islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
26°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C

VİCDAN VE İNSAN RUHUNUN MİMARİSİ: KENDİYLE YÜZLEŞMENİN ONTOLOJİSİ

VİCDAN VE İNSAN RUHUNUN MİMARİSİ: KENDİYLE YÜZLEŞMENİN ONTOLOJİSİ
30/06/2026 10:49
A+
A-

VİCDAN VE İNSAN RUHUNUN MİMARİSİ: KENDİYLE YÜZLEŞMENİN ONTOLOJİSİ

1. Bölüm: Varlık Katmanları ve İnsanın Ontolojik Yapısı

Varlığın çok katmanlı yapısı ile insanın çok katmanlı yapısı arasında birebir bir ilişkinin varlığı tartışılmaz görülmektedir. ‘İnsanın küçük evren, evrenin büyük insan’ olarak betimlendiği bir zeminde varlıktaki çoğul yapının insanda da mevcut olduğunu söylemek doğru olana isabet ettirir. Ayrıca kişinin kendisini gözlemesi, kendi iç hiyerarşisini fark etmesi, kendi içindeki farklılıkları kavraması da bu çoğul yapıyı işaret eder. sevgi, nefret ve bir çok duygusal veya fenomenal olaya karşı farklı tepkilerin verilebildiği bir zeminde bu çoğul yapı kendisini göstermektedir…

İnsanın varlık âlemindeki konumunu anlamak, öncelikle onun çok katmanlı yapısını kavramayı gerektirir. İnsanın Rabbiyle kurduğu ilişki, sadece teolojik bir bağ değil, aynı zamanda onun kendisiyle, diğer insanlarla ve doğayla kurduğu tüm ilişkilerin kurucu zeminidir. Bu ilişki ağı içerisinde insan tanımı yapılırken, onun “külli varlığı” içindeki çoğul yapısı dikkate alınmalıdır. İnsan, kendi içinde bir “öteki” ile ilişki kurabilen bir varlıktır; bu da onun içinde bir çoğulluğun barındığının en somut kanıtıdır.

Bu çoğulluk, insanın yaratılış sürecindeki “özü” ile yeryüzündeki “mevcudiyeti” arasındaki farktan doğar. Geleneksel tabiriyle Zat, Hüviyet, (Şahsiyet) ve Enniye (benlik/ego) kavramları bu katmanları açıklar:

Zat: İnsanın yeryüzüne inmeden önceki, asli ve ilahi katmandaki değişmez gerçekliğidir.

Hüviyet (Şahsiyet): insanın asli özü ile yeryüzündeki varlığını aynı zeminde buluşturan ve ona göre şekil alan bir özellik taşır. Bu asli özün yeryüzündeki varlık kazanmış halidir. İnsanın yeryüzünde somutlaşan, ahlaki ve hukuki sorumluluk alan karakteridir.

Enniye (Benlik/Ego): Dünyevi özelliklerin; arzuların, tutkuların ve sahiplik duygusunun merkezidir. Varlıkla ilişkiyi ve iletişimi sağlayan, tavır aldıran ve tepki gösteren bir boyut olarak öne çıkmaktadır. O yüzden Ego disipline edilmeli ve dizginlenmelidir. Bu dizginlenmeyi şahsiyet üzerinden yapmak ve zat ile bağlantılandırmak onu asli zeminine yaslandırmış olur. 

İnsanın yeryüzüne gönderilmesi bir imtihan sürecidir ve bu süreçte insanın asli amacı, kendi özündeki o ilahi gerçekliği koruyarak yeryüzünde varlığını ikame etmesidir. Bu noktada şahsiyet, zat ile enniye/ ego arasında kilit bir rol oynar.

2. Bölüm: Bir Hakem Olarak Vicdan ve Benlikle Yüzleşme

İnsan, kendisiyle olan hesaplaşmasını ve yüzleşmesini ancak ‘vicdan’ aracılığıyla gerçekleştirebilir. Vicdan, hem kalbin hem de ruhun duygusal bir zemin olarak varlık kazandığı, somut karşılığı olmayan ama ahlaki tezahürleri en güçlü olan alandır. Bir insana “vicdanlı” dediğimizde, onu sıradan çıkarların ötesine taşırız; onun yalan söylemeyeceğine, haksızlık etmeyeceğine ve kötülüğe kapı aralamayacağına dair bir güven tesis ederiz.

