islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0522
EURO
52,7141
ALTIN
6.711,05
BIST
14.594,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
17°C
İstanbul
17°C
Açık
Çarşamba Parçalı Bulutlu
19°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Yağmurlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
14°C

AKL-I SELİMİN BİR BENZERİ: ULU’L-ELBÂB

AKL-I SELİMİN BİR BENZERİ: ULU’L-ELBÂB
19/11/2025 09:15
A+
A-

AKL-I SELİMİN BİR BENZERİ: ULU’L-ELBÂB

 

Elbâb’, ‘lübb’in çoğuludur. ‘Lübb’; sözlükte her şeyin katışıksız özü, cevheri ve hakikatidir.

Allah (cc), ancak günah kirlerinden arınmış akılların idrak edebileceği hükümleri ‘ulu’l-elbâb’ ile ilişkilendirmiştir. (Bekara 2/269)

Bunun aslı ‘lebbe’ fiilidir.  Bu da hem gerekli ve sabit olana, hem de bir şeyin en kaliteli hâline veya en değerli yanına delâlet eder.

“Lebbe fülânün”; yani falanca kişi kirlerden, lekelerden uzak bir akıl sahib hâline geldi denilir. (el-İsfehânî, R. el-Müfredât, s: 673)

Buna aklın zekâsı da denilmiştir.

Her ‘lübb’ün aklı vardır ama her aklın ‘lübb’ü olmayabilir. Yani her derin kavrayış ancak akılla mümkündür. Ama bazı akıllılar derin kavrayış sahibi olmayabilirler.

Bu nedenle Kur’an, Allah (cc) indirdiği hükümleri ancak ‘lübb sahibi-ulu’l-elbâb’ kimselerin hakkıyla anlayabileceklerini söylüyor.

“Sezme, anlama ve bir şeyin mahiyetini kavrama gücü” anlamına gelen bu kelime, daha çok insanın derunî, vicdanî âlemine ve gönül dünyasına hitap etmek maksadıyla kullanılır.

Kaf 50/46. âyette geçen kalp bir çok müfessir tarafından lübb (derin anlayış sahibi yürek) veya canlı, işlevsel akıl diye anlaşılmış. Mesela; Mukâtil b. Süleyman, Tefsir, 3/273. el-Ferrâ, Z. Meâni’l-Kur’an, 3/80. Taberî, İbni Cerir, Câmiu’l-Beyân, 11/432. el-Cevzi,. Zâdu’l-Mesir, s: 1344. İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 3/378. Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2895.

Nitekim pek çok meal de bunu Türkçe’ye ‘akıl’ olarak aktardılar.

 

Kalıp olarak ‘ulu’l-elbâb’

Ulu’l-elbâb; lübbler sahibi, yani derin kavrayış, basiret, iz’an veya akleden kalbe sahip olmak demektir.

Kur’an’da çoğul olarak gelen bu ifade, sadece akla değil; akletme kabiliyetinin çıkış noktası olan tasavvurunun, sonra da akletme/aklı kullanma sürecinin tamamını, hatta  bu süreci yürüten yetileri (melekeleri) ifade ediyor diyebiliriz.

‘Lübb’ kelimesi akıl anlamında olmakla birlikte o sıradan bir akıl değil, akletmeyi bozacak etkenlerden/şaibelerden, kirlerden arınan öz ve salt, kaliteli akıldır, bir anlamda selîm akıldır. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 673)

 

-Kur’an’da ulu’l-elbâb

Bu konuya uyarıcı bir âyet meali ile başlayalım:

“… Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey ulu’l-elbâb (akleden kalb sahipleri), Allah’tan korkup-sakının (O’nu hesaba katarak davranın).” (Bekara 2/197)

Ulu’l-elbâb olmak, düşünen ve hakikate şâhit olan bir vicdan sahibi olmayı da anlatır. Hakka teslim olanlar, akl-ı selîm sahipleri işte bu duyarlı vicdanın sesini dinleyenlerdir.

Kur’an’da ‘lübb’ kelimesi tek başına geçmez. Ulu’l-elbâb ise onaltı âyette geçiyor.

Lübb sahipleri (ulu’l-elbâb), bir âyette dinî emirleri yerine getirenleri niteliyor.

“Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak ulu’l-elbab (akl-i selîm sahipleri) anlar.” (Ra’d 13/19)

Bu da ‘lübb’ün ne tür bir akıl olduğu konusunda bize bir fikir verir.

Akıl öncelikle şeyler arasıda bir ilişki, bağ kurma eylemidir. Akletme bu sürecin sonucunda sanki ‘lübb’ noktasına ulaşmaktadır.” (Beşer, F. Bilgi Fıkıh İctihat, s: 33-34)

Kur’an bazen akleden bir kalbe sahip olanlara (ulu’l-elbâb’a) hitap eder. Zira ancak onlar hak ile bâtıl arasını hakkıyla ayırdedebilirler. Eşyanın hakikati hakkında marifet sahibi olurlar, konuyu anlarlar.

Bu demektir ki âyetler üzerinde düşünüp, onların ötesindeki gerçeği ancak ilim, basiret (ulu’l-ebsâr), ulu’l-elbâb (derin kavrayış), ulu’n-nühâ (iyiyi kötüden ayırdıktan sonra kötü olandan yasaklayan, engelleyen akıl), iz’an sahibi olanlar anlayabilir.

