islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0098
EURO
52,8050
ALTIN
6.815,04
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
21°C
İstanbul
21°C
Açık
Pazartesi Açık
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
18°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C

ŞÜKRETMEYİ UNUTAN İNSAN

ŞÜKRETMEYİ UNUTAN İNSAN
06/12/2025 08:00
A+
A-

ŞÜKRETMEYİ UNUTAN İNSAN

“93 yaşındaki bir adam, hastalığı için yatırıldığı hastanede bir süre tedavi görüp iyileştikten sonra taburcu edilir.  Hastaneden çıkışı yapılırken, ondan solunum cihazını kullanma bedeli de istenir.  Bu sözü duyan yaşlı adam, ağlamaya başlar. Doktoru, onun  fatura yüzünden ağladığını düşünmüş olacak ki  ağlamaması için onu teselli etmeye çalışır. Bunun üzerine yaşlı adam, doktora şöyle der:

Ben ödemem gereken para için ağlamıyorum. Tüm masrafları ödeyebilirim,  benim için sorun değil. Siz benden solunum cihazı kullanma parasını isteyince birden aklıma şunlar geldi: Ben 93 yıldır Allah’ın havasını soluyorum ve O’na bir kuruş bile ödemedim. Bunun için ağlıyorum.  Siz benden hastanenin solunum cihazını bir günlüğüne kullandığım için  benden 500 euro istediniz. Buna göre benim Allah’a ne kadar borcum var biliyor musunuz?  Daha önce bunun için Allaha hiç teşekkür etmemiştim. Ağrısız ve hastalıksız olarak havayı özgürce soluyan kimse de bunu düşünmüyor ve bu hayatı ciddiye almıyor. Sadece hastaneye gelen ve solunum cihazını kullananlardan para alınıyor. Her gün nefes alıp, nefes veriyoruz, ama Allah’a hiçbir ücret ödemiyoruz.  Zaten O da bizden bir ücret  istemiyor, ama   bir teşekkür  bekliyor, fakat biz onu bile ihmal ediyoruz  Şimdi  anlıyorum ki Allah’a  sayısız teşekkür borçluyum ve şimdi O’na geç de olsa  sonsuz şükürler ediyorum!”

Ben bu hikâyeyi bir WhatsApp grubundaki paylaşımda okudum. İşte  o zaman 1960’lı yıllarda dersimize gelen Farsça hocamızın okuttuğu Sadi Şirazi’nin “Gülistan” atlı kitabında  yer alan, “İnsanın bir nefesinde iki şükür vardır.  Biri yaşamak için temiz havayı alırken yapılması gereken şükür, diğeri de  içimizde kirlenen havayı dışarı verirken lazım gelen şükür” sözünü hatırladım, bir de astım hastası olan  babamın, nefes almada zorlandığı için aylarca oksijen tüpüyle  yaşamasını ve  birkaç yıl önce  Covit 19’a  yakalanarak ağırlaşan hastaların nefes alıp vermede çektikleri ıstırabı. Bu, nefes alıp vermenin sağlığımız için ne kadar önemli  gerekli  olduğunu gözlerimizin önüne seriyor,  ama biz bunun farkında olamıyoruz.  Şayet Şirazi’nin dediği gibi nefes alıp vermede iki şükür  gerekli ise insanoğlu, nefes alıp verme de dahil Allah Teâlâ’nın  insana verdiği  sayısız nimetler için  ne kadar  şükretmesi gerekiyor ki O’na  karşı minnet  borcunu ödeyebilsin?

Şükür/teşekkür, “Yapılan bir iyiliğe karşı  duyulan kıvanç ve gönül borcunu anlatma”  olduğunu  biliyoruz. Diğer bir ifade ile  şükür, iyilik yapana minnet duyma, anlamına geliyor ve  bu minneti duyana da “şâkir/ şükreden” deniliyor. Minnet ise “Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma” veya “görülen iyiliğe karşı teşekkürde bulunmayı” ifade ediyor. Hz. Peygamber’in  de bu konuda şöyle dediği naklediliyor:

Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez.”[1]    

 “Allah’a şükretmeyen, insanlara da teşekkür etmez; insanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez. Allah’ın nimetini her zaman anmak şükür, bunu terk etmek ise nankörlüktür.[2]       Ayrıca  minnet kavramında, “yapılan iyiliği başa kakma” anlamı da bulunuyor ve bu anlam da Kur’an’da söyle  ifade ediliyor:

