUURA HASRET

Değerli okuyucularım;

Dünyada yaşadığımıza göre elbette nasibimizi de unutmayacağız ve İslâm’ın bize tavsiye ettiği helal ve temiz gıdalardan şükrederek, yararlanmasını bileceğiz. Allah, bütün mahlûkatı eşref-i mahlûk olan insana musahhar kılmıştır. Yaratılanlar bizim faydalanıp dünyada refah içinde yaşamamız içindir aslında. Bu sözlerimden sakın dünyaya bel bağlanalım/dünyevileşelim gibi bir mana çıkartılmasın. Dünya nimetlerinden itidal çizgisinde yararlanmak, bizim meşru hakkımızdır. Dünyayı fiilen/maddeten terk etmek, Müslümanlığın şiarından değildir. Şuurlu Müslümana yakışan, faydalanmak üzere dünya işleriyle bedenen ve aklen meşgul olurken, dünyaya manen/kalben bağlı olmamaktır. Ama biz Müslümanlar, dünyanın tadını çıkaralım derken, gayri-Müslimlerinkinden farklı bir tutum ve davranış sergileriz.

Mesela yiyecek ve içecekler konusunda dinimiz, hangi gıdaların ve besinlerin yasaklanıp yasaklanmadığını, besinlerin nasıl hazırlanması gerektiğini öğrettiği için, bizler de bu hükümlere hikmetlerini bazen tam bilmesek bile uyarız. Buna bağlı olarak günümüz Müslüman Türk mutfağında, İslâm dininin yasakladığı örneğin domuz eti ile alkollü içecekler yer alamaz. Çünkü Kur’an-ı Kerim, on iki yerde etten ve genel anlamda değişik faydalarından bahsederken, etle ilgili olarak bir âyetinde “Allah, size ancak leş (boğazlanmaksızın ölü hayvan etini), kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı”, alkollü içki ve diğer yasaklarla ilgili olarak da "Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve kısmet çekilen fal okları hep şeytanın işinden birer pisliktir, ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan, içki ve kumarla, aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz, değil mi?" (Mâide: 90-91) mealinde et ve içki konusunda bir sınırlama getirmektedir.

O halde alkollü olmayan bütün içkiler bizlere helal kılınmış olduğu gibi domuz dışında hemen bütün temiz evcil hayvanların etleri de sağlıklı beslenmemiz için en kıymetli ve en temel gıdaların başında gelir. Nitekim ilgili âyet bu yönde bize bir ipucu vermektedir:

“Davarları (Deve, koyun, sığır, keçi vb) da O (Allah) yarattı. Bunlarda sizin için soğuktan koruyucu yünler ve bir takım menfaatler vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.” (Nahl 5).

Prof. Dr. Canan Karatay, merak edip bu âyetleri daha önceden duymuş olsa idi, ampirik araştırmalar neticesinde kırmızı et hakkında elde edilen müspet bilgileri, Kuran’a dayanarak da dillendirebilirdi. Ahirette cennet ehline ikram mahiyetinde verilecek gıdaların başında etin de geldiğini öğrenmiş olsaydı, Karatay hocamız belki de Kuran’ın mucizevî yönünü de görüp gastronomi bilgilerini bir başka aşkla halkımıza sunardı. Bakınız C. Hak, cennetlik olanlara beslenme konusunda nasıl lütufta bulunacak:

“Onlara (Cennet'tekilere), canlarının çektiği meyvelerden ve etten bol bol sunarız.” (Tur: 22).

Et, bir cennet gıdası olduğuna göre dünyada da etten yararlanmak gerekir. Nitekim beslenme konusunda da rehberimiz olan Peygamberimiz (sav), Karatay hocamızdan çok daha evvel “Et, dünya ve ahirette yiyeceklerin efendisidir.” (İbni Mâce: 3305) diyerek, et yemenin insan sağlığı ve gelişimi için önemli olduğunu belirtmiştir. Kaynaklar, Peygamberimizin (sav) en çok koyunun kürek etini, ön kolları etlerini sevdiğini ve bu bağlamda “en iyi etin sırt eti” olduğunu da söylediğini rivayet eder.

Yemeklerin tatlarını birbirinden ayırabilme yeteneğine sahip, damak tadı gelişmiş gurmelerimize (tatbilir uzmanlarımıza), beslenme uzmanlarımıza, gıda mühendislerimize ve usta aşçılarımıza incelemelerini temennisiyle aşağıdaki ilginç hadis-i şerifi takdim ediyorum. Belki bu vesile ile etli yemeklerin nasıl yapıldığının ötesinde yemek kültürünün bir sosyal boyutunun da olduğunu görebilirler.

