
Hava çok kararsız. Güneş yüzünü bir gizleyip bir gösteriyor. Bulutların dansı ise görülmeye değer bir gösteriyi andırıyor. Bu dansa arada bir sığırcık kuşlarının da eşlik ettiği görülüyor. İnsanların hep bir şeyleri yetiştirme telaşı var. Kendi içinde gizli bir düzene sahip bir kargaşa var sanki. Gün yoruluyor. Adım adım geceye yaklaşılıyor. Günün bütün yorgunluğu akşamın omuzlarına yüklenmeden önce ikindi bir omuz veriyor güne.
İkindi vakti, günün birikimlerini toplamakta âdeta. Günün kısa bir değerlendirilmesi için mola zamanı gibidir ikindi. ‘Ben ne yapıyorum?’ sorusuna cevap arama zamanıdır sanki. İşte bunun manevi tarafını özetleyen ayetler burada anılmalı şimdi. Maveradan yükselen ses, önce kulaklara sonra beyinlere şu muazzam değerlendirmeyi yollamakta: ‘’Akıp gitmekte olan zamana, asra and olsun ki insanoğlu gerçekten ziyandadır! Ve insanlık tarihi buna şahittir. Ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, bu imana yaraşır güzel ve yararlı davranışlar ortaya koyan, birbirlerine hakkı hukuku, adâleti, doğruyu ve gerçeği öğütleyen ve zulme karşı verdikleri mücadelede birbirlerine güç ve cesaret vererek, bu yolda karşılaşacakları zorluk ve sıkıntılar karşısında ümitsizliğe kapılmadan, yılgınlığa düşmeden direnmeyi (sabrı) öğütleyenler müstesna. İşte yalnızca bunlardır, hüsrandan kurtulup —dünyada ve ahirette— kurtuluşa erecek olanlar.’’ (Asr suresi/Mahmut Kısa Meali)
Bir sükûnet çöküyor insana, ortama ve havaya. Gönüllerde bir ferahlık hissediliyor. Nedense kimse, kendini o müjdelenenlerin dışında görmüyor. İman edip salih amel işleyen ve hakkı, sabrı öğütleyenlerin içinde görüyor kendini herkes. Öyleyse bunca haksızlık, bunca hukuksuzluk, bunca zulüm kimler tarafından gerçekleştiriliyor? İkindiden sonra ilk olarak akşam karşılıyor bizi. Gecenin habercisi karanlığı koluna takarak ve bizi alıştırarak ona. Kuşlar bir tünek arayışında. Gece onlar için de bir dinlenme zamanı. Akşam, çok çabuk terk eder bizi. Çünkü gece daha baskındır ona göre. Gece bir simsiyah örtüdür güne. Dünyanın dinlenmesine ayrılan zamandır. Gündüz çekilen acıların yaralarını sarma zamanıdır gece. Ve gece, sevdiğinle baş başa kalma vakitleridir. Gece, nefis muhasebesi yapma zamanıdır en çok. Ölümün provasını yaşadığımız uykunun da vaktidir gece. Ancak geceyi ayakta ve uyanık geçirenler de vardır. Çalışanlar, huzursuzlar bir de âşıklar bilirler; geceyi, gecenin bitmek bilmez acılarını, hikâyelerini. Fuzûli, ‘Şeb-i yelda’da uzar fecre kadar kıssa-i aşk/ Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler.’ (En uzun gecede aşk hikayeleri fecre kadar sürer çünkü Mecnun sözlerini bitirirken bu kez de Leyla başlar anlatmaya) dizelerini yazarken uzun geceleri âşıklar cephesinden ele almıştır.
Geceler çok önemli işlerin gerçekleştiği vakitlerdir. Efendimiz Aleyhisselam, bir gece teşrif etmiş dünyayı. Kerim kitabımız, bir gece nazil olmuş tüm insanlığın selameti için. Bin geceden daha kıymetli Kadir gecesidir o. Sonra Mirac hadisesi gerçekleşmiş bir gece. Ramazan aylarında geceler kıymetlidir. Orucun hazırlığı gece başlar, bereketi gün boyu sürer. Düş görür, hayal kurarız gecelerde. En devrimci yanımız devlet yıkar, devlet kurar geceler boyu. Konuşulanlar, sabah güneşi eşliğinde erir gider. Muhabbetlerin en demlileri gecelerde yapılır. Bir de insan, gece kendisiyle baş başa kalır. Öyle sanır en azından. Gerçekte bilir ki kişi, en çok yalnızken Rabbiyle beraberdir. Geceyi onaran mimarın varlığı ruhlarımızın acılarına bir ilaç etkisi verir. Karanlıkların içinden nura doğru yol alma çabamızda O’na sığınmamızın başka bir izahı olabilir mi?
Gece çirkinliklerin de ortaya çıktığı vakitlerdir aynı zamanda. En karanlık işler bu zamanlarda planlanır, yapılır. O karanlıklar bizlerden uzak dursun. Gecelerimizi kutlu saatlere dönüştürelim. O vakitleri gündüzün aydınlığında gerçekleştireceğimiz güzelliklerin planlandığı anlar yapalım. Dualarla desteklediğimiz eylemlerimizin çoğaldığı bereketli zamanlara dönüşsün gecelerimiz. Gece çok aşık yalnızlığa. Aşk da geceye yakışır. Aşk ile: Hu!
EYYUP YÜKSEL
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-