All for Joomla The Word of Web Design

Küçüklere Yönelik Cinsel Saldırılardaki Mesajlar!

Biliyorsunuz yakın geçmişte Küçükçekmece’de 5 yaşındaki bir kız çocuğu cinsel istismara uğramış, baygın bir vaziyette bulunan bu yavrumuz hastaneye kaldırılmış ve tedavi altına alınmıştı.

Ateş düştüğü yeri yakar, derler. Öyle ama eğer ciddi tedbirler alınmazsa ateş büyür büyür, bütün bir ülkeyi, hatta dünyayı bile yakabilir. Empati yapmayan bu olayların açtığı derin yaraları göremez, anlayamaz. Allah’ın nizamında bir insan, bir kâinat demektir. Bir insana yapılan haksızlık, bütün insanlığa yapılmış kadar büyük bir cinayet sayılmıştır.[1][1] Onun için herkes insan haklarına böyle bakmalı, o ateşi kendi dünyasına düşmüş gibi bilmeli, bu ve benzeri ateşleri söndürmek için elden ne geliyorsa o yapılmalıdır. Benim bu konuyu bugün ele almamın bir sebebi de budur.

Necip Fazıl merhumun:

Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum,

Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum.”

Mısralarındaki duyarlılık hepimize hâkim olmazsa işte o zaman “ateş düştüğü yeri yakar” sözü doğru çıkar ve biz bu haberleri daha çok duyar oluruz, Allah korusun.

Peygamberimiz buyurmuşlar: “Sizden her kim bir münker (bir ahlaksızlık) görürse onu eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle düzeltsin, ona da gücü yetmezse kalbinden buğz etsin. (İçten kızsın.)”[2][2]

Yine buyurmuşlar ki: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ediyorum ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah size katından bir azap gönderir; (acılar içinde kıvranır durursunuz.) Kurtulmak için dua edersiniz de duanız da kabul edilmez.”[3][3]

Cinsel saldırıda bulunan zalimleri hukuk ve müeyyidelerle cezalandırmak devletin işidir.

Diliyle düzeltmek ulemanın, diyanet, ilahiyat ve eğitim camiasının işidir.

Kalbinden buğz etmek, (içten kızmak) olayı nefretle karşılamak ta elinden bir şey gelmeyen kimselerin işidir.

Hz. Ömer’e (r.a) isnad edilen, Âkif’in mısralara taşıdığı bir söz var:

“Kenar-ı Dicle’de Bir Kurt Aşırsa Koyunu,

Gelir de Adl-i İlahi Sorar Ömer’den Onu.”

Yani

“Dicle’nin kenarında bir kurt yese bir koyunu

  Gelir, ilahî adalet Ömer’den sorar onu.”

Şimdi yiyilen Diclenin kenarında bir koyun değil, şehirlerin göbeğinde saldırıya uğrayan insanlar ve beş yaşında ırzları kirletilen insan yavrularıdır. Etkili ve yetkili herkes, ümeradan, ulamadan, Diyanet, İlahiyat ve eğitim camiasından, ana-babalardan herkes titremeli ve “bunların hesabını Allah bana sorarsa ben  ne cevap vereceğim” demelidir. Tedbir açısından elden ne geliyorsa o yapılmalıdır.

Devir Hz. Ömer’in devri idi. Medine’de kuraklık var. Yağmur duasına çıkmışlar. Hz. Ömer (r.a) ellerini kaldırmış: “Allahım! Ömer’in günahları, hataları yüzünden ümmet-i Muhammedi helak eyleme, demiş. Bu itiraf, bu ihlas, bu tevazu Allah’ın rahmetini celbetmiş, eller havadan inmeden yağmur inmeye başlamıştır.

Ben bu makaleyi yazmayı düşündüğüm saatlerde önüme yeni bir haber geldi: Mayıs ayında vizyona girecek olan bir filmin müstehcen oyuncusu bir kadın, filmde cinsel saldırı sahnesini oynadığını ve o rolü oynarken çok zorlandığını(!) ve psikolojisinin çok etkilendiğini anlatıyor. Bunu söylerken de bakın kimin emrini yerine getiriyor:

“Her şey aslında yönetmenimizin “gerçekçi ve doğru bir sahne istiyorum” demesiyle başladı. Cinsel saldırı sahnesindeki partnerim ve ben, yönetmenimizin bu sözü üzerine gerilsek de(!) konsantre olup role girip işimizi yaptık. Çekimler sırasında bu duyguyu gerçekten yaşadığımı hissettim. Bu bende aşağılanmış hissini uyandırdı. Hiçbir şey yokken ağlama krizlerine girmeye başladım. Kendi kendime: bunun sadece bir senaryo olduğunu telkin ettim ve kurtuldum.”

