islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

AHİRETE İMAN VE AHLÂKÎ TUTARLILIK SORUNU

AHİRETE İMAN VE AHLÂKÎ TUTARLILIK SORUNU
07/03/2026 09:00
A+
A-

AHİRETE İMAN VE AHLÂKÎ TUTARLILIK SORUNU

Dürüstlük, “insanın sözü ile davranışları arasındaki ahlâkî tutarlılığı”, diğer bir ifade ile söz ve davranış arasındaki uygunluğu ve birlikteliği ifade eder.  Bu nedenle dürüstlüğün, hem ahlak, hem de felsefede kişiliği yansıtan erdemli davranışlardan biri olarak ele alındığı ve bilim insanlarının ve düşünürlerin de bu konuya kafa yordukları; “Ahirete inandığı halde bir insan, neden dürüst olamıyor veya inanmadığı halde bir insan neden dürüst olabiliyor?” sorusuna  da bir cevap aradıkları görülüyor.

Kur’an’ın ise “İnsanlardan öyleleri vardır ki, ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; hâlbuki onlar iman etmiş değillerdir.” [1] ayetiyle iman iddiası ile davranış arasındaki   ilişkiye ve ahlâkî tutarsızlığa; diğer bir ifade ile söz ile davranış arasındaki uyumsuzluğa dikkat çektiği ve “Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?”[2]ayetiyle de bu uyumsuzluğu kınadığı biliniyor.

Ahirete inanmak, insanı dürüst ve ahlâklı olmaya teşvik etse ve ona bu imkânı sağlamış olsa da bu inanç onu otomatik olarak dürüst ve ahlaklı yapmıyor; ayrıca insanın bu inancını bilinç  düzeyine ulaştırması da icap ediyor. Zira bilinç düzeyine ulaşmamış veya ulaştırılamamış bir bilgi eyleme dönüşmüyor. Bir bilginin eyleme dönüşebilmesi için de sahip olunan kavramın içselleştirilmesi ve kişiliğe dönüştürülmesi gerekiyor. Bu nedenle bir insan, Müslüman kişiliğine ulaşmadan sadece Müslüman kimliğine sahip olmakla çoğu kere ahlaklı ve dürüst olamıyor veya dürüst kalamıyor.

Daha açık bir ifade ile bilgisini,  ancak bilinçli bir kişiliğe dönüştürebilen Müslüman, imanını  eyleme dönüştürme imkanına sahip olabiliyor. Bir diğer deyişle dürüst olmayan insanın temel sorunu, ahiret inancına sahip olmayışı değil; ahiret inancını bilinç düzeyine ulaştıramamış ve bu inancını iradeli bir davranışa ve ahlâkî sorumluluğa dönüştürememiş olmasıdır.  Dahası Yüce Yaratıcının fıtratına koyduğu cüz’î iradesini, kötülüğe kullanmada bir sakınca  görmeyişi ve  “Nasıl olsa tövbe ederim” düşüncesine de sahip oluşudur.

Bu da bir anlamda “Müslüman olduğunu söylediği halde neden bazı kişiler dürüst olamıyorlar?” sorusunun da bir cevabıdır.  Bu nedenle inancını, kişilik Müslümanlığına    dönüştürememiş bir kimliğin, insanı bilinçli eylemlere gereği gibi sevk edemediğini göstermektedir. Bu durumda Müslüman, ahirete inandığını söylese de çıkarları söz konusu olduğunda, inancını değil de menfaatini tercih edebilmektedir.

Nitekim Kur’an’ın  bu konuda “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür; kim zerre kadar şer yapmışsa onu da görür”[3]  sözüyle insanları uyardığı; onlara sorumluluğunu ve bir gün yaptıklarının hesabını vereceklerini hatırlattığı ve onlardan bu bilinçle  hareket etmelerini istediği anlaşılmaktadır.  Dolayısıyla bu bilince sahip insanlarda ahiret inancının etkili olduğu görülmektedir.  Bu nedenle zerre miktarı da olsa  bir gün yaptıklarının hesabını verme inancı, insanı kötülüklerden alıkoymaktadır. Çünkü  bu bilince sahip insan, imanın yalnızca zihinsel bir kabulden ibaret olmadığını, aynı zamanda hayata yansıyan ve yansıtılması gereken bir  davranış ve varoluş biçimi olduğunu idrak ediyor ve buna göre  davranışlarını  ayarlıyor.  Bu bilince  ve Kur’an kültürüne  sahip olan insan, ahlâk üretmeyen imanın, Kur’an terminolojisinde problemli bir iman türü olarak görüldüğünü  ve “İman henüz kalplerinize girmedi.”[4] veAllah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata yönel.[5]  ayetlerinin de bu konuyla ilişkili olduğunun  farkında oluyor. Nitekim Hz. Peygamber’in iman-ahlak ilişkisini ifade eden  “Hayâ, imandandır.”[6] Ve  “Ahde vefa, imandandır.”[7] Sözleri de  bu konuya  bir açıklık getiriyor.

