islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

İRAN’IN YALNIZLIĞINDA MEZHEP TAASSUBUNUN ROLÜ

İRAN’IN YALNIZLIĞINDA MEZHEP TAASSUBUNUN ROLÜ
A+
A-

İRAN’IN YALNIZLIĞINDA MEZHEP TAASSUBUNUN ROLÜ

İran’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail karşısındaki yalnızlığı, uluslararası ilişkilerin günümüzdeki en karmaşık konularından biridir. Bu yalnızlık, ilk bakışta İran’ın hem bölgede hem de uluslararası alanda karşılaştığı askeri, ekonomik ve jeopolitik bir güç mücadelesinin sonucu gibi görünse de, arka planında İslam dünyasının tarihsel ve teolojik birikiminin yani mezhep taassubunun yer aldığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi Hz. Peygamberin vefatından sonra gelişen siyasî olayların farklı yorumlanması sonucunda Müslümanlar arasında Haricilik, Şiilik, Ehl-i Sünnet, Selefilik ya da Vahhabilik gibi adlarla anılan mezhepler ortaya çıkmıştır. O dönemde yaşanan bazı siyasî olayların dinî alana çekilmesiyle birlikte siyasî düşünceler dinî bir kimliğe dönüşmüştür. İslâm’ın ilk yıllarında ölçü kabul edilen Müslümanlık kimliğinin yerini mezhep kimliği; dinin temel kaynaklarının yerini de mezheplerin görüşleri almıştır. Buna bağlı olarak oluşan ayrışma, zaman içerisinde iç ve dış kışkırtmalarla daha da derinleşmiş ve mezhepçilik günümüzde Müslüman toplumların inanç birliğini zedeleyici tehlikeli bir boyut kazanmıştır. Bu durum, halkı Müslüman olan devletlerin hem birbirleriyle hem de dış dünya ile kurdukları ilişkilerde belirleyici bir unsur olmaya devam etmektedir.

Mezhep taassubu hem Şia mezhebine mensup İran’da hem de Ehl-i Sünnet çizgisiyle bilinen Türkiye, Irak, Katar, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ülkelerde varlığını güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Müslüman toplumlar arasındaki bu ayrışma, emperyalist güçlerin müdahale alanını genişleten ve iştahını kabartan önemli bir zafiyettir. Bu durumdan en çok etkilenenler de başta Filistin olmak üzere Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Yemen gibi coğrafyalarda yaşayan mazlum halklardır. O nedenle İslam toplumlarında yaşanan zulümleri önlemek, mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm Müslümanların üzerine düşen insani ve dini bir sorumluluktur.

İslam dünyasındaki mezhepsel bölünme, tarihsel olarak Şii ve Sünni ekoller arasındaki teolojik ayrılıklara dayansa da modern dönemde bu ayrılık tamamen jeopolitik bir araç haline gelmiştir. Günümüzde Müslümanların en hassas olduğu konu Filistin davasıdır. Filistin meselesinde İran, Kudüs’ün statüsünü ve anti-Siyonist söylemi dış politikasının merkezine koyarak İslam dünyasında bir liderlik alanı oluşturmayı hedeflemiştir. Teoride bu söylemin Sünni Arap dünyasında büyük bir karşılık bulması beklenirken, mezhep taassubu, bu ortak payda ekseninde buluşmayı dahi engellemiştir.

1979 tarihli İran İslam Devrimi, bölgedeki geleneksel monarşiler ve Sünni iktidarlar için ciddi bir tehdit algısı oluşturmuştur. İran’ın “devrim ihracı” politikası, Sünni Arap ülkelerinde mezhep yayılmacılığı olarak görülmüş ve aradaki teolojik farklılığın güvenlik eksenli düşmanlığa dönüşmesine yol açmıştır. Bu durum, Müslüman toplumlar arasında rasyonel ittifakların kurulmasını engellemiştir. İran’a daima kuşku ile bakan Sünni kimlikli devletlerin kamuoyunda oluşan “Şii Hilali” korkusu, İran ile ortak bir bölgesel işbirliği geliştirmeyi neredeyse imkânsız hale getirmiştir.

