islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

DİJİTAL ÇAĞDA KUR’AN VE TEFSİR

DİJİTAL ÇAĞDA KUR’AN VE TEFSİR

DİJİTAL ÇAĞDA KUR’AN VE TEFSİR

Prof. Dr. Celal Kırca

İlahiyat fakültelerinde oluşan ve gelişen güzel bir gelenek var. Bu gelenek de genellikle her yıl yapılan Ana Bilim Dalları toplantılarıdır. Bunlardan biri de Tefsir Ana Bilim Dalı toplantısıdır. Bu toplantının 18.cisi, Kütahya’da 24-26 Nisan 2026 tarihlerinde Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nın organizatörlüğünde yapıldı.

Bu toplantıya katılmak üzere Kayseri’den Kütahya’ya gitmek üzere 23 Nisan Perşembe günü sabahı , M. Kemal Atik ile birlikte yola koyulduk ve 9 saatlik bir yolculuktan sonra Kütahya’ ya varabildik. Kütahya’da bu toplantıyı özveri ile organize eden ve “Atom karınca” gibi çalışan dekan yardımcısı Doç. Dr. Sümeyye Sevinç Hanım bizi karşıladı ve kalacağımız Konuk Evi’ne kadar da bize refakat etti. Toplantı süresince gösterdiği performansla da “Atom karınca” lakabını hak ettiğini ispatladı.

Bu toplantıların iki önemli amacı bulunuyor. Bunlardan birincisi, gönül dostlarımızla bir araya gelmek, hasret gidermek, yaşlı nesille genç nesli bir araya getirmek, tecrübe ve deneyimlerin aktarılmasını sağlamak. Dolayısıyla bu toplantılarda kimin tarafından söylediği bilinmeyen “Gönül ne kahve ister, ne kahvehane; gönül sohbet ister kahve bahane” sözüne uygun olarak katılımcılar, gönül dostları ile sohbet etmenin mutluluğunu ve huzurunu yaşarlar.

İkinci amacı ise tefsirin mevcut sorunlarını gündeme taşıyarak çözüm yollarını aramak ve görüş alışverişlerinde bulunmaktır.

Bu seneki toplantının konusu, “Dijital Çağda Kur’an ve Tefsir: İmkânlar-Sınırlar-Sorunlar” idi. Toplantı cuma günü 14.30’dabaşladı. Açılışta Vali Musa Işın; Üniversite Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak ; İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Yalçın ve bir de değerli bilim insanı Prof. Dr. Salih Tuğ vardı. Salih Tuğ’ u ilk defa talebe iken İstanbul Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Muhammed Hamidullah Bey’in 1960 ve 1970’li yıllarda verdiği konferansları dinlemeye gittiğimde onun mütercimliğini yapan biri olarak tanımıştım. Diğer mütercimi ise Yusuf Ziya Kavakçı idi. Çok sonraları, bunlardan önce Fuat Sezgin’in de Muhammed Hamidullah’a tercümanlık yaptığını öğrenmiştim.

Ben İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünde talebe iken Salih Tuğ da 1969-1970 yılları arasında enstitüye müdür olarak tayin edilmişti, bu vesile ile onu yakından tanıma imkânı da bulmuştum. İlmî kişiliği, mütevazılığı, kibarlığı ve zarafetiyle bizlere örnek olmuştu. Yurt binasında asla yapmamamız gereken bir davranışa şahit olmuş ve odamıza gelerek bizi nazik bir üslupla ikaz etmiş ve onurumuzu kıracak bir söz de söylememişti. Onun bu tavrını asla unutmadım. Salih Tuğ, daha sonra 1982 yılında bu kurumun, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne dönüşme sürecinde kurucu dekanı olarak da görev yaptı.

