
Adalet Bakanlığı, suça sürüklenen çocuklara uygulanan ceza infazında silbaştan bir düzenleme yapıyor.
Bu düzenleme, alanında uzman isimlerin yer aldığı geniş bir komisyonla hazırlanıyormuş.
Konu son zamanlarda çok konuşuldu, çok tartışıldı.
Çünkü çocuk suçluluğu artıyor. İnsan hayrete düşüyor.
Bir yanda “çocuk” deniyor diğer yanda “katil”.
Vicdan ikiye bölünüyor. Tartışma büyüyor.
“Ceza verilmeli mi?” “Bu bir çocuk mu, yetişkin mi?”
Ama asıl sorulması gereken bence sorumluluğun ne zaman başladığı.
Modern dünya bu soruya tek bir cevap veriyor: 18.
Hukukta 18…
Çocukluk tanımında 18… Bunu net bir çizgi, kesin bir doğru kabul ettik. Ama Kur’an’ın insanı ele alışında bu çizgi başka bir yerden geçiyor.
Orada insan, yaşla değil; buluğ ve idrakle sorumluluk kazanıyor.
“Yetimleri deneyin; evlenme çağına (buluğa) eriştiklerinde, eğer onlarda olgunluk görürseniz mallarını kendilerine verin…” (Nisa Suresi, 6. ayet)
Bu ayet sadece bir hukuk düzeni değil; insanın sorumluluğa ne zaman muhatap olduğunu gösteren bir ölçü.
Ve bu ölçü, çoğu zaman düşündüğümüzden daha erken bir yere denk geliyor.
Buluğ…
Sadece bedensel bir değişim değil, idrakin kapısının aralanması.
Artık insan, yaptığını bilir. Seçtiğini fark eder. Ve yaptığıyla yüzleşebilecek bir noktaya gelir.
Bu yüzden buluğ, sadece fiziksel bir eşik değil; insanın artık yaptığıyla yüzleşebileceği andır.
Ve o andan itibaren insan, sadece dünyaya değil, vicdanına ve inancına karşı da muhataptır.
Ama bu bilinç kendiliğinden oluşmaz. Burada en büyük sorumluluk ailedir.
Çocuğa ilk yıllardan itibaren doğru farkındalığı kazandırmak, ahlaki zemini inşa etmek gerekir.
Eğer çocuk bu sürece hazırlanmadan girerse, buluğ bir olgunlaşma değil; bir savrulma olur.
Ama sağlam bir zemin kurulmuşsa, buluğ bir kopuş değil; bir uyanışa dönüşür.
Tarihe baktığımızda da bunu görüyoruz.
İlk Müslümanlardan bazıları genç yaşlardaydı.
Ali bin Ebû Talib genç yaşta, ama hakikatin yükünü taşıyabilecek bir idrakle.
Zeyd bin Harise genç yaşında sadakat ve sorumluluğuyla örnek olmuş bir isim.
Bu örnekler bize şunu hatırlatmalı;
İnsan yaşla değil, idrakle büyür. Ve idrak ertelenerek oluşmaz.
Bugün ise biz bu süreci sürekli erteliyoruz.
18 diyoruz. Hatta çoğu zaman 18 de yetmiyor; üniversite bitene kadar bile “çocuk” diyoruz.
Böylece sorumluluğu geciktirirken, olgunluğu da geciktiriyoruz.
Ama hayat gecikmiyor. Seçimler erken…Etkiler erken…Sonuçlar erken…
Sorumluluk verilmeden sonuçların geldiği bir yerde
denge kaçınılmaz olarak bozuluyor.
Sonuç olarak insan, büyüdüğü için sorumlu olmaz; sorumlu tutulmadığı için eksik kalır.
Biz, insanın ne zaman muhatap olduğunu bize öğreten ölçüyü
hayatın dışına ittiğimiz için bu karmaşayı yaşıyoruz.
Ve ne yazık ki Kur’an, hayatın her alanında yeniden ölçü ve referans kabul edilmedikçe,
bu tartışmalar da, bu savrulmalar da bitmeyecek.