islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
23°C

ALLAH (st) HEM DAHA HAYIRLIDIR HEM DE BÂKİDİR

ALLAH (st) HEM DAHA HAYIRLIDIR HEM DE BÂKİDİR
02/07/2025 09:00
A+
A-

Tâhâ Sûresi genellikle Musa’dan (as), davetin ve İsrailoğulları ile ilgili olayları anlatır. Daha ilk âyetten itibaren Musa’nın elçi olarak seçilmesinden, kendisine verilen âyetlerden (mu’cizelerden) ve elçilik görevinin ne olduğundan, kardeşi Harun ile birlikte Firavun’u ve adamlarını Hakka davetten, bu davette nasıl bir yol izlemesi gerektiğinden, onların tepkisinden ve sihirbazlarla mücadelesinden bahsediyor.

İlginçtir, Firavun Hak davete icabet ederek müslüman olacağına, Musa’ya (as); “Sen biz, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin” dedi. (Tâhâ 20/57) Böyle bir tepki şüphesiz nübüvveti anlamamaktır. Nebilerin davasının dünyalıklar, saltanat elde etmek değil, insanları kurtuluşa davet olduğunu idrak edememedir.

Firavun Musa’nın elinden gerçekleşen mu’cizeleri görünce onlara sihir (büyü) dedi ve ona karşı yarışmak için sihirbazlarını görevlendirdi. Sihirbazlar bütün marifetlerini ortaya koyarak  ipleri ve sopaları hareket ediyor gibi gösterdiler. Allah (cc) Musa’ya “Sağ elindekini (asanı) at” diye emretti. Asası büyücülerin sihirlerini yuttu. Zira büyücülerin yaptıkları hileden başka bir şey değildi.

Sihirbazlar Musa’nın asasının sihir olmadığını anlayınca secdeye kapandılar ve iman ettiler. (Tâhâ 20/65-70)

Firavun; “Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Demek ki o size büyü öğreten büyüğünüzdür. Şimdi ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma kütüklerine asacağım. Böylece kimin azabı daha şiddetli imiş göreceksiniz.” (Tâhâ 20/71)

“Bu, halkı buradan çıkarmak amacı ile şehirde planladığınız bir tuzaktır.” (A’raf 7/123) Aynı ifade burada da sunuluyor. “Bu sadece onunla sizin aranızda bir tuzak olmakla kalmıyor, aynı zamanda onun sizin lideriniz olduğu anlaşılıyor. Musa’nın bir peygamber olduğunu ispatlamak için onun asasıyla sizin sihirlerinizi bozması ve daha sonra ülkemizi ele geçirmek için, önceden, karşılaşmada ona yenilmek üzere anlaştınız.

Firavun’un tehdidi kaybettiği oyunu kazanmak için ortaya koyduğu son tuzaktı.” (Mevdûdî, E. Tefhîmu’l-Kur’an,  3/258)

İman eden sihirbazlar Firavun’un tehditlerine aldırmadılar.

“Seni, bize gelen apaçık belgelere ve bizi Yaratana tercih etmeyiz. Öyleyseyse elinden geleni yap. Sen ancak dünyada (bazı şeylere) hükmedebilirsin.

Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. ALLAH HEM DAHA HAYIRLI, HEM BÂKİDİR» dediler.” (TâHâ 20/72-73)

Sihirbazlar; kendileri Allah’tan apaçık belgeler, deliller (beyyinât) gelmişken zorba bir kralı kendilerini yoktan var edene Allah’a tercih etmeyecekllerini, ne yaparsa yapsın, hangi kararı verirse versin, baskı altında olsalar da bu imandan dönmeyeceklerini, yaptıkları hatadan tevbe ettiklerini ve bağışlanma dilediklerini beyan ettiler.

Bu ifadelerden Firavun’un sihirbazlara zorla büyü yaptırdığı anlaşılabilir.

Firavun büyücülere; “Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha devamlıdır bileceksiniz” diyerek tehdit edince, onlar; “Allah’ın itaat edenlere vereceği mükâfat senden daha hayırlı, isyan edenlere vereceği ceza ise daha devamlıdır” şeklinde cevap verdiler, ondan korkmadıklarını gösterdiler. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 8/437)

Firavun’un büyücüleri, Hakikati gördüler ve hiç bir ortağı (şerik’i) olmayan, bir ve tek, Musa’nın haber verdiği, vahiy aldığı âlemlerin Rabbi Allah’a iman ettiler. Günahlarının –belki de önceki şirk koşmalarının-, zira “Eğer galip gelen biz olur­sak herhalde bize bir mükâfat var değil mi?”-A’raf 7/113 demişlerdi) ve Firavunu’un emriyle yaptıkları hatanın, hak peygambere karşı gelmenin günahını affetmesi için Allah’a dua ettiler.

“Allah hem daha hayırlıdır, hem bâki’dir.” Bu, O’nun vereceği karşılık (ödüller) daha hayırlı ve daha kalıcıdır, Ya da ceza ve sevap bakımından daha hayırlı ve azâp bakımından daha süreklidir demektir.

