islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0348
EURO
52,8879
ALTIN
6.828,95
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
16°C
İstanbul
16°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C
Perşembe Çok Bulutlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
13°C

ALLAH (st) BAĞIŞLAYANLARIN DA EN HAYIRLISIDIR

ALLAH (st) BAĞIŞLAYANLARIN DA EN HAYIRLISIDIR
11/06/2025 09:00
A+
A-

Kur’an’da bağışlama ile ilgili üç kavram var. Bunlar: Afv, safh ve ğafr.

Bunların üçü de insan hakkında kullanıldığı gibi, ‘afv ve ğafr’ daha çok Allah’ın O’nun bağışlaması hakkında geçmektedir.

Bunlar Kur’an’da bir âyette birlikte, üç âyette afv ve safh beraber, ‘safh’ ise 4 âyette tek başına geçiyor.

‘Afv’ türevleriyle birlikte 35 defa, ‘ğafr’ ve türevleri ise 233 defa yer alıyor.

Üçünün birlikte geçtiği âyet:

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Teğâbûn  64/14)

Afv; sözlükte bir şeyi almaya yönelmek, almayı istemek veya  amaçlamak denektir. Türkçe’de bildiğimiz affetmek; cezayı gerektirecek durumun izlerini yok etmek anlamına gelir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 508)

Allah’ın bir ismi olarak el-Afüvv; mübalağa ile ism-i fâil (özne isim) olarak affı sınırsız olan, benzersiz affedici, kulunu cezalandırmaktan vazgeçerek bağışlamaya yönelen demektir.

Kur’an’da dört defa el-Ğafûr, bir defa da el-Kadîr ismiyle birlikte geçiyor.

Safh; sözlükte bir nesnesinin yanı, eni demektir. (musafaha; bu kökten gelir) Bir ahlâk terimi olarak safh; birini suçundan, kabahatinden, günahından dolayı yüz çevirmemek, hoşgörmek, kınamayı, azarlamayı, bunları dile getirmeyi terketmek, kusuru yüze vurmamak demektir.

Ğafr (veya ğufran); sözlükte bir nesneyi kendisini kirden koruyacak bir şeyle kaplamak, ya da ona bir şey giydirmek, bir şeyi kirlenmekten korumak için örtmek demektir. (İbni Fâris, Mekâyîsu’l- Lügah, s: 696) (Türkçe’deki miğfer buradan gelir)

Bu kökten gelen ‘ğufrân ve mağfiret’ Allah hakkında kullanıldığında O’nun, kuluna azabın dokunmasından onu korumasıdır.

“… Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Ğufrâneke-Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” (Bekara 2/285. Ayrıca bkz: Âli İmran 3/133)

Yine bu kökten gelen ‘istiğfar’ ise; hatalardan ve günahlardan dolayı Allah’tan mağfiretin sözle veya fiille istenmesidir. (Bkz: Müzemmil 73/20. Fussilet 41/6. Nûh 71/10. Bekara 2/286. v.d.)

-Allah’a nisbetle ğafr (bağışlama)

Ğafr masdarı; korumak için örtme, yani günahın üzerini örterek kulu koruma işini ifade eder. Örten Allah, örtülen günah ve korunan da kul olunca, bunu ‘bağışlamak’ diye ifade ederiz. Bunu yapana da ‘el-Ğâfir’ denir.

Bağışlama işi çok iyi olan ve bunu çok yapan da ğafûrdur. el-Ğafûr; mübalâğalı ism-i fâil (özne isim) kalıbı olarak Allah’ın güzel isimlerinden biridir. el-Ğafûr olan Allah (cc) her çeşit günahı her durumda bağışlar.

Yine bu kökten gelen ‘el-Ğaffâr’ da mübalâğalı ism-i fâildir (özne isimdir) ve Allah’ın güzel isimlerindendir. Bu da sınırsız, mutlak bağışlayıcı, daima bağışlayan, özellikle tekrarlanan günahları bağışlayan demektir.

-İnsana nisbetle ğafr (bağışlama)

İman edip Rablerine tevekkül eden mü’minlerin bir özelliği de şudur:

“Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” (Şûrâ 42/37)

Kur’an bir kötülüğün cezasının misliyle olabileceğini, ancak affedenlerin ve hoşgürülü davrananları ödülünün Allah’a ait olduğunu söylüyor.

Takip eden âyette haksızlığa uğradığı için karşılık veren kınanmaz deniyor. Ama “Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir” (Şûrâ 42/40-43) buyuruluyor.

Allah (cc), haksızlığa karşılık verirken bile sınırı aşmaktan razı değildir. Konu kişisel bir haksızlıkla ilgili ise, bağışlama, düzeltme yoluna gitme daha güzeldir. Mağfiret (bağışlama) sahibini zarara sokmaz, bilakis şeref verir, sevap kazandırır. Bir müslüman için de fazilettir. (Komisyon, Kur’an Yolu DİB, 4/648)

Vahiy döneminde inkârcılar hem âhireti yalanlıyor, hem de bunu haber veren Peygamber’e ve buna inanan sahabelere hakaret ve alay ediyorlardı.

