
İnsanoğlu, doğuş itibariyle temiz ve masum bir varlık iken daha sonra çeşitli sebeplerle adeta kirlenmekte ve hayatta ciddi problemleri oluşturan yıkıcı bir varlık haline gelebilmektedir. Yaşadığımız hayat, böylelikle daha tehlikeli ve güvensiz bir hal almaktadır.
İnsan, bir yandan temiz ve doğruluğun temsilcisi olurken; bir yandan da kötülüğün ve zulmün doruğuna yükselebilmektedir. Bunun sebebi, insanın almış olduğu eğitim ve terbiyenin niteliği ile ilgilidir. Önemli bir söz vardır: Toprağa gül ekersen gül biter; diken ekersen diken biter!..” İnsanı da, iyi ve ahlaklı bir şekilde yetiştirebilirsek, ondan son derece güzel ve olgun bir şahsiyet elde ederiz. Fakat, onu kendi haline bırakır ve yanlış etki ve yönlendirmelere müsait hale getirirsek, ondan yanlış ve zararlı davranışlar görürüz.
Din ve ahlak, insanın niteliği ile ilgili çok yönlü bilgiler vermekte ve insanın, karakter eğitimi, yaşadığı ortam, sosyal nitelikler sebebiyle farklı bir kişilik kazandığını bize aktarmaktadırlar. Bu iki önemli kaynak, aynı zamanda onun nasıl bozulmaya uğradığını da açıklamaktadır. Öte yanda, insanın çeşitli felsefe ve ideolojiler ile, bu tabii özelliği olan fıtratın dışına çıkarak, bozulmaya ve insan dışı bir hale geldiği çeşitli örneklerle görülmektedir.
İnsanın iyi ve kötü yanlarıyla, aslında bir imtihan içerisinde bulunduğunu ve insan aklının da bu konuda, bir ölçü ile olayları değerlendirme konusunda önemli bir rol oynamakta olduğunu biliyoruz. Fakat, şu bir gerçek ki; insanın önüne doğru ve iyi bir yaşama değeri olmadan, neyin iyi; neyin kötü olduğunu bilebilme imkanı anlaşılamamaktadır. İşte, insanın insan yapacak olan husus da, bu değerlerin varlığı ve hayata aktarılmasıdır.
İnsan, nasıl bir aile ve çevre içinde yetişiyorsa, o sistemin içerisinde belli bir şahsiyet ve yaşama tarzına sahip oluyor. Hatta, iyi bir çevrede olsa bile, eğer yanlış eğitim ve yönlendirmeler içinde yetişiyorsa, kötü ve zararlı bir varlık haline gelebiliyor.
Çeşitli ideoloji ve yıkıcı hareketler, insanın yaratılıştaki iyi ve temiz özelliğinin bozulması ile ortaya çıkmakta ve bu durum, yeni problem ve olumsuzlukları beslemektedir. Bu yüzden, sistemlerin insanı iyi ve temiz özelliğe kazandırıcı ahlaki özelliğe sahip olması gerekiyor.
Sosyal ilimlerin, insan ve toplum odaklı bir özellik taşıması gerekirken, menfaat ve üstünlük sağlayıcı bir niteliğe kavuşması; iktisadi ve siyasi akımları, ayrımcı, çatışmacı ve insanı aldatıcı bir düzen kurma noktasına ulaştırmıştır. Günümüz sosyal ilimleri, insanı; fıtrat (yaradılış) özelliklerinden uzaklaştıran, güç ve menfaat yolunda çaba gösteren, kendini başkalarına göre üstün gören hastalıklı bir yapıya ulaştırmıştır.
Bugün sosyoloji, psikoloji, iktisat ve hukuk gibi, insan ve toplumları açıklamaya çalışan, onlara yol gösterici olması gereken ilimler, yanlış ve insanın tabii özelliklerini bozmaya çalışan doktrinler ve teoriler altında fayda yerine zararlı bir etki yapmaktadırlar. Modern ve seküler sistem altındaki bu ilimler, insanı tanımak yerine, onu ideolojik veya kimliksiz bir şekilde kurgulamaktadır.
Din ve ahlakın, gereksiz ve önemsiz olduğu empoze edilen bir dünyada insanlar; çeşitli ahlak dışı anlayış, tutum ve davranışlar içinde, başkalarına zarar vermektedirler. Bunlar; kıskanma, kandırma, hakaret, aşağılama, yalan söyleme, iftira atma, taciz etme ve hayatına kasdetme gibi suçlara yönelmektedirler.
Çünkü, insan iyi ve doğru işler ile hayatını sürdürmedikçe; yanlış ve zararlı tutum ve davranışlar içine tabii olarak girmektedir. Öyle ki, yanlış anlayış ve davranışlar, bir süre sonra o kişiye doğru ve normal bir davranış haline gelmektedir.
Bugün, dünyanın her yerinde kötülük, adeta bir sistem haline gelmiş ve bu yanlış yönelişler; insanları ruhen, davranış ve yaşama felsefesi olarak “insan dışı bir varlık” haline getirmiştir. Üstelik bu sistemler, sürekli zararlı tutumların üremesine ve çoğalmasına imkan hazırlamaktadır. Uyuşturucu, sapıklık, sömürü, gıdaların bozulması, iktisadi hayatta kandırmalar, siyasi hayatta yalanlar, insani ilişkilerde aldatmalar ve ilişkilerde makinalaşmış duygusuz insanlar giderek çoğalmaktadır.
Bütün bu gelişmeler, sistemin sadece menfaate, paraya, üstünlüğe, ahlak dışılığa ve kendini tanrı gibi hatasız gören insanlar yetiştirdiğini gösteriyor. Artık, insanların birbirine saygı göstermesi, birbirini düşünmesi ve birbirine yardım etmesi gibi davranışlar, neredeyse ortadan kalkmaktadır. Çünkü, insanlar; artık inanç ve ahlak değerleri ile değil, fayda, üstünlük, gösteri ve zevkçi bir hayata alıştırılmıştır. Artık, sistemin kendisi; kötülük ve suç üretmektedir. Her yeni doğan insan; bu yanlış sistemin çarkı içerisinde iyilik ve güzelliklere değil; yanlış, sapkın ve acımasız bir varlığa dönüşmektedir.
İnsanı, yeniden din ve ahlakın rehberliğinde, doğuşundaki temiz ve güzel fıtratına dönüştürecek bilgi, sosyal ortam ve eğitim ile bu badireden çıkarabilme ihtimalimiz bulunmaktadır. Ama, öncelikle bu anlayış ve duygunun, sahiplenilmesi gerekiyor.
Prof. Dr. Sami Şener
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-