Sekiz yıl süren İran-Irak savaşı, İran’ın Yemen’deki huzuru bozan Hûsilere verdiği destek ve Suriye’de Beşşar Esed rejimini koruma adına yürütülen askeri müdahaleler, bugün Sünni Müslümanların pek çoğunun ABD ve İsrail ile savaş halinde bulunan İran’a mesafeli durmasında belirleyici bir etken olmuştur. Bir başka ifadeyle Suriye, Yemen ve Irak’taki iç savaşlar, mezhep eksenli birer vekâlet savaşına dönüşmüştür. İran’ın bu bölgelerdeki Şii milis grupları (Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi) desteklemesi, Sünni dünyada “İran yayılmacılığı” olarak yorumlanmıştır. Sünni Arap devletleri, İran’ın İsrail ve ABD karşıtı söylemlerini samimi bir “İslam davası” olarak değil, bölgesel nüfuzunu yaymak için kullanılan jeopolitik bir araç olarak değerlendirmiştir. Sonuç olarak mezhepçilik, Müslümanların dış tehditlere karşı ortak bir duruş sergileme iradesini felç etmiştir.

İslam dünyasında mezhepçilik sebebiyle oluşan güvensizlik ortamı, Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail politikaları için elverişli bir hareket alanı açmıştır. ABD, Körfez ülkelerine milyarlarca dolarlık silah satışını ve bölgedeki askeri varlığını “İran tehdidi” söylemi üzerinden meşrulaştırmayı başarmıştır. İran’ı mezhep farklılığı nedeniyle birincil tehdit olarak gören Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Fas ve Ürdün gibi ülkeler, Siyonist İsrail ile ilişkilerini normalleştirme yoluna gitmiştir. İran’a karşı İsrail ile örtük veya açık güvenlik ekseninde buluşan bu anlayış, mezhepçilik uğruna yaşanan zulümlere göz yummayı meşru görmüştür.

Günümüzde Müslüman toplumlar içerisinde köklü devlet geleneğine sahip üç ana aktör bulunmaktadır. Bunlar Türkiye, Mısır ve İran’dır. Tarih boyunca küresel güçler, bu üç devletin bir araya gelerek güçlü bir bölgesel blok oluşturmasını engellemek için değişik stratejiler geliştirmiştir. Bu tehlikenin farkında olan 54. Hükümetin Başbakanı Necmettin Erbakan, göreve geldiğinde ilk resmi ziyaretini İran’a gerçekleştirmiş; Mısır ve diğer Müslüman ülkeleri bir araya getirerek D-8 Organizasyonu’nu kurmuştur. Böylece mezhep ayrımı gözetmeksizin Müslüman toplumların sosyal, siyasal ve ekonomik yönden tek çatı altında birleşmesi hedeflenmiştir. ​

Müslümanlar arasındaki mezhep taassubuna karşı başlatılan uzlaşı ve iş birliği arayışı, sonraki dönemlerde de gündeme gelmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla vurguladığı “mezhepler üstü” yaklaşımın amacı, Müslüman toplumların birliğini ve ortak medeniyet tasavvurunu merkeze almaktadır. Erdoğan’ın 14 Nisan 2016 tarihinde İstanbul’da düzenlenen 13. İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi açılış konuşmasında söylediği; “Benim ne Şia ne Sünni dinim var; benim dinim İslam’dır” cümlesi, mezhep aidiyetini İslam kardeşliğinin önüne geçiren anlayışlara karşı net bir duruşun göstergesidir.

Özetle; İran’ın ABD ve İsrail karşısındaki stratejik yalnızlığını sadece ABD ve İsrail’in askeri ve diplomatik gücüne bağlamak doğru değildir. Çünkü bu yalnızlık, büyük ölçüde İslam dünyasının kendi içindeki yapısal krizlerden ve mezhep taassubunun rasyonel siyaseti esir almasından beslenmektedir. Müslüman ülkelerde mezhep bağnazlığının oluşturduğu güvenlik ikilemi aşılmadığı sürece Şiilik mezhebine mensup İran’ın bölge ülkelerini dışlaması ve Sünni devletler tarafından da dışlanması devam edecek ve bu durum bölgede istikrarsızlıktan beslenen güçlerin daha da şımarmasına sebep olacaktır.

Sonuç olarak, Hz. Peygamber’in vefatından sonra dönemin sosyokültürel şartlarında şekillenen mezhep farklılığı, asla din birliğinin ve karşılıklı ilişkilerde gözetilmesi gereken adalet ilkesinin önüne geçmemelidir. Müslümanları “mezhep” üzerinden ayrıştırmak yerine “İslam kardeşliği” ve “adalet” ekseninde birleştirmek, din ve siyaset alanında söz sahibi olanların ortak sorumluluğu olmalıdır. Ülkeler arasında yaşanan bir çatışma ya da kriz karşısında tutum belirlerken, ilgili ülkelerin inancını ya da mezhep kimliğini değil; sergiledikleri tutumun adalet ve hakkaniyet ilkesine uygunluğunu esas almak gerekir. Müslümana yakışan ilkeli duruş; kimliğine ve inancına bakılmaksızın zalimin karşısında, mazlumun ise yanında yer almaktır. ​

