islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1648
EURO
53,9432
ALTIN
6.056,88
BIST
13.976,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
32°C
İstanbul
32°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

ALLAH’IN KELİMESİ (HÜKMÜ) ZAMANI GELİNCE UYGULANIR

ALLAH’IN KELİMESİ (HÜKMÜ) ZAMANI GELİNCE UYGULANIR
08/07/2026 09:30
A+
A-

ALLAH’IN KELİMESİ (HÜKMÜ) ZAMANI GELİNCE UYGULANIR

Rabbimiz (st) Fussilet Sûresinde şöyle buyuruyor:

“Andolsun biz Musa’ya Kitab’ı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz/hüküm (kelime) geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hükmedilirdi (işleri bitirilirdi).

Onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

Kim sâlih amel (yararlı iş) yaparsa bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.

Rabbin kullara zulmedici değildir.”  (Fussilet 41/45-46. Bir benzeri: Hûd 11/110-111) 

Burada “Allah’ın kitabı hakkında insanların ihtilâfa düşmelerinin, bazıları ona içtenlikle inanırken bazılarının onu susturmaya çalışmalarının yeni olmadığı gerçeği, Mûsâ’ya (as) indirilen kitap (Tevrat) örneğiyle hatırlatılmaktadır.

Âyetlere göre Allah (st) böylelerini hak ettikleri cezaya hemen bu dünyada çarptırmıyorsa bunun sebebi; O’nun, inkâr ve isyana sapan insanlara, isterlerse dönüş yapıp doğru yola yönelmelerine fırsat tanıyan genel hükmü ve yasasıdır.” (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB); 4/618)

Bir görüşe göre bu kıyâmete (âhiret gününe) ertelenen bir vaattir. (Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, 2/355)

Allah (st) Son Elçi’ye Kur’anı verdiği gibi Musa’ya (as) da Tevrat’ı vermişti. Lakin onun muhatapları Tevrat’ın hükümleriyle amel etme husu­sunda ihtilafa düştüler. Şayet Allah’ın daha önceden, onların azabının âhiret gününe tehir edileceğine dair bir sözü/kelimesi (hükmü) olmamış olsaydı; İsrailoğullarından bâtıl yolda olanları helâk ederek ihtilaf ettikleri konularda kesin hüküm verilmiş olurdu.

Onlar, Tevrat’ı yalanlarken sağlam bir kanıta (delile) değil, şüpheye dayanıyorlardı.

Buna karşı kim bu dünyadayken Allah’a itaat ederek, yani O’nun emirlerini tutup yasakla­rından kaçınarak sâlih amel işlerse bunu kendi çıkarı için yapmış olur.

Kim de yaşıyorken Allah’a karşı gelerek aşırı günah işleyecek olursa böylesi de kendi aleyhine kötülük işlemiş olur. (Bkz: İsrâ 17/7, -15) Allah (st) herhan­gi bir kimseyi haksız yere cezalandırarak kullarına asla zulmetmez. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/121)

Hitap her ne kadar Rasûlüllah’a olsa da uyarı (inzâr) kavmine yöneliktir.

Şüphesiz bu metod daha etkileyicidir, Zira Allah (cc) müşriklerle yaptıkları yanlışlık üzerine tartışmıyor veya onlara hitap etmiyor. Konuyu Elçisine açıklıyor. Bu hem onları önemsememek, hem de konunun önemine vurgu yapmaktır.

Önceki asırlarda düzmece tanrıların akıbeti nasıl olduysa, şimdilerde Kur’an’ın davetiyle savaşan müşriklerin sonu da aynı olacaktır.  Onlar da hak ettikleri şeyle karşılaşacaklar.

Belki Musa’nın (as) kavmi gibi toptan helâk edilmeyebilirler. Allah (cc) onların hesaplarını kendisinin bildiği bir zamana erteledi. Rabbimiz bunu kendisine ait bir hikmetten dolayı yaptı.

Şöyle demek mümkün: Kendilerine kitap verilenlerin hakkındaki hüküm âhiret gününe kadar tehir edilmiştir. Belki  onların nesillerinden gelen bazıları kendilerine inen kitabı kavrama imkanına sahip olabilirler.

Kendisinden önce gelen ilâhi kitapları tasdik eden ve tamamlayan son kitap Kur’an’ın çağrısı herkesedir. Kendisinden sonra tüm nesiller onun esaslarından sorguya çekilecek, herkes iyi-kötü bütün amellerinin karşılığını eksiksiz alacaktır. Erteleme olsa bile bunda ve Kur’an’a karşı çıkan toplumun hayat anlayışının bâtıl olduğu konusunda bir şüphe yoktur.

Bu açıklamalar ve kullanılan ifadeler Allah’ın vaadi ve uyarısı konusundaki yasasının yürürlükte olduğunu hatırlatıyorlar. O hâlde iman edenler ve insanları Kur’an’a davet edenler tereddüt etmeden emredildikleri gibi dosdoğru yolda (sırat-ı müstakîm’de) yürümeliler. (Kutub, S. fî-Zılâli’l-Kur’an, 4/1930-1931)

Musa (as) İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtarıp Kenan diyarına getirmeyi başarmıştı. Ona Sînâ dağında Tevrat vahyedildi. Lakin İsrailoğulları onun Firavun’a karşı verdiği mücadeleyi ve ona verilen mûcizeleri bilmelerine rağmen bu kitabı anlama ve uygulama hakkında ihtilâfa düştüler.

“Daha önce verilmiş söz”den maksat; Allah’ın, kitap hakkında ihtilâfa düşenleri hemen cezalandırmayıp belirlenen zaman gelinceye kadar bekleyeceğine veya kıyâmet gününe kadar onlara mühlet vereceğine dair sözüdür.

Ya da Allah’ın (st) elçiler gönderip hak din ile ilgili deliller göstermedikçe ve bunlar üzerinde düşünme imkânı vermedikçe insanları cezalandırmayacağına dair ezelî vaadidir. (İbn Kesîr, 4/282’den) (Allahu a’lem)

İşte Allah’ın önceden böyle bir sözü (kelimesi) olmamış olsaydı böylesine suçluları hemen cezalandırırdı. O’nun güzel isimlerinden biri de es-Sabûr’dur. O (cc) çok sabırlıdır, acele etmez, ezelde takdir edilmiş olan hükmü zamanı gelince uygular.  (Ayrıca bkz: Tâhâ 20/129)

Âhirette kimin haklı kimin haksız olduğu ortaya çıkacak ve Allah (st) bunların her birinin yaptıklarının karşılığını verecektir. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB, 3/194)

“Andolsun biz Musa’ya Kitab’ı verdik…” Lakin bazıları ona iman etti, bazıları onu yalanladı.

Bu ifade aynı zamanda Rasûlüllah’a (sav) bir tesellidir. Sanki şöyle deniyor: “Ey Elçi, senin kavminin de sana inzâl edilen Kitap hakkında ihtilafa düşmesi seni üzmesin. Zira onlardan önceki kavimlere indirilen kitaplar hakkında böyle anlaşmazlıklar olmuştur.

Eğer Allah’tan onlara mühlet verileceğine dair “bir söz (kelime) geçmiş olma­sa idi” onlara ceza verilmesi konusunda hüküm uygulanırdı.

Muhammed’in (as) muhatapları da Musa’nın kavmi gibi Kur’an hakkında ileri derecede şüphe içinde olmuşlardı. Şayet Allah (st) bu müşriklerin azabını ertelememiş olsaydı, diğer azgın toplumlara ya­pıldığı gibi bunlara azap hemen gelirdi.  (Ayrıca bkz: Hûd 11/12)

“Kim sâlih amel (yararlı iş) yaparsa bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.”

Burada şart ve cevap birarada geldi. Allah şüphesiz kullarının ibadetlerine muhtaç değildir. O’na itaat eden ödülünü, isyan eden de onun karşılığını hak eder. O (cc) kimseye en ufak bir şekilde de olsa haksızlık etmez. (Mesela bkz: Yûnus 10/44)

Ebu Zerr (ra) Rasûlüllah Rabbinden şöyle rivâyet ettiğini nakletti: Kullarım! Ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz…” (Müslim, Birr/55 no: 2577)

Allah (st) aynı zamanda el-Hâkim ve el-Mâlik olandır. el-Mâlik olana kendi mülkünde yaptığı şeyler dolayısıyla itiraz edilmez. Çünkü O (st) mülkünde dilediği gibi tasarrufta bu­lunmak hakkına sahiptir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2729)

Hakikati kasıtlı olarak görmemezlikten gelenler, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler kendilerine gelen Kur’an’ı yalanladılar, yalanlamaya devam ederler. Bu âyet inkârcıların durumundan bir tablo sunuyor.

Evrende mevcut olan sayısız Allah’ın âyetlerini görmemezlikten gelen kibirli kimseler, kendisine hiçbir bâtılın bulaşmadığı, hiçbir yönden benzeri olmayan ve İlâhi kudret tarafından korunan Kur’an kendilerine geldiği zaman ona karşı büyüklük tasladılar ve inkâr ettiler.

Eğer Allah Kur’an’ı Arapça değil de başka bir dille indirmiş olsaydı bu müşrikler/kafirler yine itiraz ederlerdi.

Allah’ın Elçisinin görevi kendisine indirilen Vahyi olduğu gibi tebliğ ve beyan etmektir. Zira bu Kur’an insanlar için şifa ve hidâyet kaynağıdır. Kâfirler iman etmedikleri sürece onu anlamazlar ve ondan faydalanamazlar. Zira ona karşı kulaklarında ağırlık, gözlerinde karanlık, yüreklerinde perde vardır. Kur’an’ın hidâyet sesi onlara ulaşmaz.

Musa’ya (as) gelen Kitab’a karşı bazılarının tutumu da buydu. Onlar tasdîk ile tekzîb arasında bocaladılar.

Allah (cc) insanlar arasında âcil bir hüküm vererek bu gibi suçluları cezalandırmaya kadîrdir. Ancak bu hükmü hikmeti gereği gelmesinde şüphe olma­yan kıyâmet gününe erteledi. (Derveze, İzzet. et-Tefsiru’l-Hadis (Çev.), 3/313)

Hüseyin K. Ece

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.