Onun  şu sözleri de  ayrıca bize önemli  mesajlar  veriyor:  “Müminlerin iman bakımından en olgunu, ahlakı en güzel olanıdır.”[8] “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların selâmette olduğu kimsedir. Mümin de insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir.”[9]; “Sizden biri, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz.”[10] ;“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle bunu onaylamasın/ buğz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” [11] ; “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin; Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin; Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”[12]  .

Bu hadislerden de imanın sadece bir sözden ibaret olmadığını, aynı zamanda davranışlara da yansıtılması gerektiğini ve böyle bir davranışla imanın olgunlaşabileceğini anlıyoruz.  Nitekim imanı olgunlaşmış kişilerin,  hem insanlar arasında hem de kimsenin olmadığı ve görmediği yerlerde,  onları doğru iş yapmaya, yaptığı işi doğru yapmaya ve dürüst olmaya sevk ettiğini  görüyoruz.

Ahirete inanmadığı halde dürüst olan insanların ise bu dürüstlüğünün fıtrî yetiler, vicdan, şartlar, fayda ve sosyal denetimle doğrudan ilişkili  olduğu ve  bu olgunun  da insanın, “fıtrat üzere yaratıldığı” [13]  ayeti ile de tam bir uyum içinde  bulunduğunu; dolayısıyla dürüstlüğün  sadece inanca  bağlı bir  davranış olmadığını, aynı zamanda insanın fıtrî yetilerine ve vicdanına da bağlı olduğunu  gösteriyor. Nitekim  ahirete inanmayan insanların, sahip olduğu  fıtrî yetileriyle dürüstlüğün bireysel ve toplumsal fayda  sağladığını fark ettiği ve  bu nedenle de dürüst olmayı tercih ettikleri biliniyor. Bu da dürüstlüğün sadece ilkesel değil, aynı zamanda dünyevî sonuçlara dayanan rasyonel bir zemine de sahip olduğunu ve insanın kişiliği ile doğrudan ilişkili bulunduğuna da işaret ediyor. Burada belirleyici olan,  insanın dürüst olmayı, ahlâkî zeminde içselleştirip içselleştirememesidir. İçselleştirebilenler, dürüst oluyor ve dürüst kalıyor;  içselleştiremeyenler ise bundan  mahrum oluyor.

Sonuç olarak Müslümanın dürüst olamamasının nedeni ahirete inanmaması değil, bu inancını içselleştirip hayatının merkezine taşıyamaması; bir yaşam bilincine  ve bir hayat felsefesine dönüştürememiş olmasıdır.  Zira ahiret inancı, bir  insanda sadece bilgi düzeyinde kaldığı sürece onda  sorumluluk duygusu ve hesap verme bilincinin  gelişmediği;  dolayısıyla bilgi düzeyinde kalan bu inancın da onun davranışlarına  yansımadığı  görülmektedir.  Nitekim bilinç düzeyine ulaşmamış  böyle bir inancın, güç, çıkar veya statü ile çatıştığında çoğu kere etkili olamadığı; buna karşılık  bilinç düzeyine  ulaşmış  imanın ise insanı  derinden  etkilediği  ve onu  kötülüklere karşı koruduğu ve  onu   daima dürüst  olmaya  sevk ettiği müşahede  edilmektedir. Nitekim “Ey Peygamber!) Bedevîler; “İnandık” diyorlar.⁶ De ki: “Siz (henüz) inanmadınız, fakat (zahiren) ‘teslim/Müslüman olduk’ deyiniz. Çünkü iman henüz kalplerinize yerleşmedi[14]  ayetinden Bedevîlere olduğu kadar, bize de bir mesaj verdiğini anlıyoruz.

Dipnotlar

[1] Bakara 2/8.

[2] Saf, 61/2

[3] Zilzâl 99/7-8.

[4] Hucurât 49/14.

[5] Rûm,30/30.

[6] Buhârî, İman, 16.

[7] Hâkim, Müstedrek, I,/20.

[8] Tirmizî, Radâ, 11.

[9] Tirmizî, İman, 12.

[10] Buhârî, İman, 7.

[11] Müslim, İman 78.

[12] Buhârî, Edeb, 31.

[13]Rûm, 30/30

[14] Hucurât, 49/14

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. KEMAL METE dedi ki:

    Dinimizin ahlaki yönlerini ele alan yazılarınızdan çok istifade ediyoruz sayın hocam. Allah razı olsun.

  2. Faruk saban dedi ki:

    Değerli hocam selamlar, çok güzel bir şekilde hayatımızın düzenli, tutarlı çevremizde insanlara faydalı ve zarar vermeyen anlayışın oluşması yaşanması bu hususları uygun tarzda kurgulanmış olması gerektiriyor,Burada değindiğiniz her bir husus çok hayati ve insanî medeni çevrede olması gerekenleri,İnşallah bunu benimseyen yaşamaya çalışan hayırlı nesil inşa edilebilir,güzel rehberliklerle,Aslında insanoğlu özellikle de müslümanlar sâlim kafayla kur’an’ın uyarılarını biraz kafa yorganlar doğuda batıda herkese lazım olan üstün değerleri görebileceklerfir Fakat hevesler,ihtiraslar ve doyumsuzluklar insanı maalesef inatçı hırslı ve azgınlıkla yanlışlara,isyanlara hayatın geçici olduğunu bilmesine rağmen devam etmesi de çok büyük bir çelişki demek ki insan da böyle bir tuhaf varlık! Değerli hocam kaleminize sağlık,Rabbim ömrünüzü, ilmimize bereketle güzel faaliyetler içerisinde devam etmeyi nasib eylesin.