Vicdanın en temel fonksiyonu, Enniye (benlik) ile Şahsiyet arasındaki ilişkide bir “hakem” rolü üstlenmesidir. Benlik; doğası gereği dünyevi zenginlik, şan, şöhret, makam ve mevki peşinde koşar. Vicdan ise bu arzuların hangi meşruiyet dairesinde gerçekleşeceğini belirleyen bir süzgeçtir. Eğer vicdan, benliği sürekli sorgular ve onu arınmaya (tezkiye) davet ederse, ortaya adaletli, hakkaniyetli ve ahlaklı bir insan çıkar. Vicdan, insan özünün/Zatının hakikati üzere kendi çoğul yapısını bu öze uygun şekilde yaşamasını sağlamak için soyutlama kabiliyeti ile beslenmiş ve hakikat ve tezahürünün farkındalığına sahip Zat’ın özünün objektif bir koşul ile kendi çoğul yapısını denetlemesine zemin oluşturur. 

Buradaki ilişki iki yönlüdür:

1. Aşağıdan Yukarıya: İnsanın kendi iradesiyle vicdanına yaslanması, benliğini disipline etmesi ve bir ahlak inşa etmesi, Rabbiyle kuracağı ilişkinin mahiyetini belirler.

2. Yukarıdan Aşağıya: İlahi rıza ve zat ile kurulan ilişki, şahsiyetin gücünü artırarak onun benlik üzerindeki hâkimiyetini sağlar. Şahsiyetin gerçek gücü, dünyevi unsurlardan değil, “yukarıdan”, yani zat ve Ulûhiyet ile kurulan ilahi rıza eksenli bağdan gelir.

3. Bölüm: Sonsuzluk Arzusu ve Ahlakın Somutlaşması

İnsanın en temel özelliklerinden biri, sürekli “bir fazlasını” istemesidir. Bu bitmek bilmeyen arzu; mal, mülk, makam veya tanınma isteği şeklinde tezahür edebilir. Ancak bu durumun ontolojik bir sebebi vardır: İnsana ilahi bir ruh üflenmiştir ve o, kendi özündeki sınırsızlığı/sonsuzluğu bilmektedir. Yeryüzündeki sınırlılıklar içerisinde var olan insan, ruhundaki o enginliği aradığı için dünyevi sınırları hep aşmak ister. Bu arayış imtihan ölçeğinde negatif veya pozitif/iyi ve kötü boyutlara sahiptir. 

Bu sınırsız olma isteğini dünyada dengeleyecek ve ahlaki bir zemine oturtacak yegâne unsur ‘vicdani ahlaktır’. Modern psikoloji dahi artık bu manevi süreci ve ahlaki olgunlaşma aşamalarını keşfetmeye başlamıştır. İnsanın şahsiyeti, ancak bir tecrübeler silsilesi ve olgunlaşma süreciyle inşa edilebilir. Bu inşa süreci statik değil, sürekli güçlendirilmeye ve derinleştirilmeye açık bir yapıdadır.

Sonuç olarak, vicdanın güçlenmesi insanın somut ahlaki eylemleriyle doğrudan ilişkilidir. Haramlardan sakınmak, helallere yönelmek, iyiliği çoğaltmak ve kötülüğe karşı durmak gibi somut çabalar vicdanı besler. Güçlü bir vicdan, benliğin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlar ve insanın Rabbiyle kurduğu “ilahi rıza” ilişkisinin hayatın her alanında belirleyici fonksiyonunu sürdürmesine vesile olur. İnsanın kendisiyle kurduğu bu derin ilişki, nihayetinde başkalarıyla ve doğayla kurduğu ilişkinin de niteliğini belirleyen yegâne ölçüttür.

İnsan, kendi çoğul yapısını bütünlük içinde idrak ederek bunu şuura dönüştürebilmesi ile kendi Şahsiyetini inşa eder. Böylece sürekli kendisini dışarıdan denetleyecek bir vicdan ile kendi muhasebesini yaparak daha iyiye ve doğruya yönelik hakikat ile sahici bir bağ kurarak kendi varlığının ilahi amacını gerçekleştirme yolunda emin adımlarla yürümeye başlayacaktır. 

Abdülaziz Tantik

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.