Ayrıca Sahih Tuğ’ un, Rektör Beyin kayınpederi olduğunu; dolayısıyla 96 yaşına (1930 doğumlu) ulaşmış bir bilim adamının, Kütahya’da Tefsir Anabilim Dalına ait bir toplantının açılışında bulunuşunun da sebebini de bu vesileyle öğrenmiş oldum. Cumartesi günü öğle arası Rektör Bey’in talebi üzerine bir gurup arkadaş, Salih Bey’i rektörlük konutunda ziyaret ettik. Bu ziyaretten onun ziyadesiyle memnun kaldığını söylemeliyim. Salih Bey’in, yaşlı olmasına rağmen bizleri ayakta karşılaması, nezaket ve zarafetinden bir şey kaybetmediğini gösteriyordu.

Rektör Süleyman Kızıltoprak’ın hem açılış, hem de kapanış konuşmaları harikaydı. Beni en çok etkileyen ve Prof. Kemal Atik’i de hüzünlendiren ve gözlerini yaşartan konuşması ise Dumlupınar Şehitliği’nde yaptığı konuşmaydı. İfrat ve tefrite kaçmadan, sadece bilimsel gerçeklere dayalı konuşması, fevkalade güzeldi hem aklımıza, hem duygularımıza hitap ediyordu. Şehitlikten ayrılırken bir katılımcı arkadaşın okuduğu Fatiha suresi ile Kemal Atik Bey’in okuduğu bir ayetin, şehitlerimizin ruhuna hediye edilişi de anlamlıydı. Süleyman Bey’in bir rektör olarak gösterdiği yakın ilgi ve mütevazı kişiliği de ayrıca takdire şayandı.

Bugüne kadar yapılan koordinasyon toplantılarında, tefsir ilminin geleneksel sorunları ele alınırken, bu seneki çalıştayın konusu “Dijital Çağda Kur’an ve Tefsir: İmkânlar-Sınırlar-Sorunlar” oluşu oldukça dikkat çekiciydi. Çoğu akademisyen için bu, yeni ve orijinal bir konuydu. Birkaç istisnası hariç sunumlardaki içerik başlığa uygundu ve bu da Tefsir koordinasyon kurulunun hazırladığı programın, iyi hazırlanmış titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu gösteriyordu. Tebliğler, Prof. Dr. Murat Kayacan hariç, hemen hemen genç akademisyenler tarafından sunuldu. Sunulan bu tebliğlerden edindiğim intiba ise beni hem heyecanlandırdı, hem de endişelendirdi.

Beni heyecanlandıran yönü, böyle bir konunun gündeme taşınması; tebliğcilerin ve özellikle de genç akademisyenlerin sergilediği performanstı. Zira daha önceki toplantılarda ele alınan konular arasında Kur’ân Tasavvurları Problemi; Modern Dönemde Kur’ân Yorumu ; Kur’ân’ın Anlaşılmasına Katkısı Açısından Kur’ân Öncesi Mekke Toplumu; Kur’ân Nüzûlünün Mekke Dönemi; Kur’ân Nüzûlünün Medine Dönemi; Medya ve Kur’ân; Kur’ân ve Sahâbe; Akademik Tefsir Çalışmaları; Geçmişten Günümüze Tefsir İlmi: Konusu, Hedefi ve Sınırları; Kur’ân ve Hayat gibi klasik konular dikkat çekiyorken; bu toplantıda yapay zeka konusunun ele alınışı, bir yenilikti. Başkanlığını yaptığım değerlendirme oturumunda ise konuşmacılar fevkalade önemli ve değerli görüş ve düşüncelerini ifade ettiler ve endişelerini belirttiler. Özelikle Prof. Dr. Ömer Kara’nın meallerle ilgili verdiği bilgi, dikkat çekici ve hayrete düşürücü bir nitelik arz ediyordu.

