
Allah’ın sünnetullah’ı/kozmik yasası adalettir. İlâhî adalet ve dengenin eseri olan kainattaki bu mükemmel sistem, cosmosu, düzeni, uyumu ifade eder ki, (Mülk, 67/3) zıddı kaostur, çöküş, bitiş ve tükeniştir.
Cosmos, ilahi sistemin bu mükemmel işleyişinde hiçbir tesadüfe, müdahaleye ve tecavüze izin vermez. (Fatır, 35/43; Ahzâb, 33/62; Fetih, 48/23)
Evrende ve varlıklarda her şeyin bir yeri, değeri ve sorumluluğu vardır. Ve evrendeki her şey kendi yerine, kendi değerine ve kendi sorumluluğuna razıdır. Ya insan?
İşte adalet, Allah’ın tam da her şeyi yerli yerince var etmesi, kozmik yasa/sünnetullah üzere yönetmesidir. Hiçbir şey başkasının yerine geçmez, geçemez. Eğer geçerse kainatta kaos, bedende tümör/kanser olur. İşte Allah’ın koyduğu bu mükemmel sistem, onun adaletidir, yasasıdır, kaderidir. Buna müdahale ise ilâhî yasaya baş kaldırmadır, isyandır. Zira bir şeyi yerinden etmek, cevru cefanın, kaosun, zulmün ta kendisidir.
Mutlak adaletini, değişmez, sarsılmaz ve bozulmaz statik yasası/sünnetullahı ile (Fatır, 35/43) kesintisiz, muhteşem bir ahenk ve düzene oturtan Allah, dinamik/değişken irade sahibi insana, adaleti emrederken; aynı ahengi, düzeni, stabil dengeyi, yaşamımızda bizden de istemekte ve beklemektedir.
“Haberiniz olsun ki, Allah adaleti, ihsanı/iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici, yüz kızartıcı fahşayı/hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar; size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı hatırlayasınız diye.” (Nahl, 16/90)
Adalet, borcunu vermek, alacağını istemektir; görevini dürüstçe yaparak hakkını almaktır. İhsan ise, Allah’ı görüyormuş bilinciyle, O’nun gözlem ve denetimi altında sorumlu ve duyarlı yaşamaktır.
Adalet, genellikle düzen, denge, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, Takvaya/sorumluluğa yönelme, doğru-dürüstçe karşılıklı hak-hukuka saygı gösterme, tarafsızlık ilkesi ile kendimizi, çevremizi ıslah ve düzeltme, eğri bir yoldan doğru bir yola yönelme, yapıp ettiklerimizi tartma ve dengeleme anlamlarına gelir.
Ve bir gün herkes yaşayacak. Ya aldığı duaları, ya aldığı ahları.
Zira İlahi adalette zaman aşımı yoktur. O bir gün mutlaka tecelli edecektir. İnsan sevdiği kadar sevilir, üzdüğü kadar üzülür. Bu bir beddua değil, İlahi adalettir.
Herkes ektiğini biçer, ettiğini bulur, ve’s-selam.