“Bu örnekleri biz insanlar için vermekteyiz. Ancak bilenlerden başkası akletmez.” (Ankebût, 29/43)

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde (Âli İmran 3/190. Zümer 39/21. Bekara 2/164) akl-ı selim sahipleri (ulu’l-elbâb) için gerçekten açık ibretler, dersler vardır. Bu âyetlere bakan akıllı insanlar, onları yaratan Yüce Kuvvet’i idrak ederler.

Kısasta hayat olduğunu ancak ulu’l-elbâb (akleden bir kalbe) sahip olanlar anlarlar. (Bekara 2/179)

Kurtuluşun yolu aklı kullanmaktır. Kur’an bunu şöyle ifade ediyor:

“… Allah’tan hakkıyla korkup çekinin (sorumlu davranın) ey akıl sahipleri (ulu’l-elbâb), belki felaha erersiniz.” (Mâide 5/100)

Bundan önce geçmiş toplumların ve peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri (ulu’l-elbâb) için ciddi ibretler vardır. (Yûsuf 12/111)

Kur’an, ulu’l-elbâb sahipleri öğüt alsınlar, üzerinde düşünsünler diye gönderildi.

“İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.” (İbrahim 14/52)

Eyyûb’a (as) şifa ve çok nimet verilmesinin bir sebebi de akıl sahiplerinin ibret alması, ders çıkarması içindir. (Sâd 38/43)

Tevrat da akıl sahipleri (ulu’l-elbâb) için bir öğüt ve doğruluk rehberidir. (Mü’min 40/54)

Allah (cc) ulu’l-elbâb’a kendisinden hakkıyla korkup çekinmelerini emrediyor.

“Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ey iman eden akıl sahipleri (ulu’l-elbâb)! Allah’tan korkun. Allah size gerçekten bir uyarıcı (kitap) indirmiştir.” (Talak 65/10)

Ulu’l-elbâb Kur’an’da övülen ve müjdelenen kimselerdir.

“Tâğut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele.

İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri (ulu’l-elbâb) de onlardır.” (Zümer 39/17-18)

Dört âyette ulu’l-elbâb, tezekkür fiili ile birlikte kullanılıyor:

Kur’an’da verilen örnekler üzerinde ancak ulu’l-elbâb sahipleri tezekkür eder. Buna göre tezekkür (derinlemesine düşünme veya hatırlama), vicdan sahibi, derin kavrayışa ve işlevsel akla (ya da aklı-selime) sahip olan, basiretli kimselerin işidir. (Bkz: Bekara 2/269. Ra’d 13/19)

Kur’an’da muhkem ve müteşâbih âyetlerin yer almasının hikmeti veya Allah’ın âyetleri üzerinde ancak ‘ulu’l-elbâb’ sahipleri tezekkür ederler (düşünürler). (Âli İmran 3/7)

“Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, âhiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkârcı gibi) midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri (ulu’l-elbâb) bunları hakkıyla düşünür.” (Zümer 39/9)

Bir âyette de ulu’l-elbâb, tezekkür ve tedebbür fiilleri birlikte yer alıyor.

“Bu mübarek bir kitaptır. Onu sana indiriyoruz ki âyetleri üzerinde düşünsünler (tedebbür etsinler) ve akleden kalbe sahip olanlar (ulu’l-elbâb) düşünüp ders çıkarsınlar (tezekkür etsinler)!” (Sâd 38/29)

Bu demektir ki ulu’l-elbâb, tezekkür ve tedebbür arasında bağ vardır ve bunlar ulu’l-elbâb’ın akleden bir kalbin faaliyetidir.

Şu âyette ibret almak kalbe nisbet ediliyor:

“Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helâk ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?

Şüphesiz bunda (akleden bir) kalbi olanlar, şâhit olup kulak verenler için bir uyarı (ya da bir öğüt) vardır.” (Kâf 50/36-37)

Âyette lafzen “kalbi olanlar için” deniliyor. Söylemeya gerek yok ki, herkeste onun yaşamasını sağlayan yürek vardır. Ancak buradaki kalp, o yürek değil…

Düşünen, anlayan, idrak eden, ibret ve öğüt alan, yapılan uyarılara kulak veren bir kalp… Bu âyette söz konusu edilen kalp ile Hacc 22/46. âyette geçen akleden kalp aynı olsa gerektir.

“Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette kendisiyle akledecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, (baştaki) gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.”  

Akleden bir kalbe sahip olanlar, varlığın anlamını, hikmetini, sebebini ve bunun karşısında insanın konumunu anlamaya çalışırlar. Sonra varlığın boşuna yaratılmadığını anlayıp Var Eden’e teslim olurlar.

Ama kalbleri katılaşanlar (Bekara  2/74. Zümer 39/22) ve kalpleri Hakikate kapalı (Muhammed 47/24. Bekara 2/7) olanlar, bu örnekler ve âyetler karşısında duyarsız kalırlar. Bir anlamda akıllarını işletmezler, derinlemesine düşünmezler.

Hüseyin Kerim Ece

Yazarımız ‘’Hüseyin Kerim Ece’nin’’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA  ”Tıklayın”

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.