Bu aynı zamanda Firavun’un; “Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu da mutlaka bileceksiniz” sözünün, tehdidinin cevabı, mü’min olan büyücülerin imandaki samimiyet ve sebatlarıdır.

Bu âyet şöyle de anlaşıldı: Eğer biz Allah’a itaat edersek, O bizim için daha hayırlıdır. İsyan edecek olursak O’nun azabı da seninkinden daha kalıcıdır. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2019. İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr; s: 913)

Büyücülerin kapleri iman melteminin rüzgârı okşamış da o yüzden böyle aslan kesilmişlerdir. Oysa aynı kalpler daha birkaç dakika öncesine kadar Firavun’un önün eğiliyorlar, onun yakınlığını, gözdeliğini kazanmayı önemli bir ganimet sayıyorlardı. Fakat bir müddet sonra güçlü bir tepki ile Firavun’un karşısına dikildiler, onun tahtını, debdebesini, lüksünü ve otoritesini hiçe saymışlardı.

“Biz seni, bize gelen açık delillere (beyyinât’a) ve bizi Yaratan’a tercih etmeyiz” dediler.

Onlar sanki şöyle demişlerdi:

“Bu Yaratan bizim için daha değerli, daha üstün, daha yüce, daha büyük ve daha uludur. Hakkımızda vereceğin hükmü ver. Dünyada bizden neyi alabileceksen o senin olsun. Senin hükmün ancak dünya hayatında geçerli olabilir. Çünkü senin otoriten bu hayatın alanı ile sınırlıdır. Bu hayatın ötesinde senin otoriten bize geçmez.

Oysa dünya hayatı ne kadar kısa ve ne kadar basittir. Senin bize çektirebileceğin işkence, bize verebileceğin ceza yüce Allah ile ilişki kurmuş ve ölümsüz, ebedi hayata ümit bağlamış bir kalbi korkutamayacak kadar basittir” dediler ve devam ettiler.

“Biz Rabbimize inandık. Ondan günahlarımızı affetmesini ve bize zorla yaptırdığın büyücülüğümüzün suçunu bağışlamasını diliyoruz. Şimdi Rabbimize iman ettiğimiz için günahlarımızı bağışlayacağını umuyoruz.

Çünkü “Allah (st) ve vereceği ödül, karşılık, ücret herkesin vereceğinden daha üstündür, daha bereketlidir ve daha kalıcıdır.

Firavun gibi bir zorbanın bizi ölümle tehdit etmesinin bir anlamı yoktur.” (Kutub, S. fî-Zılâl’il-Kur’an, 4/2343)

“Sihirbazlar iman etmeyip Firavun’u desteklemeye devam etselerdi makbul kişiler olacak, nimetler içinde yüzeceklerdi. Ancak iman gözlerini açınca bâkiyi (ebedî nimeti) fâniye (geçici olana) tercih ettiler.” (TDV Kur’an Meali, âyet açıklaması)

Arkasından da bir gerçek haber veriliyor: (Bazılarına göre bu ifadeler, sihirbazların sözlerine Allah tarafından yapılmış bir ektir. Bazılarına göre ise îman ettikten sonra sihirbazların söylediği sözlerdendir. Bkz: Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2019)

“Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr (ya da müşrik) olarak varırsa, kesinlikle ona Cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.” (TâHâ 20/74)

Ayette geçen ‘mücrim-günahkârdan kasıt küfre ve isyana bulaşmış kimsedir. Böyleleri Cehennemi hak ederler. Onlar orada ölmez, rahat yüzü görmez. Araplar; “fülânün lâ hayyün ve lâ meyyitün-falanca canlı da değil ölü de değil” derler, şayet kişi hayatından bir tad almıyorsa… (Şevkânî, M. Fethu’l-Kadîr, s: 1074. Ayrıca bkz: Nesefî, Medârik Tefsiri, 2/375)

Şair şöyle demiş:

“Söyleyin bana ölüp de bedbahtlığı sona ermeyen,

Tadı bulunan bir hayat da sürmeyen bir kimseye kim ne yapabilir?” (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/2020)

“Bu, Kur’an’da adı geçen cezaların en ağırıdır; günahkar insan, ölümü cehennem azabına tercih edecek, fakat ölüm ona gelmeyecektir. Hiç kurtulma ümidi olmaksızın sürekli azab içinde kalacaktır.” (Mevdûdî, E. Tefhîmu’l-Kur’an, 3/258)

Âyette geçen ‘mücrim’; küfre (inkâra), âsiliğe bulaşmış kimsedir.

Rabbimiz buna mukabil, hem Musa’ya (as) iman eden büyücülere, hem de bütün ihlaslı mü’minlere müjde veriyor:

Her kim de O’na sâlih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır.” (TâHâ 20/75. Ayrıca bkz: Nisâ 4/116))

Şu âyette de benzer bir müjde var:

Erkek veya kadın, kim mü’min olarak sâlih amel işlerse, elbette ona hoş bir hayata dirilteceğiz ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.“ (Nahl 16/97)

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.