
İnsanın en kıymetli, en çok sevdiği nedir? Kendisidir, ruhudur. Bu varlığının kalıcı, ebedi olmasını kim istemez? Öyleyse niçin yaşıyoruz? Sonsuz bir gelecek olan âhiret heyecanıyla ve mutlak adalet umuduyla, sırf ahirete iman ederek yaşıyoruz. İnsanlar, ölümü hayatın sonu sanmaktadır. Oysa insan öleceğini/yok olacağını bilerek yaşamıyor, ölüm eşiğinden sonra da devam etmekte olan kalıcı hayatta yaşayacağına
inanarak ölüyor. Daha doğrusu ölümü tadıp ölümsüz hayatta kalıcı yaşayacağını biliyor insan.
Onun için ölüm, son uyku değil; son, kalıcı uyanıştır.
İnsan niye ana-baba olmak ister? Ölmemek için; evlat sahibi olmak istiyoruz. Çünkü yaşamak istiyoruz. Âhiretin başlangıç noktasını oluşturan ölüm de bir yok oluş değil; bir eşik atlama ve boyut değiştirme olayıdır. Bu nedenle âhirete iman, ölümle her şeyin bittiğini düşünen, ölümü karanlığa, bitişe ve hiçliğe düşüş olarak gören anlayışa yeni, yepyeni ufuklar açmaktır. Başka bir ifade ile, insan yok olmak için değil, üç boyutlu bu dünyaya sığmayan özlem ve arzularına yeni yaşam alanları bulmak için bu dünyadan ayrılıyor. Âhiret, ayrılıkların sona erdiği, insanın sevdiklerine ve sevgiliye kavuşmasının ve rahmet-merhametin yegâne kaynağı, Allah’ın huzuruna dönüşünün gerçek yolculuğudur. Âhirette, her şeyden önce, ilk yaşadığımız bu basit, bayağı dünya hayatının sorgulaması, hesabı ve adaleti gerçekleşecektir. Yaptığımız tüm eylemler, ilâhî kayıt/sicil ile önümüze konulacak ve durumumuz bu kayıtlar dikkate alınarak değerlendirilecektir. Dolayısıyla âhirete/adaletin ve sorgulamanın, mutlaklığına inanmak, umuda, geleceğe ve asıl, kalıcı hayata güvenmenin/imanın zorunlu bir gereğidir. Burada/dünyada iyiler, iyiliklerinin ödülünü, kötüler de kötülüklerinin cezasını her zaman ve yeterince göremiyor. Ancak âhirette herkes yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak görecek ve mutlak adalet, tam olarak gerçekleşecektir. O gün herkes yaptığının karşılığını tam olarak görecek, evet o gün hiç kimseye en ufak bir zulüm ve haksızlık edilmeyecek. “O gün herkes yaptığının karşılığını görecek, evet o gün hiç kimseye zulüm-haksızlık edilmeyecek. Çünkü Allah, çok hızlı hesap görendir.” (Mümin, 40/17)
Ahirete iman, ölümün bir son değil; başka ebedi bir âleme geçiş olduğunu bildirerek ruhu sarsıntılardan korur. Ölüm korkusunun panikle değil, huzur ve teslimiyetle karşılanmasına imkân verir. Ahirete iman, insanın acılarını, sabrını/direncini ve yaptığı iyilikleri, ebedî/kalıcı bir ödülle, Cennetle ilişkilendirir. Kişiye yaşam motivasyonu ve moral gücü sağlar. İntihara karşı güçlü bir psikolojik kalkan oluşturur. Ahirete iman, insanın iç muhasebe yapmasını sağlar. İyilik duygusunu güçlendirirken, suç/günah iştahını, potansiyelini azaltır ve böylece yapılacak kötülüklerin ve pişmanlıkların da önüne geçmiş olur.
Ahirete iman, insanı sadece dünya için yaratılmış geçici, anlamsız, amaçsız ve başıboş basit bir varlık değil, ebedî/kalıcı bir hayat için yaratılmış sorumluluk sahibi, duyarlı ve değerli, iyi bir insanlık bilinci aşılar. Ahirete iman, ölümsüzlük ufku kazandırarak geleceğe karşı özgüven, acılara karşı sabır/direnç ve hayatımıza denge/adalet bilinci yerleştirir. Ahlâkî savrulmalara, sosyal dejenerasyona karşı fren olur ve ruhun/akıl, irade ve vicdanın aktif faaliyetini sağlar. Böylece dünya hayatında iyi, doğru ve güzel ahlâklı, karakterli ve kaliteli insan inşasını artırır.
Sonuç itibariyle asıl hayat; âhiret hayatıdır, huzur ve sükûn sadece oradadır. Zira bu kadar üstün yeteneklere sahip olan insanın, sadece sınırlı ve kısa bir ömür için varlık sahnesine çıkarılmış olması onun yaratılış anlam ve amacıyla örtüşmemektedir. “Öyle ya, insan, yeryüzünde sorumsuz ve başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet, 75/36)
Ahirete iman, dünya hayatını, anlamsızlıktan kurtarıp ölümlü olan bu hayata, iyi, doğru ve güzel nice yararlı, anlamlı ve amaçlı sorumluluklar, iyilikler, ıslah edici ve de insana ve varlıklara olumlu dokunuşlar içeren salih ameller kazandırmaktır. Ahirete gerçek ve reel iman/güven, haram, yalan, yanlış tüm kötülükleri önler, bireyde ve toplumda adalet duygusunu aktivite eder.
Eğer ki, Ahiret yoksa; yatakta rahat ölen bir diktatör, sonuna kadar kazandı, Gazze’de bombalar altında, daha büyümeden öldürülen bebekler, çocuklar da sonuna kadar kaybetti mi diyeceğiz? Oysa ahireti inkar etmek, hiçbir zulmü ve kötülüğü ortadan kaldırmaz; her vicdan mutlak adalet ister, adalet!…
Hem burada, hem de orada ERTELENEN ADALET, UNUTULMUŞ ADALET DEĞİLDİR. Hele ki, unutmayan ve yitirmeyen bir Rabbimiz var… “Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah’ı habersiz sanma! Şüphesiz ki (Allah) onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 12/42)
Öyleyse zalimler için yaşasın cehennem! Şehitler ve iyiler için hep var olsun Cennet… inşallah.