Beni endişelendiren husus, yapay zekânın zaman zaman bilgi ve veri hataları yapabilmesi; sahte içerik üretmesi (deepfake) ve art niyetli kişiler tarafından kötüye kullanılmaya müsait olmasıydı. Her ne kadar yapay zekâ, doğru kullanıldığında bilgiye erişimde ve veri analizinde insana büyük kolaylık sağlasa, günlük hayatı kolaylaştırsa, kaynak israfını azaltsa ve israfın önlenmesine önemli katkılar sunsa da kötüye kullanılma potansiyeline de sahipti. Nitekim akademik makale ile yüksek lisans ve doktora tezlerinin hazırlanmasında yapay zekânın ölçüsüz ve denetimsiz kullanımı, sahtekârlığa kapı aralayabilecek bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira yapay zeka sayesinde emeksiz ve zahmetsiz elde edilen bir unvan, insana bilimsel bir kişilik kazandırmadığı gibi; aksine o kişinin iradesinin zayıf olduğunu, etik değerlere ve sorumluluk bilincine yeterince sahip olmadığını da göstermektedir. Nitekim bu yolla bir unvana sahip olan kişilerin, üniversitenin akademik kalitesini düşürdüğü gibi, itibar kaybına da sebep olduğu görülmektedir.

Bunun yanında, yapay zekânın zaman zaman bilgi yanlışlıkları yaptığı da görülmektedir. Nitekim Chat GPT’ye sorduğum bir soruya, benim Ankara İlahiyat Fakültesi mezunu olduğumu söylemesi; “Batı aklını, Doğu ise vicdanını yitirdi” sözünün Muhammed İkbal’e ait olup olmadığını sorduğumda bana verdiği yanlış bilgi de buna bir örnektir. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Harun Şahin’in, Elon Musk’ın Grok yapay zekâ programına “Prof. Dr. Celal Kırca kimdir?” diye sorması üzerine, programın benim kısa öz geçmişimi verdikten sonra “hayatta değildir” ifadesini kullanması ve aynı zamanda “mevcut verilere göre hayatta kabul ediliyor” şeklinde cevap vermesi ise daha da vahim bir örnektir.

Bu cevap üzerine Harun Şahin ile yapay zekâ arasında şöyle bir diyalog geçer: Harun Şahin, “Hem Prof. Dr. Celal Kırca hayatta değildir diyorsun hem de ‘mevcut verilere göre hayatta kabul ediliyor’ diyorsun; bu bir tutarsızlık değil mi?” diye sorar. Yapay zekâ ise şu şekilde cevap verir: “Evet, önceki yanıtımda bir tutarsızlık olmuş ve bu benim hatam, özür dilerim. Hemen açıklayayım: Araştırmalarımda Prof. Dr. Celal Kırca’nın vefat ettiğine dair hiçbir resmî veya güvenilir kaynak bulamadım. ‘Hayatta değildir’ kısmını yanlışlıkla yazmışım; muhtemelen aynı isimdeki başka bir şahısla karıştırmışım. Mevcut tüm verilere göre Prof. Dr. Celal Kırca hayatta kabul ediliyor ve tutarsızlığı düzeltiyorum. Teşekkürler, işaret ettiğin için. Önceki yanıtımdaki ‘hayatta değildir’ ifadesi tamamen benim hatamdı; muhtemelen aynı isimdeki başka bir kişiyle karıştırmıştım. Tüm veriler, Prof. Dr. Celal Kırca’nın hâlâ hayatta olduğunu ve yazmaya devam ettiğini göstermektedir.” Grok yapay zekâ, cevabını şu temenni ile bitirir: “Allah uzun ömür ve sağlık versin.”

Sonuç itibarıyla “Dijital Çağda Kur’an ve Tefsir: İmkânlar-Sınırlar-Sorunlar” başlıklı bu çalıştay, tefsir ilminin yalnızca klasik birikimini korumakla yetinemeyeceğini; aynı zamanda dijital çağın epistemolojik, metodolojik ve etik meydan okumalarıyla yüzleşmek zorunda olduğunu da açıkça ortaya koymuştur. Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin, Kur’an metnine erişim, veri işleme ve mukayeseli analiz imkânlarını genişleterek tefsir çalışmalarına önemli katkılar sunabilecek bir potansiyele sahip olsa da bu potansiyelin, beraberinde bilgi doğruluğu, kaynak güvenilirliği, anlamın bağlamdan koparılması ve akademik etik ihlalleri gibi ciddi risk alanlarını da taşımaktadır.