“(Bedeviler) Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak istiyorlar. De ki: “Müslümanlığınızı başıma kakmayınız. Bilakis, eğer doğru söyleyenlerden iseniz, imana eriştirdiği için Allah sizi minnet altında bırakır.”[3]

Bilimsel araştırmaların görüşlerini bir tarafa bırakıp sadece insanlar arasındaki ilişkilere bakarak bu konuda bir fikir elde edebileceğimizi düşünenlerdenim. Nitekim yaptığım gözlemlerden elde ettiğim sonuç şöyle:  Bir insan,- bu bir bilim adamı da olabilir veya  bir başkası da fark etmiyor- şayet  bir hata ve kusur işlemişse, tenkitten hakarete kadar  varan  bir eleştiri  yağmuruna tutulduğu; şayet  güzel bir iş yapmış veya  bir konuda başarılı olmuş ise  -istisnalar hariç- çoğu kimsenin onu takdir etmediği gibi  teşekkür etmeye de yanaşmadığı; daha açık bir ifade ile bu kimselerin, tenkit ve hakarette çok  cömert, takdir ve teşekkür de ise çok cimri  oldukları görülüyor. Bu da ister istemez insanın aklına haset duygusunu getiriyor.

Konu Allah’a teşekkür etmeye gelince bu durum, biraz daha karmaşık bir görünüm arz ediyor. Zira konunun bir değil, birden çok sebebi  bulunuyor.   Bu sebeplerden ilki, günümüz insanının doyumsuzluğu, elindekilerle yetinmemesi ve daha fazlasını istemesi ve en önemlisi de sahip olduklarını, sanki kendi gücüyle kazanmış gibi bir halet-i ruhiye içinde olmasıdır.   Bu konuda  Kur’an  bize  şu mesajı veriyor:

“(O gün savaşta) onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın, Allah attı. Bu, Allah tarafından inananları, güzel bir sınavla denemek içindir. Muhakkak ki Allah Semî’dir, Alîm’dir”.[4]

Bedir savaşı sonrasında bazı sahabenin bu savaşı kendi aralarında anlatırken “Ben filân filânı öldürdüm, ben şöyle şöyle yaptım” gibi konuşmalarla kendilerini övmeleri ve Allah’ın   bu savaşta onlara yaptığı yardımları ve iradesini görmemezlikten gelerek kazanılan zaferi  sadece kendilerine ait   kılmaları üzerine  nazil olduğu  nakledilmektedir[5]. Ayette geçen “Sen atmadın Allah attı” ifadesi ise gösterilen irade ve gayretinin ötesinde ilahî bir iradenin de  bulunduğunu, dolayısıyla bu savaşı sadece onların kendi güçleriyle kazanmadıklarını onlara hatırlatmaya yöneliktir.  Tıpkı  bu örnekte olduğu gibi kimi insan da başarısını sadece kendi emeğine bağlamakta, Allah’ın lütfunu unutmakta; “Rabbim nasip etti” diyeceği yerde, “Ben yaptım” diyebilmektedir. Bunun tipik bir örneği Karun’dur. Kur’an, onun bu duygusunu, “Karun, “Bu (servet) bana bendeki bilimden/bilgiden dolayı verilmiştir” demişti.” [6] Sözüyle açıklar.  Bu da Allah’tan müstağni olmanın[7], dolayısıyla da Allah’a şükretmemenin bir gerekçesi olmaktadır.

İkinci olarak  çoğu insan, sahip oldukları nimetin farkında değil. Gözleri görüyor; kulakları işitiyor; kalpleri atıyor; nefes alıp veriyor; yiyor, içiyor, uyuyor ve  uyanıyor,  ama bunları olağan sayıyor. Bir an için bile bu nimetlerden biri eksilse, o insanın dünyası  başına yıkılıyor. Bu da sahip olunan nimetlerin farkında olunmadığını/olunamadığını, hatta görmemezlikten gelindiğini gösteriyor.  Ne var ki insanoğlu, sahip oldukları nimetlere alışıyor ve bu nedenle de verilen nimet, sıradanlaşıyor; nimetin  sıradanlaşması da  şükrü unutturuyor.