“Mü’minlere söyle, Allah’ın (ceza) günlerinin (eyyâmullah’ın) geleceğini ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar (mağfiret etsinler) ki Allah herhangi bir topluma (kendi) kazandığının karşılığını versin.” (Câsiye 45/14)

Müslümanlar daha önemli işleri olduğu için enerjilerini böyle önemsiz şeylere harcamaktan men edildiler. Kimsenin yaptığının yanına kâr kalmayacağı da bir teselli olarak hatırlatılıyor.

el-Afüvv, el-Ğâfir, el-Ğafûr ve el-Ğaffâr isim ve sıfatlarıyla Allah’ın sonsuz, mutlak, günahın çeşidine ve sayısına bakmaksızın sınırsız bağışlayıcı olduğunu, affetmenin ve bağışlamanın insanlar hakkında da kullanıldığını gördük. Bir âyette Rabbimiz, kendisinin “ğafirlerin-bağışlayanların en hayırlısı” olduğunu beyan ediyor. Şöyleki;

Musa (as), Tûr Dağından Tevrat levhaları ile dönünce kavminin samirinin yaptığı buzağı heykeline taptıklarını gördü. Esef etti, üzüldü, kızdı, hatta kardeşi Harun’a bunun hesabını sordu. Ancak kavmi onu da dinlememişlerdi. Sonra “Rabbim beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et, Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye dua etti. Doğru yoldan çıkan kavmine de; kötülük yaptıktan sonra tevbe edip inananları Allah’ın bağışlayabileceğini söyledi. Arkasından da;

“Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki:

«Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin?

Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin.

Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı!

Sen bağışlayanların (ğâfir’lerin) en hayırlısısın.” (A’râf 7/155)

Kaynaklardan bu buluşmanın sebebine ve sonucuna dair çelişkili rivâyetler vardır.

Belki de düştükleri küfür ve hatadan kurtulmaları için Allah (cc) Musa’ya (as) İsrailoğullarından seçilecek kimselerin buzağıya tapmalarından dolayı özür dilemelerini, geride kalanların da tevbelerinin kabulü için niyazda bulunmalarını emretmiş ve bunun için de yetmiş kişi seçmişti. (Allahu a’lem) (Elmalılı, H. Y. Hak Dinin Kur’an Dili (sad.), 4/141)

Bekara 2/54de geçtiğine göre, İsrailoğullarının bu küfürden kurtuluş keffâreti, onların birbirlerini öldürmeleri idi. Âyetin; “Musa belirlediğimiz buluşma için kavminden yetmiş kişi seçti” cümlesinden anlaşıldığına göre bu yetmiş kişiyi, İsrailoğulları’nın ileri gelenlerinden, ya da onların temsilcilerinden olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.

Bununla birlikte bu seçkinler ne yapmışlardı? Kendilerini bir titreme tutmuş ve bayılmışlardı. Acaba bunun sebebi ne idi ve nasıl gerçekleşmişti?

Tefsirciler üç ihtimalden bahsediyorlar. 1.Bunun sebebi “Ey Musa sen Allah’ı bize açıkça göstermedikçe biz sana iman etmeyeceğiz” demeleridir.

2.Musa’nın kıskanarak Harun’u öldürdüğünü iddia etmeleridir.

3.Onların, buzağıya tapanlardan uzaklaşmamaları, onlara hakkı tebliğ edip bu kötü işlerine engel olmamalarıdır. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/73)

Bu sebeple Allah’tan uğradıkları felaketle­rin kendilerinden kaldırmasını dilerken, yaptıkları günahlardan dolayı şiddetli bir sarsıntıya yakalanmıştı.

“Mûsâ (as), muhtemelen kavmiyle birlikte yanındaki yetmiş kişinin de daha önce buzağı heykeline tapmak suretiyle ağır bir suç işlediklerini dikkate alarak, “Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helak ederdin” dedi.”  (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 2/469)

“Hani Ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana kesinlikle iman etmeyiz, dediniz de hemen arkasından bakıp dururken sizi yıldırım çarptı. Sonra şükredesiniz diye sizi öldükten sonra yeniden dirilttik.” (Bekara 2/55-56) Tevbe etmeleri, bağışlanma talep etmeleri gerekirken Musa’dan böyle bir istekte bulunmaları onların kötü karakterlerini koyuyor.

Buna karşın Musa (as) ise Rabbine yöneldi, kendisi ve kavmi için rahmet ve mağfiret diledi. Bu karşılaştığı şeyin bir deneme olduğunu itiraf etti. Arkasından da bu imtihanı başarabilmek için de Allah’ın yardımını talep etti.

“Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla, bize merhamet et.

SEN BAĞIŞLAYANLARIN EN HAYIRLISISIN!

Bize, bu dünyada da iyilik yaz âhirette de. Şüphesiz biz sana döndük…” (A’râf 7/155-156)

Evet, âlemlerin Rabbi Allah bağışlayanların en iyisi, en hayırlısı, en merhametlisidir. Hem de mutlak olarak, sınırsız…

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.