Bu nedenle dijital araçların tefsir faaliyetlerinde kullanımı, teknoloji merkezli değil; insan merkezli, eleştirel aklı esas alan ve ilmî usûl ile ahlâkî sorumluluğu önceleyen bir paradigma içerisinde değerlendirilmesinde gereklilikten de öte bir zorunluluk bulunuyor. Aksi takdirde, bilgi üretimini kolaylaştıran bu araçlar, aynı zamanda bilginin değersizleşmesine ve ilmî disiplinlerin, ahlâkî ve etik değerlerin zayıflamasına yol açabilecek bir mahiyet arz etmektedir. Bu nedenle tefsir ilminin geleceği, dijital imkânları reddetmekte değil; bunları doğru sınırlar içinde, metodolojik bilinç ve etik sorumlulukla kullanmaktan ve anlamlandırabilmekten geçmektedir. Benim okuduklarımdan ve bu çalıştayda dinlediklerimden edindiğim intiba ve aldığım mesaj da budur.

Resimler

Toplantının açılışı

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak

Değerlendirme oturumu

Prof. Dr. Salih Tuğ

Toplantıya katılanlar

Prof. Dr. Celal Kırca ve Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak

Rektörlük Konutunda Salih Tuğ Hoca’yı ziyaret eden grup

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

Yorumlar
  1. Ahmet Ziya İbrahimoğlu dedi ki:

    Muhterem Hocam,

    Yazınızı dikkat ve itina ile okudum. Ele aldığınız meselenin, bilhassa günümüz ilahiyat çalışmaları açısından mühim ve zamanın ruhuna temas eden bir mahiyet arz ettiğini müşahede ettim. Müsadenizle, metninizi üç ana eksen etrafında değerlendirmeye çalıştım:

    1. İlim Geleneği ile Yeni Vasıtalar Arasında Denge Arayışı

    Metniniz, köklü tefsir mirasının yalnızca muhafaza edilecek bir birikim değil; aynı zamanda yeniden idrak edilmesi gereken bir emanet-i ilmiye olduğuna işaret ediyor kanaatindeyim. Bu çerçevede:

    Tefsir ilminin tarih boyunca rivayet, dirayet, usûl ve ahlâk üzerine bina edildiği,

    Dijital vasıtaların ise bu yapının yerine kaim olmayıp ancak ona hizmet eden yardımcı unsurlar olarak değerlendirilmesi gerektiği

    hususu açık biçimde temayüz etmektedir.

    Bu itibarla, bir eğitimci açısından mesele; talebeye yalnızca malumat aktarmak değil, bilginin kaynağını, usûlünü ve mesuliyetini de kavratmaktır.

    2. Yapay Zekâ Meselesi: Kolaylık mı, İmtihan mı?

    Metninizde yer verdiğiniz yapay zekâ örneklerinin -bilhassa yanlış bilgi üretimi ve iç tutarsızlıklar bakımından- dikkat çekici olduğu kanaatindeyim. Bu durum, İslâmî ilimlerde öteden beri bilinen şu kaideyi hatırlatmaktadır:

    “Malumat çokluğu, hakikat bilgisi demek değildir.”

    Bu bağlamda yapay zekâ:

    Bilgiyi süratle toplamakta, ancak hikmet üretmemekte,

    Metin ortaya koymakta, ancak mesuliyet taşımamakta,

    Cevap vermekte, ancak hesap vermemektedir.

    Bununla birlikte, doğru istimal edildiğinde ciddi kolaylıklar sağladığı da izahtan varestedir.

    Dolayısıyla eğitimciye düşen vazife; talebeye

    her bilginin güvenilir olmadığı,

    doğru görünen her ifadenin sahih kabul edilemeyeceği,

    tahkik edilmemiş bilginin ilim değil zan hükmünde olduğu

    şuurunu kazandırmaktır.

