
Fecr Suresi’ndeki “Kazıklar Sahibi Firavun” nitelemesinden yola çıkarak, inşa ettiğimiz bu yazı dizisinde; piramitlerin ve Krallar (Firavunlar) Vadisi’nin mimarî sırlarından, o sarsılmaz mülkü korumak adına düşülen ensest (akraba evliliği) sapıklığına kadar Firavun kibrinin (tuğyanının) röntgenini çekmiştik. Serinin bu son bölümünde ise, modern tıbbın ve genetik biliminin o tanrılık taslayan kibirli mumyalar üzerinde yaptığı asrın otopsisini ele alacağız. Bu otopsinin en sarsıcı, en ibretlik kurbanı ise şüphesiz Antik Mısır’ın en popüler Firavunu olan Tutankamon’dur.
Antik Mısır’da Firavunlar kendilerini sıradan birer fani değil, yeryüzünün tanrıları (özellikle Güneş Tanrısı Ra’nın tecellisi) olarak görüyorlardı. Bu kibir (tuğyan), beraberinde dehşetli bir sapkınlığı getirdi: “Tanrısal kanın bozulmaması” inancı. Tanrısal saydıkları o kanın halktan birinin kanıyla karışmasını “kirlenme” kabul ettiler ve sırf bu tanrılık iddiasını sürdürmek için, öz kız kardeşleriyle, hatta kendi öz kızlarıyla evlendiler (ensest).

Resim: Firavun Tutankamon’un Krallar Vadisi’ndeki gizli mezarı, Howard Carter ve birçok Mısırlı işçiden oluşan bir ekip tarafından 1922 yılında bulundu.
M.Ö. 14. yüzyılda, Mısır’ın 18. Hanedanlığı döneminde çocuk yaşta tahta geçen ve yaklaşık 9 yıl hükümdarlık yaptıktan sonra 18-19 yaşlarında ölen Tutankamon, dünya tarihinde gücüyle değil, mezarı hiç bozulmadan günümüze ulaşan tek Firavun olmasıyla tanınır. 1922 yılında Krallar Vadisi’ndeki o “ters kazık” mimarili gizli mezarından çıkarılan som altın maskesi ve paha biçilemez hazineleri, firavun ihtişamının birer sembolü olarak dünyaya sunulmuştu. Ancak modern tıp ve DNA teknolojisi o yaldızlı tabutun kapağını araladığında, insanlık tarihinin en büyük illüzyonu ve ilahî adaletin en büyük ironisi deşifre oldu.
Yapılan kapsamlı DNA ve tomografi analizleri, Tutankamon’un anne ve babasının öz abi-kardeş olduğunu kesin olarak ispatlamıştır. Sırf o sahte “tanrısal kanı” aile dışına çıkarmamak için yapılan bu ensest evlilik, genç Firavunu doğduğu gün biyolojik bir enkaza çevirmişti.
Analiz raporlarına göre yeryüzünün hâkimi, tanrının yeryüzündeki gölgesi ilan edilen bu Firavun; sol ayağındaki kemik nekrozu (doku ölümü) sebebiyle solak, çarpık ve deforme bir bacakla doğmuştu. Genç Firavun, hayatı boyunca tek bir adım dahî yardımsız atamamış, yürümek için her an bir bastona mahkûm kalmıştı. Nitekim onun bu acizliğini doğrularcasına, o ihtişamlı mezarından tam 130’dan fazla, bizzat kullandığı yıpranmış baston çıkarılmıştır. Üstelik bununla da bitmiyordu; damak yarığı, omurga eğriliği (skolyoz) ve bağışıklık sistemi yetmezliği gibi ağır genetik sakatlıklar, o tiranlığın bedenini içeriden kemiriyordu.

Resim: Tarihi Eserler Yüksek Konseyi (Supreme Council of Antiquities) tarafından sağlanan bu fotoğraf, Tutankhamun’un mumyasına yapılan bir BT (Bilgisayarlı Tomografi) taramasını göstermektedir. (Fotoğraf: Associated Press).
Kur’ân-ı Kerim, doğrudan tıbbî bir genetik terimi kullanmaz ancak firavunların bu biyolojik ve zihinsel yozlaşmasını, evlilik sapkınlıklarını ve fıtrata müdahalelerini çok net kavramlarla ortaya koyar:
İşte Kur’ân’ın feryat ettiği “Nesli ve ekini helak ettiler” hakikatinin biyolojik faturası budur! Karşımızda ordularıyla kavmini köleleştiren, kendisini mutlak otorite sayan bir ilah (!) değil; iki büklüm omurgasıyla, çürük ayağını basabilmek için elindeki bastona muhtaç, genetik olarak sakatlanmış bedbaht bir fani vardır. Musa Aleyhisselam’ın asası karşısında kibirlenen Firavun aklı, kendi sarayında yürüyebilmek için tahta bastonlara el açmıştır. İlâhî adalet, haddini aşan (tuğyan eden) o kibri, tahtın üstünde otururken, kendi öz kanıyla cezalandırmış, biyolojik bir fesat bataklığında çürütmüştür.

Resim: Çektiğimiz fotoğraf (2025), Tahrir Meydanı’ndaki meşhur Mısır Müzesi’ne aittir. Krallar Vadisinde bulunan Firavun Tutankamon’un dünyaca ünlü som altın maskesi, altın kaplama iç içe geçmiş tabutları ve mezarından çıkan 5.000’den fazla eseri, bu müzede görebilmiştim. Altın tabutlar ve lahit içi eserler, Giza Piramitlerinin yanındaki yeni Büyük Mısır Müzesi’nde sergilenmektedir.
Velhasılıkelam; Fecr Suresi’nin önümüze koyduğu Ad, Semud ve Firavun kıssaları, tarih sahnesinden çekilmiş ölü hikâyeler değildir. Bugün de yeryüzünde finansal gücüne, nükleer “kazıklarına“, teknolojik hegemonyasına güvenerek insan fıtratını bozmaya, aileyi yok etmeye, nesli helak etmeye yeltenen modern küresel firavunlar, Tutankamon’un o bastonlu mumyasına iyi bakmalıdır. Unutulmamalıdır ki; yeryüzüne ne kadar derin kazıklar çakarsanız çakın, ilâhî mizanı ve fıtratı çiğnediğiniz an kendi kanınızda, kendi teknolojinizde çürümeye mahkûmsunuzdur. Sünnetullah’ın o şaşmaz “azap kamçısı” en nihayetinde her tiranın sırtında mutlaka şaklayacaktır.