  3. Recep OĞUR dedi ki:

    Hocam, konuyu, daha doğrusu problemi olan kadar güzel tespit etmiş ve ele almışsınız ki sadece sizin bu yazdıklarınızı okusun ve uygulsın müslüman olanlar ve bir adım da ilerisi aşamaya geçebilenler, yani iman edenler, sanırım güzel bir toplum olmak için yeterli olacaktır. Konuyu ayet ve hadisler ile o kadar güzel açıklamışsınız ki üzerine artık başka söz söylenmez.
    İLGİ-BİLGİ- İDRAK-İÇSELLEŞTİRME-İCRA…
    Kaleminize sağlık hocam. Sağlıklı huzurlu mutlu günler dilerim.

  4. Ali EKŞİ dedi ki:

    Camide vaaz ediyordum.ahireti anlatırken dünyada yapıp ettiklerimizin kameraya alındığını ahirette bize oku kitabını dendiğinde elimize verilen kitapta her şeyin yazılı olduğunu görünce çok şasiracağimizi dehşete düşeceğimizi anlatmıştım.namazdan sonra rizeli bir genç geldi yanıma..hocam kamaraya alindi dedun ha bu bizum bilduğumuz kamerami..dedi.
    Evet dedim ondan daha hassas bir kamera kör noktası yok..
    Uyyy dedi hemşerim..desana yanduk!!!..
    Modern çağda ahiret varlığını daha iyi anlıyoruz. Mevcut aletler zihnimizi ufkumuzu açıyor.
    Kuran yapıp ettiklerinizden hesaba çekileceğimizi bildiriyor. Bu bilinç insanı durduruyor temkinli olmaya zorluyor. Allah biliyor görüyor hesabını vereceksin..ihtari düşüncesi bizi kötülükten uzaklaştiriyor.
    Peygamber efendimiz kabirleri ziyaret edin tavsiyesini bir faydası da insan eninde sonunda buraya gelecek kabire ancak iyi amellerin seninle olur.dunyada yaptıklarının orada ve ahirette hesabını vereceksin ikâzini aynel yakîn idrak eder.bütün bunları hocamızın ısrarla vurguladığı kuvvetli bir içselleştirme sağlam bir imanla kazana bilir insan..yaptığının yanında kalmayacaği yarına kalır ama yanında kalmayacaği bilinci insani kötülüklerden alıkoyar dünyayı yaşana bilir kılar

  5. Kemal Türksoy dedi ki:

    Değerli hocam,
    İslamın en temel konusunu işlemişsiniz. Zihninize kaleminize sağlık.Müslümanların yaşadığı bir ülkede doğup büyümek kişinin Müslüman sıfatını taşımasına vesile oluyor.Ölünce Müslümanlara yapılan uygulamaya tabi tutuluyor.Belirttiğiniz gibi kimlik kazanmakla kişilik kazanmak ayrı şeyler.Kimlik herkeste aynı sıfatı taşımayı sağlıyor. Kişilik olması gerekeni sağlıyor.Davranış güzelliği kişilik sahibi olmada…Dışarıdan gözlemlendiğinde aynı gibi görülse de farklılık yaşamla belirginleşiyor. Tasavvuf ehli İslam gal dini değil hal dinidir der.Sözle Müslüman sıfatı kazanılmıyor. Yaşantı ile ortaya çıkıyor. Onun için büyüklerimiz bir kişiyi tanımak için; ya alış veriş yapacaksın ya da yolculuk yapacaksın demişler.Dünyalık tutkusu kişiliğini ortaya çıkarıyor.Ahirete iman eden hesap vereceği bilinci ile davranır.Günümüzde alış verişlerde ulu orta ikna etmek için Allah adı anılarak yeminler ediliyor.Büyük müctehit Ebu Leys; haklı olsan bile mahkeme önünde Allah adı anılarak yemin etmekten kaçınan insanlardan söz eder.Hesabını yarın nasıl vereceğim kaygısı taşıyanlardan bahseder.Ahirete iman eden ölüm ötesini kazanmanın asıl olduğunu bilir ve ona göre yaşar.Asıl mutluluğun ahireti kazanmada olduğunu bunun için de Kur’an’ın belirttiği şu dört sınıf insan arasına girmeyi hedefler: Nebiler, doğru olanlar, şehitler ve Salih insanlar.
    Mevlam cümlemizi bu güzel hedefe göre yaşayanlardan kılsın.Selam ve saygılarımla…