    3. Ahlâkî Zemin Olmadan İlim Ayakta Kalmaz

    Metninizin en kuvvetli yönlerinden biri, teknik bir mesele gibi görünen bir konuyu ahlâkî bir zemine oturtmasıdır. Yapay zekâ vasıtasıyla:

    Emeksiz tez yazımı,

    Kolay unvan elde edilmesi,

    İlmin itibarının zedelenmesi

    gibi tehlikelerin varlığı açıkça hissedilmektedir.

    Bu durum, klasik İslâm terbiyesinin şu esasını hatırlatmaktadır:

    “İlim, sahibine önce edep öğretir; edep yoksa o, ilim değildir.”

    Dolayısıyla meselenin özü teknoloji değil; insanın niyeti, istikameti ve mesuliyet idrakidir.

    4. Eğitimci İçin Çıkarılması Gereken Ders

    Metninizden hareketle, bir eğitimcinin şu esasları merkeze alması gerektiği anlaşılmaktadır:

    Usûl bilinci kazandırmak (nasıl anlayacağız?),

    Tahkik alışkanlığı kazandırmak (doğruyu nasıl ayırt edeceğiz?),

    Ahlâkî mesuliyet kazandırmak (niçin öğreniyoruz?),

    Teknolojiye mesafe değil, ölçü kazandırmak.

    5. Umumi Değerlendirme

    Kanaatimce yazınız, ne dijital imkânlara karşı bir çekince metni ne de bunlara kayıtsız bir teslimiyet çağrısıdır. Bilakis, insanı merkeze alan; usûlü önceleyen ve ahlâk ile kayıtlı bir ilim anlayışına davet mahiyetindedir.

    Netice itibarıyla, vasıtalar değişse de hakikate giden yolun ölçüsü değişmemektedir.

    Arz ettiğim bu değerlendirmelerin, yazınızdan istifade ile oluşan bir eğitimci kanaati olarak kabul buyurulmasını istirham ederim.

    Kaleminize bereket, ömrünüze afiyet niyaz ederim.

    Hürmet ve muhabbetlerimle

    Ahmet Ziya İbrahimoğlu

  2. mürsel gündoğdu dedi ki:

    Sevgili Hocam
    Edebi tasvir yeteneğiniz ve “Efradını cami, ağyarını mani” anlatımınız sayesinde Kütahya’da yapılan bu güzel ve oldukça önemli etkinlikten sadece haberdar olmakla kalmadık aynı zamanda kendimizi bizzat bu etkinliğe katılmış gibi hissettik. Kaleminize ve ilminize bereket. “Dijital Çağda Kur’an ve Tefsir: İmkânlar-Sınırlar-Sorunlar” başlığı çok çarpıcı, ihtiyaç hissettirici ve modern dünyanın insanlığa dayattığı suni dini meselelere dair çok kışkırtıcı olmuş. Bu ve benzeri çalışmalara hem İslam dünyasının hem de bütün insanlığın çok acil ihtiyacı var. Bu çalışmalar sayesinde tefsir ilmini geçmişe takılı kalmadan ve geçmişi ıskalamadan hem günümüzün hem de geleceğin sorunlarına çözüm arayacak şekilde usüllendirebilirsek insan hayatının merkezine daha yakın hale getirebiliriz diye düşünüyorum. Dünyanın böyle bir usül yaklaşıma hava ve su kadar ihtiyacı var.
    Acaba bu tebliğlere ulaşabilecek miyiz hocam?
    Bunlar kitaplaşıyor mu?
    Dijital ortamda bunlara erişim sağlayabiliyor muyuz?
    Emeklerinize sağlık, ilminize bereket. M. Kemal Atik Hocama hürmetlerimi iletiyorum.
    Bu toplantının yanında bendenizi heyecanlandıran diğer bir mesele de Kütahya’mızdaki ilim ehli ile devlet ricalinin böyle bir mesele etrafında kenetlenmesi, bunun vefa ile taçlanması olmuş.
    Emeği geçenler teşekkürler…