Yüce Allah’ın şu uyarıları, tarihsel süreçte İslam toplumlarında oluşan mezhepçilik olgusuna karşı göstermemiz gereken tutumu açıkça ortaya koymaktadır:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Fırkalara ayrılıp bölünmeyin.” (Âl-i İmran 3/103)

“Dinlerini parça parça eden ve gruplara ayıran Müşriklerden olmayın. Ki onlardan her bir grup, kendi sahip olduğuyla övünüp durmaktadır.” (Rum: 30/31-32)

“Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilgin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine bildirecektir.” (Enam 6/159)

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ve adaleti titizlikle gözeten şahitler olun. Bir kesime karşı duyduğunuz öfke, onlarla ilgili vereceğiniz kararlarda sizi adaletsizliğe sevk etmesin! Siz her zaman, herkese karşı adaletle davranın! Çünkü bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha uygundur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide 5/8)

“Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile gücünüz zayıflar da kuvvetiniz yok olur. Bir de sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 8/ 46)

Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    SayınProf. Dr. Hüseyin Yılmaz Bey.. İslâm Dünyasındaki fotoğradı güzel bir şekilde ortaya koymuşsunuz…Şu kadarvar ki,bu fotoğrafı ortaya koyarken zzikredilen mezheblerin sanki hiç birine mensub değilmiş gibi, bir konuma girmek asla doğru değildir diyorum. Çünkü, böyle bir durum dahi ayrıbir bozuk ve yanlış itikadi eğilim olmuş olur ! Çünkü, Ümmet hakkındaki şu hadis-i şerif, konunun ehemmiyetini ve önemini bize yeterince göstermektedir … Resulullah Aleyhisselâm ve Ashâb’ının Yolundan Çıkmış, Ateş Ehli Olan 72 Fırka (Hakikat Takvimi – Günün Takvim Yaprağı)
    Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:
    “Ümmetim benden sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesna, diğerleri hep ateştedir.
    ‘Onlar kimlerdir yâ Resulellah?’
    Benim ve ashâbımın yolunda olanlardır.” (Ebu Dâvud)
    Bu Hadis-i şerif müslümanlar arasında türeyecek olan fırkaları ve biri hariç hepsinin cehennemde olduğunu haber vermektedir.
    Resulullah Aleyhisselâm’ın ve ashabının yolundan gitmeyenlerin, onların yolunu yol, izini iz kabul etmeyenlerin cehennemlik yetmiş iki fırkadan birinde olduğu anlaşılmış oluyor.
    Resulullah Aleyhisselâm’a hürmet ve saygı göstermeyenler bu yetmiş iki fırkadan olduklarını, cehennemlik olduklarını bilsinler. Zira ashabın yolunda böyle bir yol ve iz yoktur. Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazeratı’ndan Resulullah Aleyhisselâm’a saygısızlık, edepsizlik, hürmetsizlik asla yapılmamıştır, görülmemiştir.

    1. Hüseyin Yılmaz dedi ki:

      Cenk Bey, değerlendirmeniz için teşekkür ederim. Bahsettiğiniz 73 fırka ile ilgili bu yazının yayınlandığı mirat haber sitesindeki “73 Fırka rivayeti üzerine” adlı makalemizi okumanızı tavsiye ederim. Selanlar.

      1. Cenk Cemil dedi ki:

        “73 Fırka rivayeti üzerine” başlıklı yazınızı üzülerek okudum ! Çünkü, bu rivayetin doğruluğu üzerinde oldukça önemli bir üphe üzerindesiniz !.. Yani, hadisleri bir türlü dini hayatına adaapte etmekte zorlanan kiilerdenbiri olduğunuz anlaşılıyro ! Biz ise, böyle bir konuma girmekten Allaha sığınrız diyorum. Hadisin “Hasın” olduğu bilinmektedir. Hasen Hadis ile de kesinlikle amel etmek caizdir. Fıkıh âlimlerinin tamamı ve hadisçilerin çoğunluğuna göre hüküm böyledir. Bahsettiğiniz 73 Fırkadan 72’sinin cennete, birisinin cehenneme gideceği yolundaki rivayetler dinde tam bir fiten ve fesad çıkarmak isteynlerin rivayetelridir! Her şeyden önce her devirde yeryüzünde yasyan insanalrın çöoğunun cehennmelik odluğuna dair Kuran-ı Kerimin buyruğuna (rarf Sûresi 179) baş-kaldırıcı bir riavyettir diyorum. Hasen hadis gibi bir rivayetin üzerini, bundan çok daha dandikrivayetlerle örtmeye çalışmanız doğrusu bizde şaşkınlık oluşturuştur !. Ben ce siz, bu haids konusunda kenid itikad ve inancınızı etraflıca bir sorgulayınız diyorum.