Bu konuda Hz. Peygamber de şöyle bir uyarıda  bulunuyor: “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin. Ölüm gelmeden önce hayatın, hastalık gelmeden önce sağlığın, meşguliyet gelmeden önce boş zamanın, İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, Fakirlik gelmeden önce zenginliğin…”[8]

Üçüncüsü doyumsuzluk çağında yaşıyoruz. Reklamlar, sosyal medya, tüketim kültürü bizi sürekli daha fazlasını istemeye itiyor. Günümüzün insanı, tarihin hiçbir döneminde insanlığın sahip olmadığı kadar çok şeye sahip olduğu halde, mutlu ve huzurlu  değil.  Zira  bu insan, mutluluğu, sahip olduklarında değil,  sahip olmak istediklerinde  arıyor.  Bu nedenle de sürekli kendi hayat tarzı ile  başkalarının hayat tarzını mukayese etmekle meşgul oluyor.  Kimin daha iyi arabası, kimin daha güzel evi, kimin daha çok takipçisi var, bunları düşünüyor ve  hayatını, bir yarışa dönüştürüyor, sonuçta bu yarışı, hiç kimse kazanmıyor,  bu da insanın kendisini  eksik hissetmesine sebep oluyor,  dolayısıyla bu eksiklik duygusu  da ona şükretmeyi unutturuyor.

Dördüncü olarak insanoğlu, hayatın düz bir çizgide gitmediğini; inişli ve çıkışlı bir seyir takip ettiğini ve bunun da bir imtihan olduğunu unutuyor ve bu nedenle  başına gelen bazı tatsız  ve olumsuz olaylar karşısında  sabretmiyor, isyana kapılıyor.  Dolayısıyla sıkıntının bir imtihan, sabrın da  bir şükür olduğunu  düşünmüyor  veya  bilmiyor.  Bu da onun şükrünü  engelliyor.[9]

Bu insan,  “Andolsun, sizi biraz korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliği ile imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele.” [10] ayetini bilseydi veya bu ayetin verdiği mesajı dikkate alsaydı, Allah’a  isyan  etmeyecek, haline sabredecek ve bunun de bir çeşit şükür olduğunu idrak edecekti. Bu da şükrün  sadece  dil ile olmadığını,  aynı zamanda sabrın ve verilen nimetin, yerli yerinde kullanılmasının da bir şükür olduğunu  gösteriyor.

Sağlığı, iyilikte ve hayırda kullanmanın; malı ihtiyaç sahibiyle bölüşmenin  ve bilgiyi paylaşmanın da bir şükür olduğunu unutmamak gerekiyor. Nitekim  bu anlayışın bazı eserlerde de yansıtıldığını görüyoruz. Celaleddin Suyutî’ nin yazdığı “Kitabu’t Tehaddüs bi Ni’meti’llah/ Allah’ın Nimetini Anlatma Kitabı” adlı eser, bunun bir örneğini teşkil ediyor.  O, otobiyografi türünde olan eserinin ön sözünde, yazdığı bütün eserlerin  Allah’ın bir lütfu olduğunu ve  “Rabbinin nimetini anlat[11]  ayetinden ilham alarak kitabına  bu adı verdiğini  ve bunun da  tahdis-i nimet  anlamın da bir “şükür” nişanesi olduğunu ifade  ediyor.

Sonuçta Allah’a şükreden insan, O’na minnet borcunu ödemiş bir kul olarak hem huzurlu bir hayata kavuşmuş, hem de iç dünyasında bir denge kurmuş oluyor.  Zira hayatını dengeli yaşayan ve şükreden insanın gönlü genişlemekte; sahip olamadıklarını düşünüp  hüzünlü olarak yaşama yerine sahip olduklarıyla  yetinerek huzur bulmaktadır.

Ne var ki günümüzün insanı, sahip olduklarının minnettarlığını değil, sahip olamadıklarının  memnuniyetsizliğini yaşıyor ve abartıyor. Zira çoğu insan, ihtirasla sahip olduklarından daha fazlasını istiyor, dolayısıyla da  bir doyumsuzluk duygusu yaşıyor. Oysa Yüce Rabbimiz, Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz  muhakkak ki azabım pek şiddetlidir.” [12] sözü ile bu konuda  kullarını uyarıyor ve şükretmenin azı, çoğaltacağını; nankörlüğün ise çoğu, eksilteceğini haber veriyor.

Prof. Dr. Celal KIRCA

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

DİP NOTLAR

[1] Tirmizî, Birr, 35.