Şimdi bu ifadelerin sahibine ve bu rezil sahneleri oynayanlara soruyorum: Siz “sadece bir senaryo” dediniz kurtuldunuz. Peki sizin film ve senaryolarınızla tahrik olup saldırıya geçenlerin masum kurbanları yaşadıkları acı olayların etkisinden ne diyerek ve nasıl kurtulacaklardır? Neden bu vicdansızlıkları yapıyorsunuz? Neden bu senaryoları yazmaya ve oynamaya kendinizi mecbur hissediyorsunuz? Neden evleriniz dururken soyunup sahnelere çıkıyorsunuz? Hangi kazancınız sizin namusunuzdan, mukaddes değerlerinizden önemli? Ebedî cennetinizi kaybettiğinizin ve ebedî cehennemi hak ettiğinizin farkında mısınız?

Müstehcen giyim ve kuşamlarıyla nasıl tahrik ettiklerini, filmlerde oynadıkları rolleriyle nasıl taciz, tecavüz ve cinsel saldırının yapıldığını öğretenler, çocuklar ve kadınlar şiddete ve cinsel saldırıya maruz kaldıklarında bir de kalkıp kınama mesajları yayınlıyorlar, idam gelsin diye bas bas bağırıyorlar.

Bize göre: “Sebep olan yapan gibidir.” kuralı gereğince cinsel saldırıda bulunanlar ne kadar suçlu ise, onları tahrik edenlerin, ahlaksızlığı telkin edenlerin, onların filmlerine izin verenlerin, müstehcenlerin, çocuk bayramı, gençlik bayramı diyerek kızları soyundurup sahneye sürenlerin de o suçta payları vardır.

Dicle’nin kenarında değil, şehirlerin göbeğinde insanlarımızı, kadınlarımızı, yavrularımızı iki ayaklı canavarlar yiyor. İki satırlık bir tepki mesajıyla hiç kimse bu vebalden kurtulamaz. Herkes, tepkinin ötesinde üzerine düşen görevi yapmalıdır.

Devlet, ciddi tedbirler alacak, eğitim ve öğretimi iman, edep ve ahlak üzerine oturtacak, caydırıcı ve hukuki müeyyideleri devreye sokacak, hukukta adaleti hâkim kılacak.

Kadınlar müstehcen kılık kıyafetlerden, tahrik edici edadan, etvardan, açılıp saçılmaktan uzak duracaklar. Sanatçılar, dizi filmlerde rol alan kadınlar müstehcen görüntülerden, müstehcen giyim ve kuşamdan, gözler önünde öpüşme ve sevişme sahnelerinden uzak duracaklar. Taciz, tecavüz ve cinsel istismar rollerini oynayanlar “ne var bunda canım rol icabı” demeyecekler, yaptıklarını masum görmeyecekler, göstermeyecekler. Tecrübe edilmiş bir kural var: Kötü şeyleri tasvir etmek, anlatmak, göstermek temiz zihinleri bozar, bulandırır.

Sosyal hayatımızda yaşanan ne kadar çirkin, iğrenç olaylar varsa onların hepsi maalesef masum sanılan dizi filmlerle, basın ve yayınla, internet ve sosyal medyayla gelmektedir. Bunların hepsi için tedbir alınmalı, süzgeçten ve filtreden geçirilmeden sahaya çıkmalarına izin verilmemelidir.  Tahrik edici bütün unsurlar ortadan kaldırılmalıdır. Okula, kreşe, çocuklar yalnız ve ihmal edilmiş bir vaziyette bırakılmamalıdır. Üç kuruşluk keyifler için aileler parçalanmamalı, arada aldatma gibi ahlaksızlıklar yoksa eşler birbirlerine sabretmeli, yuvalar dağılmamalı, çocuklar sahipsiz kalmamalı, anasız-babasız büyümeye mecbur edilmemelidir.

Allah ne güzel buyurmuş: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız. ”[4][4] Şayet bu ayetin muhatabı benim, diyorsanız, lütfen görevinizin başına geçiniz.

Dr. Vehbi KARAKAŞ


[5][1] Bkz. Mide, 5/32

[6][2] Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten, 1I; Nesaî iman 17; İbn Mâce, Fiten, 20.

[7][3] Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388.

[8][4] Al-i İmran, 3/110


Küçüklere Yönelik Cinsel Saldırılardaki Mesajlar!” te bir düşünce

  1. Güven Çağrı diyor ki:

    Gerçekten çok güzel bir yazı,tebrik ederim. Ayrıca, nacizane bir yorum yapmak istiyorum: Erkeklerin ruhen kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Zihinlerindeki “kadın tasavvuru”nun değişmesi şarttır. Doğru bir eğitimle erkeklerin kadına bakış açısı düzelmezse toplum bu tür vakalardan kurtulamaz. Bir toplumun tüm kadınları vücutlarını örtseler dahi eğer erkek kendini düzeltmezse yine tecavüz vakaları yaşanır. O yüzden esas amaçlardan birisi de ERKEĞİ DEĞİŞTİRMEK olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir