islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1648
EURO
53,9432
ALTIN
6.056,88
BIST
13.976,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
32°C
İstanbul
32°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

MUHAFAZAKÂR İKTİDAR TARİHİ BİR TERCİHLE KARŞI KARŞIYA

MUHAFAZAKÂR İKTİDAR TARİHİ BİR TERCİHLE KARŞI KARŞIYA
02/07/2026 10:20
A+
A-

MUHAFAZAKÂR İKTİDAR TARİHİ BİR TERCİHLE KARŞI KARŞIYA

Türkiye yeni bir anayasa tartışmasının eşiğinde bulunuyor. Bu tartışma yalnızca hukuk metinlerinin yeniden düzenlenmesi meselesi değildir. Aynı zamanda toplumun hangi değerler üzerine yükseleceği, hangi ilkeleri esas alacağı ve geleceğini hangi referanslarla inşa edeceği sorusudur. Özellikle uzun yıllardır muhafazakâr kimliğiyle siyaset yapan ve geniş ölçüde dindar seçmenin desteğiyle iktidarda bulunan bir yönetim açısından bu süreç, siyasi olduğu kadar ahlaki ve tarihî bir sorumluluk anlamına da gelmektedir.

Yaklaşık çeyrek asırdır muhafazakâr seçmenin desteğiyle iktidarda bulunan siyasi irade, toplumun dinî hassasiyetlerini önceleyen bir söylem geliştirmiş, milyonlarca seçmen de bu söyleme güvenerek destek vermiştir. Bu nedenle yeni anayasa tartışmaları başladığında, muhafazakâr kesimlerin beklentilerinin gündeme gelmesi doğal bir durumdur. Bu beklentilerin nasıl karşılanacağı ise anayasa yapım sürecinde tartışılacak temel meselelerden biri olacaktır.

Ancak Müslümanlar açısından mesele yalnızca yeni bir hukuk metni hazırlamak değildir. Esas mesele, hayatın hangi inanç ve hangi hakikat üzerine bina edileceğidir. Çünkü tevhid inancı, Allah’ın yalnızca ibadet edilen ilah değil; aynı zamanda hüküm koyma ve nihai otorite sahibi olduğuna iman etmeyi de içerir. Bu bakımdan birçok Müslüman, yeni anayasa tartışmasını sadece siyasi bir reform değil, aynı zamanda inanç ve hayat tasavvuru bakımından önemli bir eşik olarak değerlendirmektedir.

Geçmişte anayasa değişiklikleri için yapılan referandumlarda muhafazakâr seçmenin önemli bir bölümü “evet” oyu kullanmış, bu desteği İslami düzen beklentisiyle ilişkilendirmiştir. Elbette her seçmenin tercih gerekçesi aynı değildi; farklı siyasi ve hukuki değerlendirmeler de bulunuyordu. Ancak dindar çevrelerde, anayasal düzenlemelerin zaman içinde kendi değer dünyalarını daha fazla yansıtacağı yönünde bir beklenti oluştuğu da inkâr edilemez.

Bugün gelinen noktada temel soru şudur: Yeni anayasa hangi değerlerden beslenecektir? Sadece mevcut sistemin teknik eksiklerini gideren bir metin mi hazırlanacaktır, yoksa toplumun inanç dünyasını, ahlaki değerlerini ve özellikle Müslüman halkın tevhid eksenli beklentisini de dikkate alan yeni bir toplumsal çerçeve mi ortaya konacaktır?

İslam’a inananlar açısından egemenliğin mutlak sahibi Allah’tır. Bu inanç, tevhidin ayrılmaz bir parçası olarak görülür. Bu sebeple birçok Müslüman, hayatı düzenleyen temel ilkelerin insan iradesinden bağımsız olarak vahyin rehberliğinde şekillenmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu anlayışa göre adalet, hak, emanet, can ve mal dokunulmazlığı, inanç hürriyeti, kul hakkının korunması ve kamu düzeni gibi temel esaslar ilahî ölçülerden beslenmelidir. Yeni anayasa hazırlanırken bu ilkelerin göz ardı edilmemesi gerektiği yönündeki talep de bu inanç anlayışının bir yansımasıdır.

Bu perspektiften bakıldığında İslam, yalnızca bireysel ibadetleri düzenleyen bir din değil; aynı zamanda adalet, ehliyet, liyakat, emanet, yolsuzlukla mücadele, yetimin korunması, fakirin gözetilmesi ve kamu malının titizlikle muhafaza edilmesi gibi temel ilkeleri ortaya koyan kapsamlı bir hayat nizamı olarak görülmektedir. Bu nedenle bu görüşü benimseyenler, anayasanın da bu ilkelerden ilham alması gerektiğini ifade etmektedir.