        1. Hüseyin Yılmaz dedi ki:

          Siz de sorgulayın. Müslümanları birbirine düşüren uydurma sözlere hadis diye inanmayın. Oeygamberimiz Kurana uymayan söz söylemex. Kimsenin ona iftira uydurma hakkı yok. Önce Kurandan islamı öğrenip peygamberimizi tanıyın, sonra da bu rivayetler hadismi değil mi araştırın. Kendi grubunu kurtulmuş, diğerlerini sapıtmış gören zihin en azından hasta bir zihindir, acilen Kuranla tedavi olnası gerekir.

        2. Hüseyin Yılmaz dedi ki:

          Siz de sorgulayın. Müslümanları birbirine düşüren uydurma sözlere hadis diye inanmayın. Oeygamberimiz Kurana uymayan söz söylemex. Kimsenin ona iftira uydurma hakkı yok. Önce Kurandan islamı öğrenip peygamberimizi tanıyın, sonra da bu rivayetler hadismi değil mi araştırın. Kendi grubunu kurtulmuş, diğerlerini sapıtmış gören zihin en azından hasta bir zihindir, acilen Kuranla tedavi olması gerekir. Kimin cennete gireceğine Allah karar verecektir. Kim zerre iyilik yaparsa onu, kim de zerre kadar kötülük işlerse onu görecek. Öyle bir grubun peşine takılıp da sürü halinde cennete ya da cehenneme gitmek yok kardeş.

        3. Hüseyin Yılmaz dedi ki:

          Siz de sorgulayın. Müslümanları birbirine düşüren uydurma sözlere hadis diye inanmayın. Peygamberimiz Kurana uymayan söz söylemex. Kimsenin ona iftira uydurma hakkı yok. Önce Kurandan islamı öğrenip peygamberimizi tanıyın, sonra da bu rivayetler hadismi değil mi araştırın. Kendi grubunu kurtulmuş, diğerlerini sapıtmış gören zihin en azından hasta bir zihindir, acilen Kuranla tedavi olması gerekir. Kimin cennete gireceğine Allah karar verecektir. Kim zerre iyilik yaparsa onu, kim de zerre kadar kötülük işlerse onu görecek. Öyle bir grubun peşine takılıp da sürü halinde cennete ya da cehenneme gitmek yok kardeş. Mezhebimle ilgili takıntını gidermek için şunu söyleyim: Doğup büyüdüğüm yöremin mezhebi olan Hanefilik mezhebine mensubum. Mezhebimle övünmüyorum, bir sorunum da yok. Ama mezhepçi de değilim. Mezhepçiliğin Kuran ayetlerine aykırı olduğunu, sadece müslümanları dağınık görmek isteyen emperyalistlerin işine yaradını düşünüyorum. Müslümanım diyen herkesi din kardeşim bilirim, müslüman olmayanlar da zalimlik yapmadıkları sürece insaniyette kardeşim, inançta da kardeş adayımdır. Allah doğru yolundan bizleri ayırmasın.

          1. Cenk Cemil dedi ki:

            73 Fırksa Hadisinin uydurma olduğunu ve Kuaranın her hangi bir ayetine aykrı olduğunu nerden öğrnediniz ? Bana bir eser ismi ve kaynak verir misiniz ? Sakın ola ki, sokak serserilerinin uydurduğu 73 Fırkdan 73’si cennette, biri cehennemde olduğu rivayeti göstermeye kalkmayın diyorum. Çünkü, sürekli dilinzide plesenk ettiğiniz “uydurma” kelimsinin tam karılığı bu rivayettri !. Size bir soru : Siz bri mezhebi dinimiz yaşamakiçin tercih ediyor musunuz ? Yoksa, bir mezheb mukaliidi değil de ayet ve hadislerden hüküm çıkarabilen MÜÇTEHİD seviyesinde bir alim misiniz ? Önce bunu illeim v ona göre tartışalım ! Esasen Mezhebsiz iseniz tartışılacak pek fazla da bir şey kalmayacak ortalıkra !!!:

          2. Ahmet Hasdemir dedi ki:

            Mantık devre dışı kaldığında kestirmeden “Siz müçtehid misiniz?” sorusu her şeyi kilitliyor maalesef. Bu yazının sahibi hocamız İslami meselelerde kafa yoran, ilmî yeterliliğe sahip değerli bir akademisyendir. Akademisyen hocamıza yapılacak eleştiri, “Siz müçtehid misiniz?” üzerinden değil, “Bu iddianızın ilmî kaynağı nedir?” üzerinden kurulursa çok daha güçlü olurdu. O da zaten cevabını vermiş. Hüseyin hocamı tebrik ediyorum. Yazının sonu en güzel cevap olmuş: “Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile gücünüz zayıflar da kuvvetiniz yok olur. Bir de sabredin, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 8/ 46)

  2. Mustafa karabulut dedi ki:

    Din işin tuzu biberi. Asıl mesele kaynak; bütün herkese kafir diyemeyeceğime göre şunu söylemekte sakınca görmüyorum. İslam dünyasının toplulukları kendi hatalarının adetlerine geleneklerine büyüklerine ulularına tapmaktadır. Kabile ve kavim tu İslam’ı izole etmiştir. O ulu(!) sahabelere birisi sorsaydı neden bütün kabilelerin oluşturduğu bir mecliste lideri seçmediniz de; saltanat gibi Kuriş kabilesine yönetim hakkını tanıdınız. Bugün iki taraf var Amerika Birleşik Devletleri ve yandaşları, diğeri de kartuş taraf. Onun içerisinde din sadece sostur.

  3. Cenk Cemil dedi ki:

    Mirathaberde yazar olarak görev yapan isimelrle bir kaç mesajlaşma sonrasında onların maalesef bir mezhebi tercih etmeyen isimler olduğunu tesbit miş bulunuyorum. Bence bu doğru bir yaklaşım ve görüntü değil diyorum. Bir insan MEZHEBSİZ ise ve mezhebsizliği tercih ediyorsa, bunu kamu oyunda paylaşmalı vebu kimliğini belirterek yazxıalr yazmalıdır . Kendisine cavb verneler de bu özelliğini dikkate alarak cevap verir. Öyel inanvını ve kimliğini gizleyerek kamı oyu önünde at oynatmak hiç yakışmıyror diyorum!

    1. Nuh dedi ki:

      Kuran ve sünnet yolu tüm mezheplerin üzerindedir.

      1. Cenk Cemil dedi ki:

        Mezhebelrin yolu Kuran ve Sünnet Yolu değil mi beyim ? Kuran ve Sünnet yolunu siz kimden ne şekilde öğreniyorsunuz ? Hele bir söyler misiniz ? Yoksa, kendinzi mi Kurandan ve Haidslerden hüküm çıkarıtrosunuz ? Müçtehid misiniz ? Hangisi ?

  4. Nuh dedi ki:

    İnsanları yönetmek icin yol ve yöntemler uyduran kendi koydukları kuralları insanlara dayatanlar tagutlardır. Bunlar ilk dönemlerde de oldu, dünya döndükçe de olacaktır. O gün şeytana yol verildi ki sana her şey serbest; insanlara istediğin gibi yaklaş, atlı, yaya, ins ve cin şeklinde farketmez dedi alemlerin rabbi olan Allah. Ama sen benim muttaki ve salih kullarımı kandırıp saptıramazsın dedi. Bu ilahi söz mucubince şeytanla mücadeleye devam. Tebliğden vazgeçmenin sonucunun somut örneği hz. Yunus’tur. Yasir r,a. ve Sümeyye r.a. imanda sebat örnekleridir. Onlar zirvedekiler. Kula kul olmayalım. Dünya işlerine ilahi nizamı alet etmek demek cok tehlikelidir iman konusunda.

    1. Cenk Cemil dedi ki:

      Mezhebsiz olduğunuzu söyleyebilme cesaretiniz yoksa, burada ne diye yorum yapıyorsunuz ki ? Bir müslüman4 Hak Mezhebten birisine icabet etmelidir. Öyle kendi başına ve kafasına göre takılıp, İslâmı yaşadığını asla söyleyemez ve zannedemez diyorum. Mezhebsiz olmak demek, kafasına göre Kuran’dan veya inanıyorsa Haidslerden hüküm çıkarmak demektir ki, bu çok tehlikeli ve yanlış bir yoldur ! Müslümanlrın yolundan ayrılmak demek olan bu yolla, klle sayısınca mezheb türetilmiş olur ! Ve Nisa Sûresi 115. ayet-i celilesi gereği de cehennemin yolu tutulmuş olur ! Ehl-i Sünnet ulemasından Zahidıu’l Kevseri mrhum “Mezhebsizlik Dinsizliğin Köprüsüdür” buyurmuştur. Eldefırsat, dilde ruhsat ve ömrümüzde afiyet varken böyle bir yola girmekten ve bulunmaktan zinhaaar çok sakınalım diyorum.