islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,5176
EURO
52,9944
ALTIN
6.644,89
BIST
14.367,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
21°C
İstanbul
21°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
21°C
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
22°C
Perşembe Yağmurlu
20°C

BİZ NASIL BİR TOPLUM OLDUK

BİZ NASIL BİR TOPLUM OLDUK
04/05/2026 09:40
A+
A-

BİZ NASIL BİR TOPLUM OLDUK

Bazan, hangi toplumda olduğumu anlamakta zorluk çekiyorum! Birçok konuda, boşluk ve belirsizlik var!  Hedeflerimiz belli değil veya herkesin farklı hedefi var! Adeta, bir sele kapılmış ve nereye gideceğimizi bilmeyen bir haldeyiz!

İlim ve Fikir Dünyamıza İlgi Yok

İlim, insanın yolunu açan ve yeni keşifler yapma imkanı veren bir alan iken, bugün ilim adamının belki de en değersiz olduğu bir zaman dilimi halinde. İlim adamının araştırma ve bulguları üzerinde toplumların yükseldiğini biliyoruz. Fakat, ilim adamı; belli siyasi, dini ve bölgesel özellikleri tabi olmadığında, hemen onu değersiz hale getiriyor ve dikkate almıyoruz! Halbuki, ilim ve fikrin görevi, bir yerlere veya bazı kişilere bağımlı olması değil, doğruya, hakikat ve değerlere bağlı olması!  Ama, toplum olarak da, bizzat kişinin fikri veya ilmi yeterliliği açısından insanları değerlendirmiyor, “hangi gruba ait” tarafına bakıyoruz. Yani, ilmi ve fikri, yukarıda söylediğim konulara olan bağlılığı nispetinde önemli veya önemsiz görüyoruz.

Halbuki dinimiz, ilim ve fikri, insanın en önem ve kıymetli çabası olarak açıklarken, bu nitelikleri; bazı grupçu ve hizipçi kutuplara bağlamının amacı ne olabilir? Olsa olsa, bir tabilik, cehalet veya art niyet!  Bu durumumuz, birçok alanda “hakikati kaybetme” tehlikesiyle bizi karşı karşıya getiriyor. Hizipçilik, kendi dışında ve kendi anlayışı dışında başkalarını kabul etmeme, değer vermeme ve ciddiye almama gibi hoş olmayan ve körü körüne hareket etme gibi bir manaya geliyor!  Ama, hem ahlakımız, hem de değerlerimiz, böyle bir anlayış ve yaklaşımı kesinlikle reddediyor.  O zaman biz, kendi değerler sistemimize göre hareket etmiyoruz.  Bir  başka yanlış tavrımız ise; doğruların bizim düşüncelerimizden kaynaklandığı şeklindeki, “bağnaz” tutumlar.

Başkalarını değerlendirirken, genel ve üniversal değerlere göre değil de, kendi görüş ve düşüncelerimize yegane ölçü kabul edip, onun dışındaki  kural ve kriterleri kabul etmemek!..

Ben bu tür tutumları, “sosyal hastalıklar” olarak adlandırıyorum. Tasavvufta da  kalp hastalıkları olarak geçiyor. Birçok alim ve psikoloğumuz, kalp hastalıklarının, bütün hastalıkların sebebi olduğunu söylüyor.

Ekonomik kazanç ve Popülerlik

Günümüzün en belirgin “değer kaynağı” maalesef ekonomik imkan ve kazançlar olmuştur. Neredeyse, hayatımızın çok büyük bir bölümü, para kazanmak ve bunun arkasından da o imkanlar ile kendimizi büyük  ve değerli görme tavrına sokmuşuz!

Parası ve mevkisi önemli olmayan kimseler, fazla önem ve itibar görmüyor. Fikir, samimiyet, bilgi ve ahlak, sanki hayatın ayrıntıları!. Halbuki, ahlak ve sosyal nitelik, hayatı güzelleştiren ve insanları birbirine yaklaştıran temel özellikler. Ama, eğitim sistemi; mesleği ve kazanca yönelmiş durumda. Bilgiler, kişiliğimizi ve ekonomik imkanlarımızı arttırma noktasında planlanıyor! Neden? Çünkü, çağdaş ve gelişmiş dünya buna göre hayatını düzenlemeye çalışıyor!  Çağdaş dünya, maddi imkan, teknoloji ve popüler  özelliklere sahip olduğu için mutlu mu? Hayır!  Yalan, iki yüzlülük, başkalarının topraklarını ve imkanlarını zorla alma gibi birçok kötü özelliklere sahip.  Bu durum, onların almış oldukları eğitim ve hayat anlayışının bir sonucu mu? Evet. O halde, neden ısrarla Batı’nın huzursuz, iki yüzlü ve güvensiz hayatını hazırlayan bilgi ve sistemleri ısrarla sürdürmeye çalışıyoruz?  Çünkü Batı, tek bildiği şey olan; aldatma, sömürme ve insanların huzurlarını ortadan kaldırmaya çalışan bir yaşama anlayışına sahip!

Elbette bu durum, onların yaşadığı sıkıntılı, baskıcı ve aldatıcı  siyasi, dini ve iktisadi sistemlerin bir sonucu. Ama, onların gerçeğini  aynen yaşamak zorunda mıyız?

Bu değerlendirmeleri yaparken, hem kendi insanımızın, körü körüne gerçek bilgi, hikmet ve ahlak değerlerinden ayrılmanın çaresizliğini ve hem de Batı’nın bu çaresizliğini ve içine düştüğü manevi ve sosyal bataklıkların, hayatı nasıl huzursuz ve maddeci hale getirdiğini anlatmaya çalışıyorum.

Sonuç olarak düşünen, geleceğini aydınlatmak isteyen ve çocuklarının ellerinden kaymamasını isteyen insanımıza şunları söylemek istiyorum: Gelin, ilmi ve sosyal araştırmalara destek vererek,  kendi hastalıklarımızın teşhisini koyup, yanlış tutum ve gidişattan kendimizi uzaklaştıralım. Elimizdeki doğru bilgi ve hayat anlayışlarını gerçekleştirmek için çaba gösterip, önümüze sosyal medya ve medya ile getirilen sahte ve yapay dünyanın ipnotize edici ve saldırgan hale getirici etkilerinden koruyalım. Asırlardır, bizi huzur ve aydınlığa götüren değer ve sistemimize sahip çıkalım.

Prof. Dr. Sami Şener

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Nuh dedi ki:

    Kurumsal islamın şekillendirdiği ve yetistirdiği insan tipolojisi budur. Bunda absürt bir durum yok. Ne ekersen onu biçersin. Hamama giren terler misali. Vesselam.