islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1648
EURO
53,9432
ALTIN
6.056,88
BIST
13.976,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
33°C
İstanbul
33°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

1993’ten 2026’ya: Türkiye’nin Bitmeyen Güvenlik Bilmecesi Ve NATO

1993’ten 2026’ya: Türkiye’nin Bitmeyen Güvenlik Bilmecesi Ve NATO
A+
A-

1993’ten 2026’ya: Türkiye’nin Bitmeyen Güvenlik Bilmecesi Ve NATO

Türkiye’nin yakın tarihi incelendiğinde bazı yıllar vardır ki, yalnızca takvim yapraklarında değil, milletin hafızasında da derin izler bırakır. 1993 yılı işte tam da böyle bir dönemin adıdır.

O yıl yaşananlar, tek tek ele alındığında birbirinden bağımsız olaylar gibi görülebilir. Ancak aradan geçen otuz üç yıla rağmen cevap bekleyen soruların hâlâ gündemde olması, 1993’ü yalnızca bir tarih olmaktan çıkarıp Türkiye’nin güvenlik hafızasının en önemli dönüm noktalarından biri hâline getirmektedir.

1993, yalnızca insanların öldüğü bir yıl değildi.

Devlet aklının sarsıldığı, terörün zirve yaptığı, faili meçhul dosyaların çoğaldığı, toplumun korku ve belirsizlik atmosferine sürüklendiği bir kırılma yılıydı.

-Ocak ayında araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu bombalı suikastla hayatını kaybetti.

-Şubat ayında Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis‘in uçağı düştü. Resmî rapor kazayı buzlanmaya bağladı. Buna rağmen olayın perde arkasına ilişkin şüpheler yıllardır kamuoyunda tartışılmayı sürdürmektedir.

-Nisan ayında Cumhurbaşkanı Turgut Özal ani şekilde hayatını kaybetti. Daha sonraki yıllarda mezarı açıldı, adli incelemeler yapıldı; ancak ölümünün cinayet olduğunu ortaya koyan kesin bir yargı sonucuna ulaşılamadı.

-Aynı yıl Adnan Kahveci trafik kazasında yaşamını yitirdi.

-Temmuz ayında önce Sivas’ta yaşanan acı olaylar, ardından Başbağlar Katliamı Türkiye’nin toplumsal vicdanında derin yaralar açtı.

-Bingöl-Elazığ karayolunda 33 silahsız erin şehit edilmesi ise terörün ulaştığı boyutu gözler önüne serdi.

Bir yıl içerisinde yaşanan bu kadar kritik olayın ardından toplumun aklına düşen soru hiç değişmedi:

Bütün bunlar gerçekten birbirinden bağımsız olaylar mıydı?

Cevabı Hâlâ Verilemeyen Sorular

Aradan otuz üç yıl geçti.

Hükümetler değişti.

Komisyonlar kuruldu.

Yeni belgeler ortaya çıktı.

Ancak kamuoyunun büyük bölümünü tatmin edecek açıklıkta bir tablo hâlâ oluşmuş değil.

Kimilerine göre bütün bunlar Türkiye’nin iç dinamikleriyle açıklanabilecek olaylardı.

Kimilerine göre ise Soğuk Savaş sonrasında şekillenen yeni jeopolitik dengelerin Türkiye üzerindeki yansımalarıydı.

Bu ikinci görüş, yıllardır özellikle NATO, Gladyo, kontrgerilla ve uluslararası istihbarat ağları etrafında yürütülen tartışmaları da canlı tuttu. Ancak bu iddiaların önemli bir kısmı kamuoyundaki değerlendirmelerden oluşmakta olup, bunları doğrulayan kesinleşmiş yargı kararları bulunmamaktadır.

NATO Tartışmaları Neden Hiç Bitmiyor?

Türkiye ile NATO arasındaki ilişki hiçbir zaman yalnızca askerî bir ittifak meselesi olmadı.