“Sizden biriniz (çorba yapmak için) et satın aldığı zaman, suyunu çok koysun. Çünkü yiyen kişi(ler), çorbanın içinde et bulamaz ise, (en azından) suyundan içer. Çünkü et suyu, iki etten birisidir.” (Tirmizî: 1832).

Gastronomi Tıbb-ı Nebevî İle Buluşmalıdır

Okuyucularımız, Tıbb-ı Nebevî’nin ne olduğunu bilir. Kısaca hatırlatmak gerekirse: Kuran ve Sünnetin sağlık ile ilgili – ki bunun içinde sağlıklı ve helal beslenme de vardır- verdiği bütün bilgilerdir. Daha geniş malumat sahibi olabilmek için, şu yazımızı okuyabilirsiniz:

http://www.mirathaber.com/tibb-i-nebevi-arastirma-merkezleri-kurulmalidir-oruc-kanseri-de-yeniyor-8-899h.html

Gastronomi ise, yerli, millî ve küresel mutfak tarihi ve kültürü hakkında bilgi toplayan, yeni ve sağlıklı ürünlerin/yemeklerin oluşturulması ve daha ekonomik üretim tekniklerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapan bir bilim dalıdır. Yeme ve içme ile ilgilenen gastronomi uzmanları, gıda maddelerinin özelliklerini kaybetmeden uzun süre korunması, ham maddelerden daha verimli ve lezzetli olarak yararlanılması, artık maddelerin değerlendirilmesi, yeni ürünlere dönüştürülmesi konularında araştırmalar yapar ve en uygun/kaliteli üretim yöntemlerini araştırır ve uygular.

Ne var ki gastronomi bölümlerinin müfredatında helal ürün/gıdalardan helal beslenmeyi öğreten tıbb-ı nebevi dersi bulunmamaktadır. Dolayısıyla gıda/beslenme/sağlık alanında diploması olan hemen bütün ekspertizlerimiz, maddî beslenmenin manevî yönüne yönelik bizlere hemen hiç doyurucu bilgiler verememektedir.

Mesela siz beslenme alanında ünlemiş olan Prof. Dr. Canan Karatay’tan “Kırmızı et, yağıyla beraber yendiğinde faydalı, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz.” derken “yemeye başlamadan önce BİSMİLLAH derseniz, aldığınız gıdalar bedeniniz için şifadır (şifa vesilesidir) ve yemek sonrası ELHAMDÜLİLLAH derseniz C. Hak da sizlere cennette Tur Sûresnin 22. âyetinde vaat ettiği üzere en çok sevdiğiniz etlerden dünyada hiç tatmadığınız kadar en leziz şekliyle verecektir” söylediğini hiç duydunuz mu? Duymadınız, çünkü pozitivist eğitimden geçmiş olan Karatay hocamız da her ne kadar geleneksel tıp, sağlık ve beslenme paradigmalarından bazen farklı/aykırı fikirler söylese de yine de yaşamanın/yemek yemenin/beslenmenin asıl gayesini ve hikmetini bilmekten epey uzaktır.

Onun için Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK, üniversitelerimizin sadece gastronomi değil, sağlık ve beslenme ilgili bütün bölümlerine Kur’an-ı Kerim ve Sünnet ekseninde helal beslenme kültürünün temelini oluşturan ve gıdalar ile ilgili ilahî/uhrevî uyarılar ihtiva eden tıbb-ı nebevi dersini koymalıdır.

Velhâsıl-ı Kelam

İslâm dininin, toplumların sosyal hayatına ve bu çerçevede yeme-içme kültürüne yönelik olarak da temel manevî standartlar koyduğunu unutmamalıyız. Yoksa beslenmemiz ne kadar sağlıklı olursa olsun manevî olmaktan uzak olacaktır. Maneviyatsız sağlık/beslenme haddizatında sadece dünyevî/bedenî sağlık/beslenme ile sınırlı olacağı için, uhrevî yönden yine eksik kalacaktır. Daha farklı bir söylemle konuyu kapatayım: Beslenme kültürümüzü, manevî şuura dönüştürebilirsek, meçhule/hakikate/hikmete duyacağımız saygı ve merak da artacaktır. Ancak o zaman anlarız ki yemek uzmanlığımız veya sağlıklı beslenme tavsiyelerimiz, bu manevî şuur olmadan sadece hedonizme hizmet eder ama uhrevî akıbetimizi riske sokar. Onun için beslenme kültürümüzü, hasret kaldığımız manevî şuurla buluşturalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir