islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,4137
EURO
54,7980
ALTIN
6.275,34
BIST
13.292,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
31°C

BEL’AM’IN İZİNDE YÜRÜYENLER

BEL’AM’IN İZİNDE YÜRÜYENLER
30/07/2026 10:14
A+
A-

BEL’AM’IN İZİNDE YÜRÜYENLER

Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de geçmiş ümmetlerin kıssalarını yalnızca tarih anlatmak için zikretmez. Her kıssa, her çağın insanına yöneltilmiş bir ikaz, her neslin önüne tutulmuş bir aynadır. İsimler değişir, zaman değişir, coğrafyalar değişir; fakat karakterler değişmez.

Hz. Musa’nın karşısında Firavun vardı; zulmü ve azgın siyaseti temsil ediyordu. Karun vardı; serveti ilahlaştıran ve malını tahakküm aracı hâline getiren sermayeyi temsil ediyordu. Hâmân vardı; zalim iktidarın emrine girmiş bürokrasinin simgesiydi.

Peki ya Allah’ın âyetlerini bildiği hâlde onları dünya menfaatine satanlar? İlmini hakikatin hizmetine değil; makamın, servetin ve nefsin emrine verenler?

İşte onların portresi, A’râf Sûresi’nin 175 ve 176. âyetlerinde çizilir. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini onlara oku. O, bu âyetlerden sıyrılıp çıktı; bunun üzerine şeytan onu peşine taktı da azgınlardan oldu. Eğer dileseydik onu bu âyetlerle yüceltirdik; fakat o, dünyaya saplanıp kaldı ve hevasına uydu. Onun durumu, üzerine varsan da kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan topluluğun misalidir. Bu kıssayı anlat; belki düşünürler.” (A’râf, 7/175-176)

Müfessirlerin önemli bir kısmı, burada kastedilen kişinin Bel’am b. Bâûrâ olduğunu ifade eder.

Bel’am sıradan bir insan değildi. Allah’ın âyetlerini biliyordu, ilim sahibiydi, duası makbul kabul edilen bir kimseydi. Fakat ilim onu Allah’a yaklaştırmadı; aksine Allah’tan uzaklaştırdı. Hakikati savunması gerekirken onu menfaati için sattı. Kur’ân’ın ifadesiyle, kendisine verilen ilâhî bilgiden sıyrılıp çıktı; dünyaya meyletti ve hevasının peşine düştü. Bunun üzerine Allah Teâlâ onun hâlini, üzerine varsan da bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzetti.

Çünkü ilme ihanet etti.

Bilgisini, hakikati ayakta tutmak yerine çıkarları için kullandı.

Allah’ın âyetlerini, dünya pazarında alınıp satılan bir metaya dönüştürdü.

Bel’am’ın en büyük günahı, hakikati inkâr etmesi değil; nefsini ilâh edinmesiydi. İşte bu yüzden Bel’am, tarihte kalmış bir isim değil; her çağda yeniden ortaya çıkan bir karakterdir.

Bugün de Bel’am’ın izinden yürüyenleri görmek zor değildir.

Çünkü onlar artık insanları sadece bid’atlere ve hurafelere çağırmıyor; dini bizzat bir kazanç sektörüne dönüştürüyorlar.

İnsanların Allah korkusunu sermayeye çeviriyor, ahiret endişesini ticaret malzemesi hâline getiriyorlar.

Korkuyu pazarlıyorlar…

Umut satıyorlar…

Hurafeyi iman diye sunuyorlar…

Sömürüyü hizmet diye adlandırıyorlar…

Ticareti tebliğ kisvesine büründürüyorlar.

Öyle ki bazen yanmaz kefen satıyorlar; bazen muskayı, kerameti ve dinî sembol taşıyan eşyaları dinin bir parçasıymış gibi pazarlıyorlar. İnsanların cehaletini, korkularını ve dinî hassasiyetlerini kazanç kapısına dönüştürüyorlar.

Daha da acısı, bütün bunları yaparken Allah’ın âyetlerini de kendilerine kalkan edinmeye çalışıyorlar.

Helâl ile haramın sınırlarını eğip büküyorlar.

Hurafeyi sünnet gibi anlatıyorlar.

Şahsına bağlılığı, Allah’a bağlılık gibi gösteriyorlar.

İnsanları Allah’a çağırır gibi yapıp kendilerine bağlamaya çalışıyorlar.

Böylece din, hidayet vesilesi olmaktan çıkıp bir markaya; cemaat, ümmet olmaktan çıkıp bir müşteri kitlesine; minber ise hakkın haykırıldığı bir makam olmaktan çıkıp bir ticaret kürsüsüne dönüşüyor.

Oysa İslâm’da ilim, sadece bir imtiyaz değil, aynı zamanda ağır bir emanettir.

Âlimin vazifesi, insanların hoşuna gitsin diye Allah’ın âyetlerini eğip bükmek değildir.

İdarecilerin beklentilerine göre fetva üretmek değildir.

Dini, dünyalık menfaatlerin hizmetine sunmak hiç değildir.

Âlimin görevi; hakkı gizlememek, bâtılı meşrulaştırmamak ve en ağır bedeli ödemek pahasına bile olsa Allah’ın hükmünü dosdoğru açıklamaktır.

Resûlullah (s.a.s.), ümmeti adına korktuğu kimselerden söz ederken, ilmini fitneye dönüştüren ve diliyle insanları aldatan kimselere dikkat çekmiştir. Çünkü din adına konuşan birinin sapması, sadece kendisini değil, peşinden gidenleri de felakete sürükler.

Bel’am kıssası bunun içindir.

Kur’ân bize sadece bir adamın hikâyesini anlatmaz; ilmini satanların sonunu gösterir.

Firavun nasıl bir karakterse…

Karun nasıl bir karakterse…

Hâmân nasıl bir karakterse…

Bel’am da öyledir.

Ve bilinmelidir ki Allah’ın âyetlerini dünya menfaatine satanlar, dini kazanç kapısına çevirenler, hurafeyi hakikat diye pazarlayanlar ve insanların imanını kendi servetlerinin basamağı yapanlar; Bel’am’ın yürüdüğü yoldadır.

O yolun sonu, Allah’ın huzurunda verilecek ağır bir hesaptır.

Kadir Bekil

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Ali Rıza Demircan dedi ki:

    Rabbim yazarımızı sevdiği kullarından kılsın,

    1. Kadir Bekil dedi ki:

      Âmin. Bilmukabele…

      Allah razı olsun Ali Rıza hocam. Rabbim
      bizleri hakkı hak bilip ona tabi olan, bâtılı bâtıl bilip ondan uzak duran, ilmini yalnızca O’nun rızası için kullanan kullarından eylesin. Dualarınız bizim için kıymetlidir.