
(Kur’an’da “Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” ifadesi ile biten âyetleri açıklamaya devam ediyoruz)
Rabbimiz (st) sıyam-savm (oruç) ile ilgili şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Oruç (sıyam), sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız (takvalı olasınız) diye, size sayılı günlerde üzerinize yazıldı.
İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden bir hayır işlerse, o hayır kendisinedir.
Oruç (sıyam) tutmanız eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.” (Bekara 2/183-184)
Kur’an’da geçen “üzerinize yazıldı” ifadesi “farz kılındı” anlamına gelir. Demek ki başka din mensupları daha sonradan dinlerini değiştirdiler ve böylece oruç ibadetini unuttular veya başka bir şekle soktular.
Rasulüllah (sav) “… Allah’ın en çok sevdiği oruç (sıyam/) Dâvûd peygamberin orucudur. O, bir gün yer, bir gün oruç tutardı” dedi. (Buhârî, Savm/56 no: 1976; Teheccüd no: 1131. Müslim, Sıyâm/35(181-202) no: 2729)
Bu hadis de önceki peygamberlere gönderilen vahiylerde de oruç (sıyam/savm) ibadetinin olduğunu gösterir.
‘Sıyam’ veya ‘savm’ sözlükte; herhangi bir şeyden çekinmek, onu yapmamak, terketmek demektir. Bir başka deyişle; nefsi, onun meylettiği şeylerden, -isterse bir söz olsun- alıkoymaktır. Yemek, konuşmak ve yürümekten uzak durmaktır. Nitekim Arapçada yürümeyen ata, durgun suya veya durgun rüzgâra ‘saím’ denmektedir.
Kelime bu anlamıyla Kur’an’da şöyle geçmektedir:
“Artık ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir insan görürsen, de ki: “Ben Rahman’a oruç (savm) adadım. Bugün hiç bir insanla konuşmayacağım.” (Meryem 19/26)
Şeriat (fıkıh) dilinde ‘sıyam’ veya ‘savm’ nefsin en büyük istekleri olan yeme, içme ve cinsel ilişki gibi bilinen zorunlu ihtiyaçlardan gün boyu, imsaktan iftara kadar, niyet ederek ve Allah’ın rızasını gözeterek uzak kalmak, nefsi bu gibi şeylerden alıkoymaktır.
Oruç ibadeti müslümanlara Kur’an’ın açık âyetleriyle farzdır. Kamerí aylardan (Ay takviminden) Ramazan gelince aklı başında, bülûğ çağına ulaşmış, hasta ve yolcu olmayan bütün mü’minlere oruç tutması dinen mecburidir. (Bkz: Bekara 2/185)
Hasta olanlar ve uzak yolculuğa gidenler, güçleri yeterse oruçlarını zamanında tutarlar. Güçleri yetmezse, Ramazan’dan sonra kaza ederler.
Bunun dışındaki herhangi bir sebep oruç tutmaya engel değildir. Meselâ çalışma, kısa yolculuğa çıkma, dayanılabilecek hafif hastalıklar, çocuklara veya birilerine bakmak gibi…
Âyetin sonunda; “… umulur ki takvalı olursunuz” Bunu “… umulur ki Alla’tan korkup-sakınırsınız”, ”…Umulur ki Allah’a karşı sorumluluk bilinci kazanırsınız”, “… belki oruçla kendinizi günahlara karşı korumaya alırsınız” şeklinde de anlamak mümkün. Zira ‘takva’ kelimesi bütün bunları kapsıyor.
Bu aynı zamanda sıyam/oruç ibadetinin ve diğer ibadetlerin de amacını (maksadını) ve hikmetini ele veriyor. Mesele belli bir satte aç-susuz kalmak, nefsin bazı ihtiyaçlarını belli bir zamana ertelemek değil; bununla günahtanlardan sakınmak üzere çaba göstermek anlamıyla da “takva bilinci” kazanmaktır.
Âyet oruç için üç engelden söz ediyor. 1.Ağır bir hastalık. Böyle olan hastaların oruç konusunda özür sahibi olduklarında söz birliği var. Bunların oruç tutması hâlinde hastalık artabilir veya tedavi gecikebilir. Böyleleri Ramazan’dan sonra ifâkat bulurlarsa tutamadıkları günler günler kadar oruç tutarlar (kaza ederler).
2.Yolculuk. Bu da namazların kısaltılmasını caiz hâle getiren mesafeya yapılan yolculuktur. Bir seferinde Rasûlüllah (sav) Ramazan ayında Medine’den Mekke’ye yolculuğa çıktı. Yolda su isteyerek halkın gözü önünde orucunu açtı. (Buhârî, Savm/34 no: 1944. Müslim, Sıyâm/15(88-89) no: 2604, 2609)
Hasta iyileşince, yolcu da vatanına ve oturduğu yere dönünce tutamadığı günlerin orucunu uygun zamanda kazâ eder.
