
ANA ÇOCUĞUNU ATEŞE ATAMAZ ALLAH NASIL ATACAK?
Sabah namazlarını genelde Emirgan camiinde cemaatle kılarım. Namaz sonrasında, namazda İmam efendinin okuduğu ayetlerden biri veya bir kaçını ayak üstü sohbetleriyle açıklamaya çalışırım. Bazen de sorulara cevap veririm.
Cemaate devam eden kardeşlerimizden yazılım mühendisi Barış kardeş, önceleri namazlı ve dualı olan bir arkadaşının “Benim inanadığım Allah azab etmez ve yakmaz” dediğini anlattı ve duruma açıklık getirmemi istedi.
ALLAH’I KENDİ TANITIMI İLE TANIMAK
Kişinin kafasına göre oluşturduğu Allah imajına azabı sığdıramayışı doğaldır.
Böylesi yaklaşımları bizzat Peygamberimizin huzurunda dile getiren sahabiler de oldu. Onlardan birini hatıratalım:
Allah’ın Kullarına Merhameti Ananın Çocuğuna Merhametinden Daha Çoktur
İbn-ü Ömer (R.) rivayet ediyor:
“Askeri seferlerinden birinde biz de Allah’ın Resulü (S.) ile beraberdik.
Kumandası altındaki ordu ile sefer halinde iken Allah’ın Resulü bir toplulukla karşılaştı ve onlara durumlarını sordu.
– Bizler müslümanız, dediler.
Bu sırada yanında çocuğu olan bir kadın ocağında ateş yakıyordu. Ocağın ateşi iyice alevlenince çocuğu ile geri çekildi. Allah’ın Resulü’ne (S.) geldi ve şöylece sormaya başladı:
– Sen Allah’ın Peygamber’i misin?
– Evet Allah’ın Peygamberiyim.
– Anam babam sana feda olsun. Gerçekten Allah merhamet edicilerin en merhametlisi midir?
– Evet… (en merhametlisidir.)
– Allah’ın kullarına merhameti, ananın çocuğuna merhametinden daha fazla mıdır?
– Evet (daha fazladır).
–İyi ama Ya Resûlellah! ana çocuğunu ateşe atmaz; atamaz. (Allah kullarını Cehennem’e nasıl atacak?)
Kadıncağızın bu sözleri üzerine Allah’ın Resulü (S.) ağlayarak kapanırcasına yere çöktü.
Bir süre sonra kadına doğru başını kaldırdı ve şöyle buyurdu:
– Allah, (adâleti gereği) kullarından ancak ileri derecede azgın olan, kendisine isyan etmekde alabildiğine direten ve de “La ilahe illallah / Allah’tan başka ibâdet olunacak hiçbir ilâh yoktur, demekten kaçınan kullarını azâblandıracaktır.” (İ.Mace Zühd 35, Hn.4297)
İLAHİ DENEME CEZAYI GEREKTİRİR
Burada en önemli husus Allah’ı kendi kafamıza göre değil de kendisini bize tanıttığı gibi tanımamızdır. Bu konuda asliyetini koruyan tek kaynağımız Allah’ın Kitabı Kur’ândır.
Allah Kur’ânda bize kendisini Gafur, Gaffar, Rahman, Rahim, Reûf, Halîm, Settar ve Vedûd gibi bağışlayıcılık, rahmet ve sevgi sıfatlarıyla tanıtır. Rahmetiyle herşeyi kuşattığını veve merhameti kendisine görev kıldığını bildirir. Kendisinden ümit kesilmesini haram kılar.
ALLAH MERHAMETİ YÜZ PARÇAYA AYIRMIŞTIR
Peygamberimiz bu sıfatlarla işaret edilen Ilahi rahmetin büyüklüğünü açıklamak için “Allah’ın, merhametini yüz parçaya ayırdığını, bunlardan birini tüm canlılara, 99 parçasını da kendi zatına ayırdığını” dile getirir. (Buhârî, Edeb 19; Müslim, Tevbe 17, 19; Tirmizî, Daavât 99)
Böylesi bir rahmet sahibi olan Allah’ın inkârcı ve isyancı da olsa kullarını azaplandırması düşünülemez.
Ne var ki Allah en güzel kıvamda yarattığı insanları verdiği nimetler ve koyduğu yasalarla denemeye uğratmayı ve onları yargılamayı ve Cennet!le mükâfatlandırıp Cehennemle cezalandımayı dilemiştir. Çünkü O, Esmaül-Hüsnası içinde yer alan merhamet sıfatları gibi tecelli isteyen Aziz, Kahhar, Züntikam ve Şedidül-‘ikab gibi sıfatlara da maliktir.
İNSANLARI AYIRMAK GEREKİR
Erdemli bir hayat için inananlarla inkârcıların, kulca yaşayanlarlarla başlarına buyruk olanların ayrılması gerekmektedir.
Kaldıki zaba uğrayacaklar zaten ileri derecede azgın olan, kendisine isyan etmekde alabildiğine direten ve de “La ilahe illallah / Allah’tan başka ibâdet olunacak hiçbir ilâh yoktur, demekten kaçınan ve bu inkâr hal üzere ölen yani Kâfirler olacaktır.
KÂFİRLİK ÖYLE SIRADAN BIR SUÇ-GÜNAH DA DEĞİLDİR
Azap sebebi olacak Kâfirlik sonuçta Allah’ı veya Onun insan hayatını düzenlemek için koyduğu yasa nitelikli âyetlerini tanımamaktır. Tanımazken can vermektir. Açalım:
Kâfirlik öyle ömrün bir döneminde de değil, genelde bütününde işlenen ve kalbi kuşatarak mühürlenmesi/kilitlenmesine sebep olan ve üzerinde ölünen günahtır/suçtur. Bu sebeple de adalet gerek. Cennet ve Cehennem olmasa adalet ve merhamet yüklü erdemli yaşamlar nasıl armağanlandırılabilirdi? Zulümler ve sömürüler cezasız bırakılmış olmaz mıydı?
Özetlersek Allah ancak ürkek devenin sahibinden kaçtığı gibi kendisinden kaçan kâfir kulları cezalandıraktır. Ne derece günahkâr olurlarsa olsunlar yaratıcılık, yaşatıcılık ve yasa koyuculukta kendisine ortak koşmayan kulları da bağışlayacağını bildirmektedir. (Nisa 116)
MÜEBBED HAPİS VEYA ÖLÜM CEZASI
Yeryüzünde Alah’a ve onun adaleti ve rahmetine inananlar gibi inanmayanların da yönettiği dünya ülkelerine bakalım. Hukuku olmayan tek ülke var mıdır? Yani erdemlillerle suçluların aynı kefeye konulmasını savunanlar var mıdır? Zulmü engellemek için kasıtla öldürmelerde ölüm veya müebbed hapis cezaları verilmiyor mu??
Ölüm veya müebbed hapis cezası ateistler ve deistlere göre yok edici ebedi bir ceza değil mi?
Kaldıki Kur’ân’ın da açıkladığı üzere vücutlar Cennet ve Cehennem hayatına dayanıklı ve özellikli yaratılacaktır. Azab içerse de Cehennem de özgün bir yaşamı içerecektir. (Örnek olarak bak. Nisa 56; Mümin 47-50)
Sözü Kur’ân’a bırakalım:
“Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.” (Hicr 49-50)
Bizi denemeye uğratmak için ebedilik takdir ederek yaratan, Cennet’i ve Cehennem’i halk eden Allah’a hamd olsun
Ali Rıza DEMİRCAN
HOCAMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”