
Toplumların dürüst ve doğru bir hayat yaşaması son derece önemli. Çünkü bir arada yaşayan insanların birbirlerine destek olmayıp birbirlerini istismar edip birbirlerini aldatması, o toplumun çöktüğünü gösterir!.. Peki, o hâlde neden toplum tam olarak çökmüş değil?.. Bunun da sebebi, hâlâ o toplumda ahlaklı ve dürüst insanların varlığının olmasıdır!..
Dürüstlük, yani olduğu gibi görünme olayı, sadece maddi konular ile sınırlı değildir. Çünkü dürüstlük, belli bir değere inanarak başkalarına aldatmamak, yanıltmamak ve onlara samimi davranmaktır. O hâlde, dürüstlüğün maddi alanda ortaya çıkması, başka eksikliklerin olmasından kaynaklanıyor. Biz, onu ahlakın eksikliği olarak ifade edebiliyoruz.
Çünkü ahlak, insanın doğru, başkalarına saygılı, hayatını iyiye ve hayra yönelik kurallar ile sürdürme özelliğidir. Yani, başkalarını kendisi gibi bilmesi ve onun haklarına saygı göstermesidir. Ahlak, sadece cinsî veya insan ilişkilerinin düzenli sürdürülmesi ile sınırlandırılamayacak kadar önemli bir değer ve özelliktir. Ahlak, önce duygularda, sonra davranışlarda ve daha sonra da hayatla ilgili çeşitli iş ve ilişkileri düzenleyici bir sosyal sistemdir. Fakat İslam’da ahlak, ilahî bilgilerin çerçevesinde bu tutum ve davranışların düzenlenmesini ifade eder. Çünkü ahlak, her davranışı belirleyici kurallara sahiptir.
Ahlak, bana göre dinin en önemli uygulamasıdır. İnsan, ahlakı bir kenara bırakınca hayat, farklı bir yöne doğru, genelde yanlışın, istismarın ve zararlı çabaların esiri ve oyuncağı hâline gelir. Ahlaki kurallar yerine getirilmeyince ihtiraslar, aldatmalar ve yalanlar hayata hâkim olmaya başlar. Aynı zamanda, dinin emirleri de havada kalıp sadece söylem hâlinde kalır. Böyle bir durum, İslam inancında söylediğini yapmayan, insanları bu yönüyle aldatan “nifak”, yani içi ve dışı bir olmayan insan karakterini ifade eder. Aslında bu statü, İslam dininde en tehlikeli insan özelliği olarak ifade edilir.
Türkiye’de her geçen gün, insan ve toplum üzerinde çok yönlü suç ve ahlak dışı olayların arttığını şahit oluyoruz. Özellikle, dinî ve geleneksel kuralların uzun yıllar hâkim olduğu böyle bir toplumun zaman içinde bu tür olumsuz bir dönüşüm geçirmesi, son derece anormal bir hadise. Toplumda, din ve ahlaki kimlik ile ortada duran insanların hak ve dürüstlük kurallarını kolayca ihlal etmesi, o dinin ve ahlakı benimseyen kitlenin kirlenmesine yol açmasına sebep olmaktadır. Zaten, din ve ahlak değerlerinin sistem tarafından sahiplenilmemiş olması da eklenince artık o toplumu ayakta tutabilecek kutsal değerlerin önemsiz hâle gelmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Çünkü ahlak dışılık ve dejenerasyon, sistematik bir şekilde bu topluma sokulmuş ve hayatın her alanını işgal eder hâle gelmiştir.
Dindarlık ve ahlak, bu toplumda sistem tarafından kültürel olarak beslenmediği ve desteklenmediği için bu değerlerin sadece halk tarafından sahiplenilmesi söz konusudur. Ayrıca, hayatın ve onu ayakta tutacak kuralların neredeyse tamamının materyalist ve seküler ülkelerin kurallarından alınmış olması ve çeşitli dindar ve milliyetçi insanlara rağmen varlığını sürdürebilmiş olması da tehlikenin büyüklüğünü göstermektedir.
Bu kadar faydasız, art niyetli, zararlı çalışmalar nasıl bu toplumda kolaylıkla gelişiyor ve insanları çeşitli yönlerden etkileyici hâle gelebiliyor? Kötü, ayrımcı, dışlayıcı ve çatışmacı anlayış ve tutumlar nasıl besleniyor ve genç insanların davranışlarında kendilerine yer bulabiliyor?
Toplumda meşru olarak kabul edilen din, ahlak ve gelenekler nasıl bazı insanlar tarafından yerle bir ediliyor ve aşağılanabiliyor? Eğer ülke yönetimi seküler ve materyalist bir anlayış ve sistemi benimsememişse bu zararlı ve bölücü eğilimler nasıl güçleniyor?.. Elbette ki bu yanlış eğilimler, toplumda menfaate, haksızlığa ve vurguna dayalı bir uygulamayı da ortaya çıkarıyor.
Bu konu, televizyon, internet mecraları, sosyal medya ve sanat adına ortaya konulan alanlarda fazlasıyla ön plana çıkıyor ve insanımıza örnek olarak gösterilen bazı “meşhur”(!)lar, yabancı düşünce, tutum ve alışkanlıkların temsilcisi olarak hayatı yönlendirmeye başlıyor!.. Bakıyoruz, bu meşhurlar kumar, uyuşturucu ve çeşitli suçları işleyerek topluma kötü örnek oluyor… Buna karşılık, doğru ve dürüst kesimlerdeki zayıflık, tembellik ve çaresizlik, bu kötü ve zararlı hareketleri güçlü hâle getiriyor!
Şu husus çok önemli bir durumu ortaya çıkarıyor ki, ahlaki değerlerin zayıf, etkisiz ve hakarete uğradığı bir toplumda, doğru tutum ve davranışların güçlenmeyi bırakın, etkili olabilme imkânı yoktur… Dolayısıyla, bu ülkenin kaderini elinde tutanların bu dejenerasyona ilgisiz kalmaları ve müdahale etmemeleri, toplumsal çöküntüyü daha belirgin bir hâle getirecektir, Allah korusun!..