1960 darbesinden başlayarak 12 Mart, 12 Eylül ve sonrasındaki askerî müdahaleler hakkında, çeşitli araştırmacılar ve eski siyasetçiler uluslararası etkilerin de araştırılması gerektiğini savundu. Bu değerlendirmeler kamuoyunda yer bulsa da, bunların tümünü doğrulayan kesinleşmiş hukukî bir çerçeve oluşmuş değildir.

Ancak NATO’ya yönelik güven tartışmalarını artıran somut olaylar da yaşandı.

2017 yılında Norveç’te düzenlenen bir NATO tatbikatında Mustafa Kemal Atatürk ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isim ve görsellerinin “düşman” senaryosunda kullanılması Türkiye’de büyük tepki doğurdu. NATO Genel Sekreteri olay nedeniyle resmî özür açıklaması yaptı, Türkiye ise tatbikattan askerlerini çekti. Bu gelişme, ittifaka duyulan güveni sorgulayan çevrelerin eleştirilerini daha da güçlendirdi.

15 Temmuz Sonrası Derinleşen Güvensizlik

15 Temmuz darbe girişimi de Türkiye’nin güvenlik tartışmalarını farklı bir boyuta taşıdı.

Darbe girişiminin ardından Batılı ülkelerin ilk saatlerde verdiği mesajlar, kamuoyunun bir kesimi tarafından yetersiz ve gecikmiş bulundu. Bu durum, Türkiye’de uzun yıllardır var olan dış müdahale tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Bununla birlikte ABD ve NATO, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından demokratik kurumlara destek verdiklerini ve Türkiye’nin seçilmiş hükümetinin yanında olduklarını açıkladı. Ancak bu açıklamalar, Türk kamuoyundaki soru işaretlerini gidermeye yetmedi. Çünkü Ankara’nın darbe girişiminin elebaşı olarak sorumlu tuttuğu FETÖ lideri Fethullah Gülen‘in iadesi yönündeki talepler yıllarca karşılık bulmadı. Washington, iade konusunda kendi hukuk sistemi çerçevesinde yeterli delil bulunmadığını savunurken, Türkiye bu yaklaşımın müttefiklik ruhuyla bağdaşmadığını dile getirdi. Bu durum, iki ülke arasında güven krizini derinleştiren en önemli başlıklardan biri olarak hafızalara kazındı.

2026 Zirvesi ve Geçmişin Gölgesi

Bugün Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi yalnızca güncel güvenlik başlıklarının konuşulduğu diplomatik bir toplantı değildir.

Bu zirve, aynı zamanda Türkiye’nin son yarım asırlık güvenlik hafızasını da yeniden hatırlatmaktadır.

Çünkü bu ülkede hâlâ milyonlarca insan 1993 dosyalarının tam anlamıyla aydınlatılmadığını düşünüyor.

Hâlâ “Kim yaptı?” sorusuna kesin cevap arıyor.

Hâlâ devletin kritik isimlerinin peş peşe hayatını kaybettiği o dönemin bütün yönleriyle açıklığa kavuşmasını bekliyor.

Sonuç

Bir millet geçmişiyle yüzleşmeden geleceğini güven içinde inşa edemez.

1993 dosyalarının yeniden konuşulmasının amacı, geçmişte kalmış acıları siyaset malzemesi yapmak değil; devletin hafızasını güçlendirmek ve benzer karanlık dönemlerin bir daha yaşanmaması için gerekli dersleri çıkarmaktır.

Bugün NATO Zirvesi vesilesiyle yeniden hatırlanan asıl mesele de budur:

Türkiye, kendi güvenlik politikalarını tam bağımsız biçimde oluşturabilecek kurumsal güce ve toplumsal güvene sahip midir?

Bu sorunun cevabı, yalnızca diplomatik zirvelerde değil; geçmişin karanlık dosyalarının hukuk, şeffaflık ve adalet ilkeleri çerçevesinde aydınlatılabilmesinde saklıdır.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.