Bu izne (ruhsata) rağmen önemli bir güçlüğün ve engelin bulunmaması hâlinde orucun tutulması “tutmanız sizin için daha hayırlıdır” denilerek tavsiye ediliyor.
3.Oruç tutmaya gücü yetmemek. Bunlar da iyileşme ümidi kalmayan kronik hastalar veya yaşlılık veya başka bir sebepten dolayı zayıf düşenler, oruç tutmaya takati kalmayanlardır. Bunlar tutamadıkları günlerin her biri için günün şartlarına ve ekonomik duruma göre ‘fidye’ verirler. Fidye de bir kişinin bir günlük yiyeceğidir. Kaldı ki bu da fidyede alt sınırdır. Daha fazlası da verilebilir. (Bkz. Mâide 5/89) (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB); 1/276)
Oruç ibadeti hakkındaki fıkhí bilgiler harhangi bir fıkıh kitabında bulunabilir.
-Hikmetler
Ramazan ve diğer kamerí aylar, otuzaltı senede bütün yılı, yılın her gününü dolaşırlar. Bunun hikmeti, yazın sıcak ve uzun, kışın soğuk ve kısa günlerinde, zorluğu ve meşekkati ile beraber oruç ibadetini yerine getirmek olsa gerektir.
Bütün geceler ve gündüzler, yani zamanlar Allah’ın olduğuna göre elli yıl kadar ömrü olan bir müslüman, senenin bütün günlerini bir defalığına oruç gibi değerli ve muhteşem bir ibadetle geçirebilir.
Ramazan ayı aynı zamanda Kur’an ayıdır. Çünkü yine Kur’an’ın açıklamasına göre bu ilâhi Kitap (Vahiy), Ramazan ayında (Bekara 2/185), Hira dağında “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (Alak 96/1-4) sözleriyle gelmeye, Muhammed’in (sav) risâleti başladı. Bin aydan daha hayırlı olan ‘Kadr Gecesi’ de Ramazan ayı içerisindedir.
Bilindiği gibi ‘oruç’ İslâmın temellerinden biridir. (Buhârî, İman/1 no: 8. Müslim, İman/5(22) no: 114. Nesâî, İman/13 no: 5004. Tirmizî, İman/3 no: 2609 Hasen-sahih kaydıyla)
Sıyam/oruç ibadeti de namaz gibi mü’minin İslâmî hayatını ayakta tutabilecek en önemli temellerden biridir. Din binasının tamamlanması orucun tutulmasıyla mümkün olur. Bu özelliği ile oruç, mü’minin İslâmí hayatını düzenleyici bir role sahiptir.
Oruç aynı zamanda, şeriatın en kuvvetli kanunlarından biridir. İnsana kötülüğü emreden nefis oruç cihadıyla (cehdiyle) terbiye edilir. Kötülüğü meyilli duygular bununla sakinleştirilir, aşırı hırs ve istekler bununla dizginlenir, azaltılır. Kişideki iştah (şehvet-arzular) ve günâha gitme duyguları oruçla törpülenir ve engel olunur.
İslamı hayatına kılmak üzere cehd eden (yoğun çalışan) ve insanlar önünde şâhid ve şehid (tanık ve örnek) olan mü’min (Bekara 2/143), oruçla beraber azim ve irade sahibi olur. Bu ibadetle beraber Rabbinin sevgisini ve rızasını talep eder.
Dahası mü’min zahmetine rağmen oruç tutarak hayatı boyunca yalnızca Allah’a ibadet edeceğini, O’nun emrine uyacağını ilan eder.
Allah’ın (st) verdiği nimetlerine, o nimetlerden biraz uzak kalmak sûretiyle şükreder. Demek ki oruç bir yönüyle de şükürdür.
Oruç, Allah’ın verdiği helâl nimetleri, sırf Allah rızası için belli bir zaman terketmektir. Bu, bazılarının sandığı gibi bir ‘perhiz’ veya “sağlıklı yaşam” alıştırması değildir. Bu, Allah için nefsin isteklerini kontrol altına alabilme alıştırması, bir nefis eğitimidir, nefsin aşırı isteklerini yönetme, onlara tutsak olmama imkanıdır.
Müslüman aynı zamanda inandığı Dinin bir temsilcisidir. Mü’min yeryüzünde Hakk’ın şâhididir. O, örnek hayatıyla inandığı Dinin güzelliklerini başkalarına da gösterir. Bunu biraz da oruç sayesinde güzel ahlâk, güzel davranışlar kazanmaklasağlar.
Daha pek çok hikmet ve faydaları olan Ramazan orucunu zor olsa da tutmak bilenler, anlayanlar için daha hayırlıdır.
Hüseyin K. Ece
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