Müslümanların anayasal beklentisinin merkezinde herhangi bir etnik üstünlük, sınıfsal ayrıcalık veya belirli bir grubun menfaati bulunmamaktadır. Beklenti; Allah’ın adaletini esas alan, inanan-inanmayan, Müslüman-gayrimüslim bütün insanların temel haklarını güvence altına alan, zulmü reddeden, hukuku üstün tutan ve insan onurunu koruyan bir düzenin inşa edilmesidir. Bu nedenle dile getirilen “İslam’ı referans alan anayasa” çağrısı, savunucularına göre yalnızca Müslümanlar için değil, toplumun tamamı için adalet merkezli bir hukuk anlayışını ifade etmektedir.

Muhafazakâr iktidarın önünde bugün tarihî bir tercih bulunmaktadır. Eğer hazırlanacak yeni anayasa yalnızca mevcut düzenin bazı maddelerini değiştiren teknik bir metin olarak kalırsa, yıllardır değişim beklentisi taşıyan seçmenlerin bir kısmı açısından bunun yeterli görülmeyeceği açıktır. Buna karşılık, tevhid inancının ortaya koyduğu adalet anlayışını esas alan, Allah’ın mutlak egemenliğine iman eden Müslümanların beklentilerini de dikkate alan bir anayasa yaklaşımı ise bu kesimler tarafından tarihî bir adım olarak değerlendirilecektir.

Bu nedenle kamuoyunda dile getirilen “Yeni Anayasa İslam Olmalı” sloganı, yalnızca bir siyasi tercih değil; onu savunanlar açısından Allah’ın hükmünü ve tevhid inancını hayatın merkezinde görme arzusunun bir ifadesidir. Bu çağrı, anayasa tartışmalarında dile getirilen farklı önerilerden biridir ve kamuoyunda tartışılmaktadır.

Belki de bugün tartışılan en önemli mesele şudur: Yeni anayasa sadece yeni maddelerden oluşan bir metin mi olacak, yoksa tevhid ekseninde adaleti, emaneti ve insan onurunu merkeze alan yeni bir istikamet mi ortaya koyacaktır? Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkileyecektir.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    İktidarların adil ve büyütn vatandaşlara eşit msafede bir yönetm sergiemsi için bunun ille de yazılı yasa veya anaysalarda bir madde olarak geçmesi asla aşrt değildri diyorjum. Günümüzdeki iktidar o kadara adaletsiz ve taralı bir yönetim sergiliyor ki, adalet ve tarafsızlığın yazılı metinlerde olması halinde bile bunauymayacağı açık-seçik görülüyor ! Sadce şunuı söylüyorum ! Bu dünya Sultan Süleymana bile kalmadı, hiç kimseye de kalmayacaktır. HBir de gidişin ardından insanalra “AllahRazı Olsun” dedirtmek olduğu gibi ; “Allah Bellalrını Versin” dedirtmek de var ! Bu hususu da bilmekte çok yarar var diyorum.

    1. İslam Başaran dedi ki:

      Bir yöneticinin adaletli davranması ya da davranamaması büyük ölçüde onun karakteri, ahlâkı ve vicdanıyla ilgilidir. Ancak yürütme ve yasama alanında alınan kararlar yalnızca kişisel iradeyle değil, içinde bulunulan sistemin belirlediği ilkeler çerçevesinde şekillenir. Laik düzende bu ilkeler değiştirilemez, aşındırılamaz ve tehdit altında bırakılamaz kabul edildiği için, yöneticilerin hareket alanı da bu sınırlar içinde kalmaktadır.

      Bu nedenle Müslümanların talepleri, ancak laik düzeni tehdit etmeyecek, mevcut otoriteyi sarsmayacak ve sistem açısından risk oluşturmayacak ölçüde karşılık bulabilmektedir. Bu durum ise Müslümanlar açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Çünkü zamanla insanlar, kendi ilkelerini merkeze almak yerine sistemin çizdiği sınırlar içinde düşünmeye ve hareket etmeye başlar. Böylece sistem, kişiyi kendisine entegre eder; zamanla da onu mevcut düzenin savunucusuna dönüştürebilir. Nitekim yaşanan süreç, birçok örnekte bu dönüşümün gerçekleştiğini göstermektedir. Bu sebeple Müslümanların, hak ile sistem arasındaki sınırları net biçimde görebilmeleri ve bu konuda basiretli davranmaları büyük önem taşımaktadır.

      Mevcut yönetimden razı olmadıkça, bizi biz olarak kabul etmezler. Asıl sorun burada.