
Sohbetin yerini şikayet aldı.
Farkında mıyız bilmiyorum ama artık iki kişi bir araya geldiğinde konuşma çok geçmeden şikâyete dönüşüyor. Çocuklardan şikâyet, gençlerden şikâyet, eğitimden şikâyet, ekonomiden şikâyet, trafikten şikâyet… Sanki konuşacak başka bir şeyimiz kalmadı. Artık birbirimize hatıra anlatmıyor, fikir paylaşmıyor, umutlarımızı konuşmuyoruz. Birlikte en çok yaptığımız şey, eksik saymak.
Televizyonu açıyoruz; eleştiri… Haberleri izliyoruz; eleştiri… Sosyal medyaya giriyoruz; eleştiri… Kim daha çok çözüm üretmiş diye değil, kim daha sert eleştirmiş diye izliyoruz.
Sorunlarımız elbette var. Yanlışlar konuşulacak, haksızlık eleştirilecek, zulme sessiz kalınmayacak. Fakat bugün eleştiriyi de aşan başka bir noktadayız. Çözüm üretmiyoruz. Çözüm önermiyoruz. Eksik listeliyoruz. Herkes birbirinin eksiğini ezbere biliyor.
Ama kimse dönüp, “Benim eksiğim ne?” diye sormuyor.
Aynalar hep başkasına tutuluyor.
“Devir bozuluyor.” diyoruz.
Peki bozulmaması için ne yapıyoruz?
“Çocuklar değişti.” diyoruz.
Peki çocuklar bizden ne görüyor?
“Kimse sorumluluk almıyor.” diyoruz.
Peki biz sorumluluğu ne zaman üstlendik?
Yıllar önce lisede öğretmenlik yaptığım dönemde öğrencilerimden ertesi gün dolma kalem getirmelerini istemiştim. Ertesi gün sınıfın büyük bölümü getirmemişti. Sebebini sorduğumda en çok duyduğum cevap şuydu:
“Annem hatırlatmadı.”
O gün dikkatimi çeken unutulan kalem değildi. Sorumluluğun bu kadar erken yaşta başkasına bırakılmasıydı. Suçlu da hazırdı. Aradan yıllar geçti. Bugün aynı anlayışın büyümüş hâlini görüyorum.
İşi yolunda gitmeyince patron…
Çocuk başarılı olmayınca öğretmen…
Ekonomi kötü gidince devlet…
Evlilikte sorun olunca eş…
Bir aksilik olduğunda suçlanacak biri mutlaka bulunuyor. İnsan ise giderek kendisini konuşmayı unutuyor.
Kur’an’ın inşa ettiği mümin karakteri bunun tam tersidir. İnsan, önce kendi nefsiyle yüzleşmeye çağrılır. Çünkü değişim, başkasını değiştirmekle değil, kendini düzeltmekle başlar. Rabbimiz de şöyle buyurur:
“Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11) Bu ayetin yönü dışarıya değil, içeriye dönüktür. Biz ise giderek sorumluluktan çok suçluyu konuşuyoruz. Bu dili çocuklarımız da öğreniyor. Onlara “Şikâyet edin.” demiyoruz. Ama bir sorunla karşılaştığımızda ilk kimi suçladığımızı görüyorlar. Bir eksiklik olduğunda aynayı nereye tuttuğumuzu görüyorlar. Çocuk, anne babasının söylediklerinden çok, hayata karşı geliştirdiği tavrı öğreniyor. Sorumluluk da öğretilir. Mazeret de… Muhasebe de öğretilir.