[2] Tirmizî, Birr, 35.

[3] Hucurat,49/17.

[4] Enfal, 8/17.

[5] Kurtubî, el-Camiu li Ahkam’il Kur’an, Beyrut 1965, 7/384.

[6] Kasas,28/78.

[7] Leyl,92/8.

[8] Buhari, Rikak,3.

[9] CharGPT’den de yararlanılmıştır.

[10] Bakara,2/155.

[11] Duha,93/11.

[12] İbrahim, 14/7.

Yorumlar
  1. Faruk dedi ki:

    Selamlar saygılar değerli hocam şükür konusunda güzel bir örnek özetleme yaptınız Elinize kaleminize sağlık Gerçekten insanoğlu’nun en fazla aldandığı noktada herhalde şükürsüzlük konusu olsa gerek Allah’ın sayısız verdiği nimetlerin farkında olmayıp tüketim çağında daha çok sahip olma daha çok tüketme arzusundan vazgeçemeyen insanların halini güzel özetlediniz sevgili peygamberimizin insanoğlunun “Evinin önünden akan altından İki nehir olsa bir üçüncüsünü İster.”hadisini hatırlatıyor, Oysa insan elindeki nimetlerin kalıcı olmadığını geçici olduğunu unutmasa Belki bu kadar hırs yapmaz Allah’a gerçekten şükretmek gerektiğini de bilincinde olur Ama insanoğlu herhalde günümüzün şartlarında düşünmeye fırsat bulamadan varlığını devam ettiriyor ve bir aldanışla bunun hep böyle gideceğini mi zannediyor desem o da fazla olur,Çünkü farkındalık kaybolmuştur bu tür yola girenler için Nimetin rızkın gerçekten nasıl geldiğini anlasa insan mutlaka şükürsüz adım dahi atmaz,kaleminize elinize sağlık ömrünüze kaleminize bereket hürmetlerimle değerli hocam.

  2. KEMAL METE dedi ki:

    Elhamdülillah…
    Gerçekten kıymetini bilemeyip, farkında olamadığımız o kadar çok nimetlere sahibiz ki.
    Bu yazınızla bir nebze olsun hatırladık.
    Allah razı olsun sayın hocam.

  3. Ali EKŞİ dedi ki:

    Eskiden beri hep anlattığım insanimizin da anlamamakta direndiği şükürsüzlük konusunu çok güzel izah ettiniz.. her nefesin iki şükrü vardır biri alırken diğeri verirken diyor efendimiz. Biz sadece nefes bazında düşünsek hiçbir amelimiz kullugumuz bu nefesin karşılığını ödeyemez diğer azalarımizin kıymetini yokluğunda anlıyoruz.rabbimizin buyurduğu çok az şükrediyoruz insan zalim ve cahildir.
    Mektep te iyi notları kendimize bilgimize mal edip kötü notları hocaya mal ederdik hoca hakkımı yedi bana kafayı takmıştı deriz dünyada da bütün başarılar bize ait kötülük hastalık fakirlik Allah tandır diyoruz.dediğiniz gibi kul a teşekkür etmeyen Allah a şükretmez. Şükürsüz bir toplumun berekeketi olmaz.rabbim şükredin artirayim diyor biz sahip olduklarimizin sanki kulluğumuz karşılığında olduğunu sanıyoruz. Rabbimizin merhametini rahmetini inayetini unututuyoruz.
    Bizleri tenvir eden hocamıza şükranlarımızi arz ediyoruz.

  4. Oaslan dedi ki:

    Muhterem Hocam, elinize emeğinize sağlık. Sizlere teşekkür ediyoruz. Ayrıca Bizden Bir’e pek çok şükür ve teşekkürü ifa edebileceğimizi bizlere hatırlattığınız için bir kez daha teşekkürler.

  5. Tekinataibis@hotmail.com dedi ki:

    Kaleminize saglık hocam

  6. Fetullah Dağistanlı dedi ki:

    Çok mükemmel görüş ve teşrifleriyle Allah razı olsun

  7. Ayşegül Ünal dedi ki:

    Kıymetli Hocam,
    yazınızı okuyunca şükredemediğim nimetlere gözümün önüne geldi. Aldığımız ve verdiğimiz nefes dahil , yaptığımız iyiliklerde dahi irade gayretimizin ötesinde ilahî bir iradenin de bulunduğunun şükrünü yaşadım. Allah razı olsun